Ekolojik Yıkım Tercihtir

Milas Belediyesi ve Belediye Başkanı Fevzi Topuz’un söylem ve uygulamaları, CHP’nin merkezî düzeyde savunduğu kamucu-ekolojik çizgiyle açık bir uyumsuzluk sergilemektedir. Belediyenin termik santral ve madencilik faaliyetleri karşısında ön alıcı, çatışmayı göze alan ve kamusal bir direnç hattı kurmaktan kaçınması; buna karşılık çevre mücadelesini hedef alan bir dili tercih etmesi, bu açılmayı somut biçimde ortaya koymaktadır.

Ekolojik  Yıkım Tercihtir

Yerel Siyasetin Maddi Zemini Üzerine

Yerel Siyasetin Maddi Zemini ve Ekolojik Yıkım

Yerel yönetimlerin çevre politikalarına yaklaşımı çoğu zaman teknik kapasite, çevre bilinci ya da yasal yükümlülükler çerçevesinde tartışılmaktadır. Oysa ekolojik yıkımı belirleyen asıl unsur, yerel siyasetin hangi maddi ve sınıfsal zemin üzerinde yükseldiği ve hangi ekonomik çıkar ilişkileriyle eklemlendiğidir. Bu nedenle ekolojik yıkım, yönetilemeyen bir krizden çok, bilinçli olarak alınmış siyasal tercihlerin sonucudur.

Siyasetin finansmanı ve temsil ilişkileri gündeme gelmeden, ekolojik yıkımı anlamak ve önlemek mümkün değildir. Ekolojik tahribat; bireysel hataların, soyut bir “bilinç eksikliği”nin ya da kaçınılmaz kalkınma süreçlerinin ürünü değildir. Siyasal ekoloji literatürünün açık biçimde ortaya koyduğu üzere doğa tahribatı; sermaye birikim süreçleri, sınıfsal çıkarlar ve bu çıkarların siyasal temsil mekanizmalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle çevre mücadelesi, kaçınılmaz olarak siyasal iktidarın hangi toplumsal güçlere yaslandığı sorusunu gündeme getirir.

Yerel yönetimlerin çevreye ilişkin tutumları da bu maddi ilişkilerden bağımsız değildir. Bir belediyenin hangi yatırımlara karşı durduğu, hangilerine sessiz kaldığı ya da hangilerini “kaçınılmaz” ilan ettiği; çoğu zaman bütçe kısıtlarından değil, yerel siyasetin hangi ekonomik aktörlerle kurduğu ilişkiden kaynaklanır. Milas’ta tarım alanlarının, orman ekosistemlerinin ve yaşam alanlarının termik santral ve madencilik faaliyetleriyle tahrip edilmesi, bu ilişkinin istisnası değil; tipik ve öğretici bir örneğidir.

Sermaye–İktidar İlişkisi ve Tersyüz Edilen Gerçeklik

Milas’ta termik santralleri ve maden sahalarını işleten şirketler, yalnızca yerel ölçekte faaliyet gösteren aktörler değildir. Bu şirketler, merkezi iktidarın enerji ve madencilik politikalarının doğrudan muhatabı, aynı zamanda destekleyicisidir. Tarım alanlarının daralması, orman ekosistemlerinin tahribi ve su havzalarının kirlenmesi; yerelde “yatırım” adıyla sunulan ancak merkezde kurulan siyasal ve ekonomik ittifakların sonucudur.

Bu tabloya rağmen Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz’un, çevre mücadelesi yürüten yurttaşları ve inisiyatifleri “sermayeden para almakla” itham eden söylemi, gerçekliği tersyüz eden ideolojik bir işlev görmektedir. Milas’ta ekolojik yıkımın faili; köylüler, çevreciler ya da yaşam alanlarını savunan yurttaşlar değil, termik santral ve maden işletmecisi büyük sermaye gruplarıdır. Bu grupların merkezi iktidarla kurduğu finansal ve siyasal ilişkiler, kamuoyunun bilgisi dâhilindedir.

Bu koşullarda çevre hareketlerini sermaye adına hareket etmekle suçlamak, yalnızca temelsiz bir itham değil; ekolojik yıkımın gerçek sorumlularını görünmez kılan bilinçli bir siyasal manevradır. Bu söylem, yerel yönetimin sermaye–ekoloji çelişkisi karşısındaki konumunu açıklığa kavuşturmak yerine, sorumluluğu aşağıya doğru itmektedir.

Ekoloji, Emek ve Bilinçli Olarak Üretilen Bölünme

Ekolojik yıkımın sonuçları yalnızca doğayla sınırlı değildir. Tarımdan kopan köylüler, güvencesizleşen işçiler ve kent yoksulluğuna itilen emekçiler, bu tahribatın doğrudan toplumsal muhataplarıdır. Buna rağmen çevre mücadelesi, emekçi kesimlerle bağ kuramadığında siyasal olarak etkisizleşmekte ve kolayca marjinalleştirilebilmektedir.

Daha da önemlisi, çevre–emek karşıtlığı çoğu zaman doğal bir gerilim gibi sunulsa da bu karşıtlık büyük ölçüde bilinçli olarak üretilmiş bir siyasal bölme stratejisidir. İş güvencesi ile yaşam alanı savunması arasında kurulan bu sahte karşıtlık, ekolojik yıkımın gerçek faillerini perdelemekte; sorumluluğu sermayeden çok emekçiler ve yerel halk arasında paylaştırmaktadır.

Bu noktada “adil geçiş” kavramı kritik bir önem taşır. Adil geçiş, fosil yakıtlardan çıkış sürecinde yalnızca yeni istihdam alanları yaratmayı değil; emekçilerin ve yerel toplulukların dönüşümün karar süreçlerine aktif biçimde katılmasını esas alır. Ekoloji politikalarının emekle buluşmadığı her durumda, toplumsal meşruiyet üretmesi mümkün değildir.

CHP Programı ile Yerel Yönetim Pratiği Arasındaki Açılma

Cumhuriyet Halk Partisi’nin programı ve son yıllarda yayımlanan politika belgeleri; ekolojik yıkıma karşı kamucu planlamayı, üretici desteklerini ve adil geçiş politikalarını açık biçimde içermektedir. Ancak Milas’ta ortaya çıkan yerel yönetim pratiği, bu programatik hattın toplumsal karşılığını üretmekte yetersiz kalmaktadır.

Sorun yalnızca uygulama eksikliği değildir; hangi toplumsal kesimlerin temsil edildiği sorunudur. Üreticilerin, köylülerin, çevre organizasyonlarının ve güvencesiz emekçilerin karar süreçlerine dâhil edilmediği bir yerel yönetim pratiği, ekoloji söylemini kaçınılmaz olarak zayıflatır. Böylece çevre mücadelesi, geniş halk kesimlerinden kopuk ve siyasal olarak yalnızlaşmış bir alana sıkışır.

Milas Belediyesi ve Belediye Başkanı Fevzi Topuz’un söylem ve uygulamaları, CHP’nin merkezî düzeyde savunduğu kamucu-ekolojik çizgiyle açık bir uyumsuzluk sergilemektedir. Belediyenin termik santral ve madencilik faaliyetleri karşısında ön alıcı, çatışmayı göze alan ve kamusal bir direnç hattı kurmaktan kaçınması; buna karşılık çevre mücadelesini hedef alan bir dili tercih etmesi, bu açılmayı somut biçimde ortaya koymaktadır.

Akbelen Ormanı çevresindeki Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerinde bulunan 679 parsellik tarım arazisinin, 10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile linyit madenciliği için acele kamulaştırılması, kamusal gücün yaşam alanları yerine sermaye birikimi lehine kullanılmasının açık bir göstergesi olmuştur. Kararın hemen ardından köylülerin yanında CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan, CHP Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey bölgeye giderken ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı açıklama yaparken; kararın açıklanmasının üzerinden 24 saat geçmesine rağmen Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz’un ne sahaya gitmesi ne de kamuoyuna tek satır açıklama yapması dikkat çekicidir.

Aynı gün gazetecilerle bir araya gelen bir belediye başkanının, köylülerin yaşam alanları kamulaştırılırken sessiz kalması, bir ihmal değil; yerel yönetimin kamusal gücün sermaye lehine kullanımını sorgulamamayı ve bu tercihle siyasal bir çatışmaya girmemeyi bilinçli olarak seçtiğini göstermektedir. Bu tutum, CHP’nin kamucu-ekolojik programı ile Milas’taki yerel yönetim pratiği arasındaki yapısal açılmayı bütün açıklığıyla görünür kılmaktadır.

Yerel Siyasetin Maddi Zemini ve Siyasal Tercih

Yerel yönetimler, bütçe kısıtları ve merkezi idareye bağımlılık gerekçesiyle siyasal sorumluluktan muaf değildir. Aksine, bu koşullar altında alınan her karar, açık bir siyasal tercihi yansıtır. CHP Genel Merkezi, çevre mücadelesini meşru bir toplumsal muhalefet alanı olarak tanımlamakta ve yerel yönetimlerden bu mücadeleyle açık dayanışma beklemektedir.

Milas örneğinde ise sorun, yalnızca uygulama hataları değil; parti programı ile yerel siyasal yönelim arasındaki yapısal uyumsuzluktur. Çevre mücadelesini hedefe koyan söylem, yerel siyasetin maddi zeminine ilişkin sorgulamayı yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya yönlendiren bilinçli bir tercihe işaret etmektedir.

Toplumsal Zemin Kurulmadan Ekolojik Dönüşüm Mümkün Değil

Milas’ta ekolojik yıkımın önlenmesi, yerel siyasetin toplumsal zeminini yeniden kurmayı gerektirir. Belediye; sürdürülebilir, denetlenebilir ve uzun vadeli politik programlarla yerel ekonomiyi regüle edebilir. Bu politikalar yalnızca teknik değil, siyasal bir anlam taşır: yerel siyasetin finansman ve temsil zeminini sermayeden halka doğru kaydırır.

Madencilik ve enerji sektöründe çalışan işçiler için belediye öncülüğünde adil geçiş planları hazırlanmalı; sendikalar, meslek örgütleri ve çevre örgütleriyle  birlikte yeniden eğitim, kooperatifleşme ve yerel üretime geçiş programları hayata geçirilmelidir. Yerel enerji kooperatifleri ve belediye destekli yenilenebilir enerji yatırımları, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltırken belediyenin gelir yapısını da dönüştürebilir.

Bununla birlikte, yerel siyasetin finansman kaynaklarında şeffaflık sağlanmadıkça ekoloji politikalarının sınırları da dar kalacaktır. Sermaye ile kurulan ilişkiler kamusal denetime açılmalıdır.

Ekoloji Mücadelesi, Siyasal Konumlanma Meselesidir

Milas’ta yaşanan ekolojik yıkım, kişisel niyetlerle ya da teknik yetersizliklerle açıklanamaz. Sorun, yerel siyasetin hangi maddi ve sınıfsal zemine yaslandığıyla ilgilidir. Ekoloji mücadelesi, üreticiyle, emekle ve yerel halkla birleşmediği sürece kalıcı kazanımlar elde edemez.

CHP açısından mesele açıktır: Parti programı ile yerel uygulamalar arasındaki bu açılma derinleştikçe, ekoloji politikası inandırıcılığını yitirmektedir. Milas örneği, ekoloji mücadelesinin sermaye ile halk arasındaki tercihin adı olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu tercihin ertelenmesi ya da bulanıklaştırılması, ekolojik yıkımın sürmesine zemin hazırlamaktan başka bir sonuç üretmez.

CHP açısından mesele açıktır: Parti programı ile yerel uygulamalar arasındaki bu açılma derinleştikçe, ekoloji politikası toplumsal inandırıcılığını yitirmektedir. Bu yalnızca yerel yöneticilerin değil; parti örgütlerinin, tabanın ve toplumsal muhalefetle bağ kurma iddiasındaki tüm siyasal aktörlerin sorumluluğudur.

Milas örneği, ekoloji mücadelesinin sermaye ile halk arasındaki tercihin adı olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu tercihin ertelenmesi ya da bulanıklaştırılması, ekolojik yıkımın sürmesine zemin hazırlamaktan başka bir sonuç üretmez.

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış