Kürtçe TRT- 6’da Anadil – Mecliste Bilinmeyen Dil
Türkiye’de dil, anlaşılsın diye değil, anlaşılmasın diye icat edilmiş bir devlet sanatıdır. Resmî ideoloji, dilin bir iletişim aracı olduğunu hâlâ iddia eder; oysa pratikte dil, bir “anlaşmazlık aracı” olarak çalışır. Kanunlar Türkçe yazılır ama kimse anlamaz. Anayasa “herkes eşittir” der, sonra “ama sen Kürtçe konuşma” diye ekler. Bu çelişki o kadar yaman ki, artık absürtlük seviyesine çıkmış, devlet aklı yerini devlet saçmalığına bırakmıştır.
Bir yanda TRT Kürdi var. Devletin resmî televizyonu. Günde 24 saat, kesintisiz Kürtçe yayın. Haber, dizi, belgesel, çocuk programı… Her şey Kürtçe. Devlet bütçesinden para ayrılıyor, stüdyolar kuruluyor, sunucular yetiştiriliyor, antenler dikiliyor. Yani devlet, “Bu dil vardır, bu dil konuşulur, bu dille yayın yapılır” diye resmen kabul ediyor. Hatta “Bu dil o kadar önemlidir ki, biz onu 24 saat yayında tutacağız” diyor. Güzel. Mantıklı. Demokratik. Modern.
Öbür yanda ise Türkiye Büyük Millet Meclisi var. Aynı devletin meclisi. Bir vekil ayağa kalkıp Kürtçe bir cümle kuruyor. Ne oluyor? Mikrofonlar susturuluyor, “Türkçe konuş!” uyarısı geliyor, tutanaklara “bilinmeyen bir dilde konuşuldu” ibaresi düşülüyor. Bilinmeyen dil. Yani TRT’nin 24 saat yayın yaptığı dil, mecliste “bilinmeyen” oluyor. Aynı dil. Aynı ülke. Aynı devlet. Aynı bütçe. Aynı bayrak. Ama bir yerde “resmî yayın dili”, diğer yerde “meçhul lisan”.
Bu nasıl bir mantıktır? Eğer Kürtçe bilinmeyen bir dilse, neden devlet milyonlar harcayıp TRT Kürdi’yi finanse ediyor? Bilinmeyen bir dile para yatırmak, bilinmeyen bir gezegene uydu fırlatmaya benzer. “Biz bu dili bilmiyoruz ama 24 saat yayın yapıyoruz” demek, “Biz bu parayı çöpe atıyoruz ama gururla atıyoruz” demektir. Yok eğer Kürtçe bu ülkede konuşulan, yaşayan, milyonlarca insanın anadili olan bir dilse, neden mecliste “bilinmeyen dil” diye tutanağa geçiyor? O zaman tutanaklara “bilinen ama işimize gelmeyen dil” yazılmalı. Daha dürüst olur.
Bu çelişki, Türkiye’nin klasik “hem var hem yok” siyasetinin en parlak örneklerinden biridir. Kürtçe vardır; çünkü TRT Kürdi vardır. Kürtçe yoktur; çünkü mecliste konuşulamaz. Kürtçe önemlidir; çünkü devlet kanalı açılmıştır. Kürtçe tehlikelidir; çünkü vekilin ağzından çıkınca “bilinmeyen dil” olur. Sanki dil, meclis kapısından girerken sihirli bir dönüşüme uğruyor. Kapının dışında “resmî yayın dili”, kapının içinde “gizli kod”. Belki de meclisin kapısında gizli bir “dil çevirici” vardır: Dışarıda Kürtçe, içeriye girince otomatik olarak “bilinmeyen dil”e dönüşüyor.
Muktedirin aklı bu noktada yerini absürtlüğe terk eder. Çünkü bu artık akıl değil, akıl tutulmasıdır. Bir dil hem fonlanıp hem yasaklanamaz. Hem teşvik edilip hem cezalandırılamaz. Hem “yayın yapın” deyip hem “konuşmayın” denemez. Bu, bir insanın sabah “sen benim kardeşimsin” deyip akşam “sen kimsin, tanımıyorum” demesine benzer. Ve bu tutarsızlık o kadar uzun süredir devam ediyor ki, artık kimse şaşırmıyor. Halk alışmış. “Yine aynı film” diyor. “TRT’de Kürtçe, mecliste bilinmeyen dil.” Klasik.
Muktedir, Kürtçeyi “bilinmeyen dil” diye tutanağa geçirirken, aynı anda TRT Kürdi’de o “bilinmeyen dil”le haber okuyor. Yani devlet, kendi eliyle “bilinmeyen” diye kayıt altına aldığı dili, kendi televizyonunda 24 saat “bilinen” hale getiriyor. Bu, bir insanın kendi gölgesinden korkup sonra gölgesine lamba tutmasına benzer. “Korkuyorum ama aydınlatıyorum.” “Yasaklıyorum ama yayınlıyorum.” “Yok sayıyorum ama fonluyorum.”

Anlaşılmasın Diye Hukuk
Bu absürtlük, hukukun anlaşılmaz olmasının da temel kaynaklarından biridir. Çünkü hukuk, tutarlılık üzerine kurulur. Tutarlılık yoksa hukuk, sadece kâğıt üzerinde yazılmış bir metin yığınına dönüşür. Kanun “herkes kendi dilinde savunma yapabilir” der, ama pratikte “mecliste bile yapamazsın” denir. Anayasa “eşitlik” der, ama eşitlik meclis kürsüsünde durur. Bu durumda hukuk, anlaşılmak için değil, “anlaşılmasın” diye yazılmış gibidir. Anlaşılırsa çelişki ortaya çıkar. Anlaşılmazsa herkes “devlet bilir” deyip susar.
Sonuç olarak, Türkiye’de dil meselesi artık bir dil meselesi değil, bir absürtlük meselesidir. TRT Kürdi 24 saat yayın yaparken mecliste “bilinmeyen dil” kaydı düşülmesi, devlet aklının iflas ilanıdır. Bu, ciddiyetten uzak, ciddiyeti alaya alan bir durumdur. Ve bu durum, “ülkemizin yaman çelişkilere ev sahipliği yaptığı” gerçeğini bir kez daha kanıtlar. Ama bu kez çelişki o kadar yamandır ki, artık gülmekten başka bir şey gelmez insanın elinden.
Belki de bir gün, mecliste “bilinmeyen dil” diye tutanağa geçen o cümleler, TRT Kürdi’de “günün sözü” olarak yayınlanır. O zaman devlet, kendi absürtlüğünü kendi televizyonunda izler. Ve belki o zaman, “devlet aklı” diye bir şeyin gerçekten olup olmadığını bir kez daha düşünürüz. Ama o zamana kadar, TRT Kürdi yayınını açık tutsun, mecliste de “bilinmeyen dil” tutanakları yazılmaya devam etsin. Absürtlük, bu kadar tutarlı olursa, artık o da bir tür tutarlılık sayılır.
Yorumlar (0)