Hafıza Yetersiz: Hrant için Bir Film

Datça Demokrasi Platformunun çağrısıyla, 19 Ocak'ta Saat 15.30'da Hrant Dink'i katledilişinin 19. yılında Bülent Ecevit Kültür Merkezinde anıyoruz. Programda Ümit Kıvanç'ın, Hrant'ın konuşmalarını yerleştirdiği Hafıza Yetersiz filminin yanısıra dinleti ve diğer etkinlikler de olacak...

Hafıza Yetersiz: Hrant için Bir Film

Hrant Dink:

Bilmeyeniniz yoktur ama yine de bilmeyenler (ya da yeniden hatırlamak isteyenler) için Hrant Dink’e dair, bkz: https://hrantdink.org/tr/hrant-dink/3564-hrant-dink-kimdir...

Bir 19 Ocak Daha Arifesindeyiz…

Başlarken ikibinli yılların başlarını hatırlamakta yarar var. Dünyanın pek çok başkentinden Ermeni Soykırımı Yasalarının kabul edildiği haberleri gelirken, içeride bir tuhaf saflaşma yayılıyordu! Hatırlayın: o sıralar milliyetçilik, laik-seküler kesimlere de yayılarak esiyordu. İktidara yerleşmeye çalışan AKP, daha televizyon kanallarını böyle despotça ele geçirememişti ve MHP de henüz iktidara payanda olmamıştı… ve tabii daha Asker Bürokrasinin siyasi gücü de nihayete ermemişti…

Yüksek tepelerde esen bir akıl, iktidara yerleşen AK Parti’ye karşı, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin yakınlaşarak karşı durması için senaryolar yazıyordu. Ortalık hayali düşmanlar ve hamasi nutuklardan geçilmiyordu… Paylaştığımız bu topraklarda bir arada yaşarken, öyle ya da böyle, tehcirle ya da katliamlarla milyonlarcası yok edilen, neredeyse bir avuç bıraktırılmış Ermeni Cemaati üzerinden bir tuhaf, normal zamanlarda inanılması mümkün olmayan bir fırtına estiriliyordu. Bir tarafta sağ görünümlü milliyetçi Kerinçsiz ve şürekası ile öte tarafta sol görünümlü ulusalcı Perinçek ve takımına doğru iki uç arasında yükselen faşizan bir dalga, neredeyse tüm Türkiye’yi (kelimenin tam anlamıyla) kasıp kavuruyordu…

O ise olanca sakinliği ile biçile biçile toplamı binlere düşmüş bir cemaate seslenmek üzere çıkarttığı gazetede (Agos) kalemiyle başlattığı yolculuğu, konuşmalarıyla da kitlelere yaymaya çalışıyordu. Neredeyse hemen herkesin sustuğu, beklemeyi tercih ettiği o günlerde, sanki bir hekimin ustalığı ile insanların içindeki o sertleşmiş kabuk bağlamış yaralarımızı pansuman ediyor… sabırla, sebatla ve cesaretle, karaların aklara karıştığı, doğruların yanlışlara teslim olduğu o fırtınalı süreç içinde, aklımıza ve vicdanımıza sesleniyordu.
Nasıl da sahiciydi! Kendi akıl ve vicdan süzgecinden geçirdiği cümlelerini dikkatle seçiyor, kimseleri incitmeden, o akıldışı, haysiyetsiz ayrımcılığın açmazlarını, tüm sahiciliği ile ama iyilikten de sapmadan, bize/hepimize anlatmaya çalışıyordu. Yazısını okurken, ekrandan izlerken, radyodan dinlerken… o sıcak ve bize ait olduğunu bildiğimiz merhametli dil, tam da bam telimize dokunuyor… içimizdeki iyi kalmış birşeyleri yeniden uyandırıyordu. Biliyorduk ki O, ayrımcılık duvarlarını aşmayı, kesimler arasında barış tohumlarını ekmeyi kendine misyon edinmişti.

Karşımızdaki hikaye anlatıcı…aslında karşımızda da değildi… Bizden-içimizden biriydi. Kendi içimizde bir yerlerde gizlenmiş iyilik dolu yanlarımıza nasıl da benziyordu… İçimizden biri olarak, bizim yapmaya çekinip de sakındıklarımızı yapıyor, kendini herşeyiyle ortaya koyuyordu. “Benim gidecek başka yurdum yok” diyordu. “O hamasi dille anlatılanlar doğru değil, benim senin yurdunda, ekmeğinde, suyunda gözüm yok… ölünce gömülmeyi dilediğim bu toprak, sana da bana da hepimize de yeter” diyordu.  “Ben senim, sen bensin, yok ki birbirimizden farkımız… bitsin bu ayrılık gayrılık” diyordu. Etkilenmemek mümkün değildi. Sadece bizimkilere değil, ötekilere ve berikilere de sesleniyordu… Karşımızda çırılçıplak-savunmasız bir gerçeklik içinde kendini herkese açmıştı… Karşımızda duran artık kendini bilerek ve isteyerek saldırılara karşı savunmasız bırakmış beyaz bir barış güverciniydi. En haysiyetsiz saldırılara rağmen, samimiyetinden ve nezaketinden ödün vermeden hakikatleri bir bir anlatmaya devam ediyordu. Bir bıçak sırtında adım adım ilerliyordu. Kendi hikayesinin sonunu bilip de devam eden bir güvencinin tedirginliği içindeydi!

Hafıza Yetersiz: Hrant için Bir Film

 Datça Demokrasi Platformu, 19 Ocak'ta Bülent Ecevit Kültür Merkezinde Ümit Kıvanç'ın yaptığı Hafıza Yetersiz filmini birlikte izlemeye çağırıyor...

Hafıza Yetersiz

"Hafıza Yetersiz", Hrant Dink’in sözlerinin üzerimizdeki kıymetini bizim önümüze bir kez daha olanca sahiciliği ile seriyor… Sıradan bir film değil. Hrant’ın hayatından sözleri, sesleri, olması gerektiği sırada önümüze getiriyor.  Her söz yerli yerinde, bir öncekini tamamlıyor. Hrant Dink’i hiç tanımayanlara bile o yalansız-dolansız yaşamını, mücadelesini olanca güzelliği ile önümüze seriyor.  Hrant Dink’in o adeta tılsımlı sözlerinin gücünü bize geçirmeyi bir saate sığdırarak, Hrant’ı anlatıyor… Hrant’ın yaşamını bir saate sığdırıyor…

Hafıza Yetersiz: Hrant için Bir Film

Hrant Dink Vakfının tanıtımında film şu şekilde tanıtılıyor:

“Ümit Kıvanç’ın tasarlayıp kurguladığı Hrant Dink’in sözünü renge, şekle ve sese büründürerek aktaran ‘Hafıza Yetersiz’ filmi, Hrant Dink’e ve onun sözüne yaşam alanı tanımayan ‘sistem’in nerelerde ‘hata verdiğini’ gözler önüne seriyor. Hrant Dink’i hedef haline getiren tutkusuna tanık olurken şu zor günlerde onun kendi sesinden dinleyeceğimiz Türkiye ve dünya hayalini bu filmde izleyebilirsiniz... (Tanıtım metni: Hrant Dink Vakfı bkz: https://www.agos.com.tr/tr/galeri/hafiza-yetersiz-hrant-dink-icin-bir-film-umit-kivanc-38115)"...

53 yıllık yaşam, bir saatlik filme sığar mı? Hrant’ın bizim bildiğimiz yaşamı hep iyiliklerin, güzelliklerin arayışı ile geçmiş. Karşılaştığı haksızlıkları, adaletsizlikleri hep güzellikle, iyilikle anlatmış... en zor durumlarda dahi sukunetini-suhuletini bozmamış... hani bu her babayiğidin harcı olmasa gerek! Daha doğduğu andan itibaren haksızlıkların, adaletsizliklerin içinde kalmış biri olarak, bunlara direnmeyi seçmiş… Yaşatılan kötülükleri asla kabullenmemiş... ama yanıtlarını hep iyi ve doğru kalarak vermek için de inatla, sabırla, sebat etmiş; iyiliğin, güzelliğin, insana yakışanın yanından ayrılmamaya özen göstermiş! Birçoğumuzun bilmediği, bilenlerin sürdüremediği, sabır taşını çatlatan bir mücadele hattı bu…

Film bize onu kaybettiğimizi anladığımız anda neden “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” diye hep birlikte sokaklara çıktığımızı, son bir kez olsun kendimizi onla özdeşleştirmek için neden çırpındığımızı o kadar iyi anlatıyor ki…

O bir saatlik filmde bile, isteye ötekileştirilen… sürekli haksızlıklara uğrayan bir adamın, bir halkın sabırla, sebatla, cesaretle örülmüş, samimi ve iyilik dolu mücadelesi var…

Boşuna değil ona olan özlemimiz. Bir kez daha ve inatla: "Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz"…

Yazar ibo.a.bo

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış