Noam Chomsky, 2023 Haziran’ında geçirdiği ağır bir beyin kanaması sonrasında kamusal entelektüel yaşamdan büyük ölçüde çekildi. Tedavi süreci 2023–2024 boyunca Brezilya’da devam etti; 2024 yılında hastaneden taburcu edildiği bilgisi paylaşıldı. Güvenilir kaynaklara göre konuşma yetisi ciddi biçimde zarar gördü, yürüme kabiliyeti de büyük ölçüde kısıtlandı. Bu nedenle Chomsky artık konferanslara katılamıyor, röportaj vermiyor ve kamuoyu önünde aktif bir figür olarak görünmüyor. Zaman zaman dolaşıma giren ölüm haberleri doğrulanmadı; Chomsky hayatta, ancak düşünsel çalışmalarını fiilen tamamlamış bir evrede bulunuyor.
Chomsky’nin adı, Jeffrey Epstein belgelerinde 2015–2017 yılları arasında gerçekleşen sınırlı ama tartışmalı temaslar nedeniyle yer aldı. Belgeler, Epstein’la birden fazla görüşme yapıldığını, bu görüşmelerin bir kısmının Epstein’ın özel konutlarında gerçekleştiğini ve temasların entelektüel–politik sohbetler çerçevesinde sunulduğunu gösteriyor. Bu bağlamda öne çıkan örneklerden biri, Chomsky’nin eski İsrail başbakanı Ehud Barak ile yaptığı görüşmedir; belgeler ve Chomsky’nin kendi açıklamaları, bu buluşmanın Epstein’ın aracılığıyla organize edildiğini ortaya koyar. Dosyalarda Chomsky’ye yöneltilmiş herhangi bir hukuki suçlama, para transferi ya da finansal bağ yoktur. Tartışma bu nedenle hukuki değil, etik bir düzlemde yoğunlaşır: mesele neyin söylendiği kadar, hangi ilişki ağı içinde söylendiğidir.
Burada ortaya çıkan kırılma, Chomsky’nin uzun yıllardır savunduğu “konuşmak meşrudur” ilkesinin sınırlarını görünür kılar. Chomsky için güç merkezleriyle konuşmak, uzlaşmak ya da meşrulaştırmak değil; söylemleri kayda geçirmek, çelişkileri açığa çıkarmak ve eleştiriyi güçlendirmek anlamına gelir. Düşmanla konuşmak, düşmanın dilini kutsamak değil, onu çözümlemenin bir yoludur. Ancak Epstein vakası, konuşmanın doğrudan güçle değil, gücü ve prestiji birbirine bağlayan bir aracı üzerinden gerçekleştiği durumlarda bu ilkenin etik olarak çatlayabileceğini gösterir. Sorun konuşmanın içeriğinde değil, konuşmanın dolaşıma girdiği ağdadır; burada söz, istemeden de olsa sembolik bir meşruiyet transferinin parçası haline gelir.
Chomsky, belgelerin kamuoyuna yansımasının ardından gazetecilere verdiği yazılı yanıtlarda bu temasları inkâr etmedi. Görüşmeleri “entelektüel ve politik” olarak tanımladı; herhangi bir suç unsuru, gizli anlaşma ya da finansal ilişki bulunmadığını vurguladı. Aynı zamanda Epstein’ın bazı görüşmelerde aracı veya kolaylaştırıcı rol oynadığını kabul etti ve Barak’la yaptığı görüşmenin bu çerçevede ayarlandığını belirtti. İlk kez bu aşamada geriye dönük bir değerlendirme yaparak, söz konusu temaslar için “bugün bakıldığında bunun bir hata olduğunu” ifade etti. Bu kabul, ilkenin inkârı değil; ilkenin mutlak olmadığının, bağlam ve aracılar söz konusu olduğunda yeniden düşünülmesi gerektiğinin teslimidir.
Bu noktada mesele, Chomsky’yi savunmak ya da mahkûm etmekten çok, onu kendi düşünsel yöntemi içinde anlamaya çalışmaktır. Chomsky’nin Epstein’la kurduğu temas, ne çocuk istismarına dair bir körlük ne de Epstein’ı aklamaya dönük bir niyetin uzantısıdır. Daha çok, güç sahiplerini içeriden çözümleme arzusunun, yanlış bir araç seçimiyle birleştiği bir örnek olarak okunmalıdır. Ehud Barak gibi figürlerle temas, Chomsky açısından uzlaşma değil, devlet aklını teşhir etme amacı taşır; Epstein ise bu süreçte amaç değil, hatalı bir kolaylaştırıcıdır. Hata niyette değil, yöntemdedir.
Bu hata, Chomsky’nin yarım yüzyılı aşan düşünsel mirasını ortadan kaldırmaz. Tıpkı Yılmaz Güney’in kişisel hayatındaki şiddetin, onun sinemasını bütünüyle hükümsüz kılmaması gibi, Chomsky’nin bu etik yanlışı da düşüncelerini silmez. Ancak iz bırakır. Eser–fail ayrımı burada ne toptan aklama ne de iptal üretir; aksine, daha dikkatli, daha temkinli bir okuma talep eder. Chomsky’nin kendisi de iktidar üzerine yazılarında entelektüelin güçle temasının kaçınılmaz olarak bir kirlenme riski taşıdığını, bu riskin inkâr edilmemesi gerektiğini defalarca vurgulamıştır. Epstein dosyası, bu uyarının soyut bir ilke değil, bizzat kendi pratiğinde sınanan somut bir problem olduğunu gösterir.
Bu metin, bir düşünürü sevmekle onu eleştirmek arasındaki o huzursuz ama verimli bağla ilgilidir. Epstein meselesi, Chomsky’nin söylediklerini geçersiz kılmaz; ama onları otomatik olarak sahiplenmeyi de zorlaştırır. Belki de asıl mesele budur: sevdiğimiz, güvendiğimiz, düşüncelerimizde iz bırakmış isimlerle kurduğumuz ilişkinin çocukça bir sadakat mi, yoksa yetişkin bir sorumluluk mu olduğu. Buradaki etik tutum, savunma ile eleştiri arasında bir tercih yapmak değil, eleştiriyi sadakatin içinden geçirebilmeyi göze almaktır. Bu yazı, bir hesaplaşma ya da ayrılık talep etmiyor; Chomsky’yle kurulan ilişkinin artık daha dikkatli, daha uyanık ve daha zahmetli bir yakınlıkla sürdürülmesi gerektiğini söylüyor.
Yorumlar (1)
Derya Deniz
1 ay önce / 06.02.2026Comski, insanlığın adalet, eşitlik, özgürlük arayışında mutlaka başvuracağı eserler üretmiş, dikkate alınması gereken iyi bir düşünür. Anlatılanının bir hata olduğunu da kabullenmiş. Ondan beklendiği gibi başkalarının yaptığından daha fazla kendini didiklediğinden olsa gerek: Epstiyn aracılığı ile kurduğu bağlantıları bir hata olarak da değerlendirmekte. Bu değerlendirme onun değerini azaltmıyor, tersine daha da artırıyor, aslında. Yazar da bence doğru okumuş, olanı biteni. Güzel bir yazı. Teşekkürler.
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla