Soygunun Estetiği
Soygunun en mahsuncası, en makulü, en “uygar”ı, en “bilimsel”i organize biçimde halkı soymaktır.
Bankaya silah dayamayın, lütfen. Markete maske takıp “para verin” diye bağırmayın. Bakkalın tezgâhından bir dilim ekmek bile aşırmayın. Çünkü bunların hepsinin “sahibi” vardır ve sistem o sahipleri neredeyse anne şefkatiyle korur. Cezası ağırdır, hapishanesi pırıl pırıl, kamuoyu ise ahlâk abidesi kesilir. “Hırsız!” diye bağırırlar, “Haydut!” diye ahlâk dersi verirler. Ne de olsa küçük hırsızlık ayıptır, büyük hırsızlık ise… “ekonomi”dir.
Peki halkı sistematik olarak nasıl soyarsınız?
Tabii ki sisteme dahil olarak. Başka türlü mümkün değildir. Çünkü sistem, halkın parasını “koruma” altına alır ki onu daha düzenli, daha meşru, daha kesintisiz, daha… “sürdürülebilir” şekilde soyabilsin. Bu soygunun modern, şık ve son derece “bilimsel” adı liberal soygun sistemidir. Halk, kendini koruyanlar tarafından soyulur. Ne kadar da incelikli, ne kadar da “ileri” bir düzen, değil mi?
Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi: Beyliğin haberi ve izni olmadan haramiler kervana saldıramazdı. Kervan soyulacaksa, o soygun “resmî” olurdu. Vergi, haraç, avarız, tekâlif-i örfiyye… Hepsi meşru kılıfla, hatta biraz da “devlet hikmeti” sosuyla yapılırdı. Bugün de aynıdır. Sadece isimler değişmiştir. Artık daha modern, daha “teknik”, daha “bağımsız” isimler kullanıyoruz. Ne büyük bir medeniyet sıçraması!
Modern Haramilerin Üniforması
Bir merkez bankası düşünün. Para basma yetkisi elinde, neredeyse sihirli bir değnek. “Enflasyon” diye bir şey var. Paranın değerini eritir, halkın cebindeki birikimi sessizce, zarifçe, kimseye hissettirmeden buharlaştırır. Emekli maaşının alım gücü her yıl biraz daha küçülür. Asgari ücret “artar” gibi görünür ama market raflarında erir. Kimse silah çekmez, kimse “dur” demez. Çünkü bu soygun artık “para politikası” adını taşır. Ne kadar da saygın, ne kadar da “bağımsız” bir üniforma!
Faiz mekanizması başka bir şaheserdir. Bankalar, halkın tasarrufunu büyük bir nezaketle toplar, sonra aynı halka daha yüksek faizle borç verir. Aradaki farkı “risk primi” diye cebine atar. Sistem o kadar kusursuzdur ki, borçlu olan halk, alacaklı olan bankayı “koruması” için devlete yalvarır. Kriz anında bankalar kurtarılır, halkın vergisiyle. “Sistemik risk” var diye. Tabii, sistem batmasın ki soygun devam etsin. Ne kadar da mantıklı, ne kadar da “sorumlu” bir yaklaşım!
Vergi sistemi ise soygunun en zarif, en kibar, en “kamusal” hâlidir. Kazandığınız her kuruştan önce devlet “payını” alır. KDV, ÖTV, gelir vergisi, kurumlar vergisi… Zincirleme, kesintisiz, neredeyse romantik bir soygun. Ekmek alırken de, benzin alırken de, telefon konuşurken de soyulursunuz. “Kamu hizmeti” diye pazarlanır. Ama o kamu hizmetinin büyük kısmı, sistemi ayakta tutanların maaşlarına, ihalelerine, teşviklerine akar. Ne kadar da “halkçı” bir hizmet, değil mi?
Tekeller ve oligopoller bir başka katmandır. Enerji, telekomünikasyon, gıda dağıtımı, ilaç… Birkaç elin kontrolünde. Fiyatlar “piyasa koşulları” gerekçesiyle yükselir. Halk şikâyet eder, ama sistem “serbest piyasa” der. Oysa o piyasa, giriş engelleriyle, lisanslarla, regülasyonlarla korunmuş bir av sahasıdır. Haramiler, beylikten izin almışlardır. Üstelik “yatırımcı” ve “iş insanı” ünvanıyla. Ne kadar da onurlu, ne kadar da “değer üreten” bir unvan!
Kervanın Güvenliği
Osmanlı’da kervan, devletin koruması altındaydı. Haramiler saldıramazdı çünkü devlet o kervanın vergisini alırdı. Bugün de aynı mantık işler. Halkın parası bankalarda, sigorta şirketlerinde, emeklilik fonlarında “güvende” tutulur. O güvenlik, soygunun sürekliliğini sağlar. Ne kadar da düşünceli, ne kadar da “istikrarlı” bir koruma!
Bir kriz çıkar. “Sistemik risk” denir. Milyarlarca lira, dolar, euro halkın cebinden çekilir, büyük kurumlara aktarılır. “Batmasınlar” diye. Çünkü onlar batarsa sistem batar. Sistem batmasın ki soygun devam etsin. Medya, akademi, düşünce kuruluşları bu soygunu “ekonomi bilimi” diye meşrulaştırır. “Enflasyon hedeflemesi”, “bağımsız merkez bankası”, “mali disiplin”… Hepsi aynı masalın farklı, çok daha şık, çok daha “teknik” bölümleridir. Halk, “bu işler böyle yürür” diye ikna edilir. İtiraz edenler “popülist”, “cahil”, “ekonomi bilmez” diye yaftalanır. Ne kadar da bilimsel, ne kadar da “nesnel” bir yaftalama!

Soygunun Estetiği
En tehlikeli soygun, soygun olduğunu inkâr edendir.
Silahlı soyguncu utanç duyar, kaçar, saklanır. Organize soyguncu ise gülümser, konferans verir, ödül alır. “Reform” yapar, “yapısal dönüşüm” sağlar, “sürdürülebilir büyüme” vaat eder. Halkın cebinden çıkan her kuruş, “milli menfaat” diye paketlenir. Ne kadar da vatansever, ne kadar da “kalkınmacı” bir paketleme!
Bir ekmek çalan çocuk hırsızdır.
Bir milletin birikimini enflasyonla eritenler ise “para politikası kurulu”dur.
Bir bakkalı soyan adam hapiste yatar.
Bir ülkenin kaynaklarını ihalelerle, teşviklerle, imtiyazlarla aktaranlar ise “yatırımcı”dır, “iş insanı”dır, “kamu-özel işbirliği”nin mimarıdır.
Bu sistemin adı liberal soygun sistemidir.
Kendini koruyanlar tarafından soyulur halk.
Ve en acısı da şudur: Halk, çoğu zaman, soyguncularını alkışlar. Çünkü soygun o kadar zarif, o kadar meşru, o kadar “bilimsel”dir ki, soygun olduğunu görmek bile bir cesaret ister.
Kervan ilerler.
Haramilere izin verilmiştir.
Beylik de, soygundan payını alır.
Ne kadar da medeni, ne kadar da “ileri”, ne kadar da “uygar” bir düzen, değil mi?
Yorumlar (0)