Venceremos: Biz Kazanacağız
Salvador Allende’nin 4 Eylül 1970’te Şili başkanı seçilmesi, Latin Amerika tarihinin en özgün ve tartışmalı siyasi deneylerinden birinin başlangıcı oldu. Üç adaylı bir yarışta oyların yüzde 36,3’ünü alan Allende, Unidad Popular (Halk Birliği) koalisyonunun adayı olarak sandıktan çıkmıştı. Hiçbir aday mutlak çoğunluğu sağlayamadığı için Kongre’nin onayına ihtiyaç duyulmuş, 24 Ekim’de Kongre Allende’yi resmen başkan ilan etmişti. Böylece Şili, Batı Yarımküre’de demokratik yollarla iktidara gelen ilk Marksist başkanı tanımış oluyordu.
Allende 1970 yılından önce 1952, 1958 ve 1964 seçimlerinde yine başkan adayı olmuş ancak kazanamamıştı. 1967 yılından beri Senato Başkanı olarak görev yapmaktaydı.
Allende ve destekçileri bu süreci “Şili yolu” olarak adlandırıyordu. Amaç, silahlı mücadele yerine anayasal çerçeve içinde, seçim sandığı ve yasal kurumlar aracılığıyla sosyalist bir dönüşüm gerçekleştirmekti. Bu, hem Küba modelinden hem de Avrupa sosyal demokrasisinden ayrılan radikal bir demokratik geçiş deneyiydi. Allende, iktidarın yalnızca devlet aygıtının ele geçirilmesiyle değil, işçilerin, köylülerin ve halk kesimlerinin örgütlü katılımıyla tabandan yeniden inşa edileceğini savunuyordu. “Pueblo nihayet hükümete ulaştı ve ulusun kaderinin yönetimini ele aldı” sözleriyle özetlenen bu yaklaşım, kurumsal demokrasi ile toplumsal mobilizasyonu birleştirmeye çalışıyordu.

Hükümetin ilk döneminde somut adımlar atıldı. Bakır madenlerinin millileştirilmesi Kongre’de oybirliğiyle kabul edildi; büyük toprak sahiplerinin elindeki latifundialar kamulaştırılarak köylü kooperatiflerine devredildi. Bankacılık ve bazı stratejik sanayi kuruluşları toplumsal mülkiyet alanına alındı. Ücretler artırıldı, fiyatlar donduruldu, çocuklara ücretsiz süt dağıtımı ve eğitim alanındaki genişleme programları hayata geçirildi. İşçi yönetimine açılan fabrikalar ve mahalle örgütlenmeleri, “tabandan demokrasi” iddiasını somutlaştırıyordu. İlk yıl ekonomik büyüme ve halk kesimlerinin alım gücünde belirgin bir artış görüldü; Allende’nin popülaritesi yüzde 50’ye yaklaşAncak deney hızla çelişkilerle karşılaştı. Parlamento çoğunluğuna sahip olmayan hükümet, muhalefetin ve yargı organlarının direnciyle yüz yüze kaldı. Ekonomide enflasyon hızla yükseldi, üretim düştü, gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlıklar baş gösterdi. Orta sınıflar ve girişimciler arasında kaygı arttı. Solun kendi içinde de radikal kanatlar ile ılımlılar arasında gerilim yaşandı. Tır şoförlerinin uzun süreli grevleri, muhalefetin sokak eylemleri ve sürekli propaganda bombardımanı toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi.
Bu iç dinamiklere dış müdahale de eklendi. Kasım 1970'de Küba ile diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması ve Fidel Castro ile iyi ilişkiler geliştirmesi üzerine ABD tarafından hedef haline getirildi.
Amerika Birleşik Devletleri, Richard Nixon yönetimi döneminde Allende hükümetini açıkça düşman ilan etti. Nixon ve Henry Kissinger, “ekonomiyi çığlık attırmak” talimatıyla Şili’ye yönelik bir istikrar bozma politikası izledi. Krediler kesildi, uluslararası finans kuruluşlarından destek engellendi, muhalefet partilerine ve El Mercurio gibi gazetelere gizli fonlar aktarıldı. CIA, askeri çevrelerle temasını sürdürdü ve darbe ikliminin oluşmasına katkıda bulundu. Resmi soruşturmalar, 11 Eylül 1973 darbesinde ABD’nin doğrudan operasyonel katılımını kanıtlayamamış olsa da, Washington’un koşulları bilinçli biçimde yarattığı ve Pinochet rejimini hemen desteklediği belgelerle sabittir.
11 Eylül 1973 sabahı ordu, hava kuvvetlerinin La Moneda Sarayı’nı bombalamasıyla darbeyi tamamladı. Allende, son radyo konuşmasında halka direniş çağrısı yaptıktan sonra sarayı savundu ve yaşamını yitirdi. Yerine geçen General Augusto Pinochet, on yedi yıl sürecek baskıcı bir diktatörlük kurdu. Binlerce insan öldürüldü, kaybedildi veya işkence gördü; demokratik kurumlar tasfiye edildi.
Allende deneyimi, demokratik yollarla radikal bir toplumsal dönüşümün mümkün olup olmadığını tartışmaya açtı. Bazılarına göre ekonomik yönetimin hataları ve kutuplaşma, deneyin kendi içinden çökmesine yol açtı. Başkalarına göre ise emperyalist müdahale ve yerel oligarşinin direnci, barışçıl bir alternatifin gelişmesine izin vermedi. Her iki yorum da, 1970-1973 arasının yalnızca bir hükümet dönemi değil, radikal demokrasinin sınırlarını test eden tarihsel bir laboratuvar olduğunu gösterir. Bu laboratuvar, Pinochet’nin faşist darbesiyle kanlı biçimde kapatıldı; ancak yarattığı sorular, yarım yüzyıl sonra hâlâ tartışılmaya devam ediyor.
11 Eylül 1973 tarihinde CIA destekli Pinochet darbesiyle devrildi ancak teslim olmadı. Darbeci güçlerle savaşırken CIA tarafından öldürüldü.Örgütlü Bir

Halkı Hiç Bir Kuvvet Yenemez
Bu cümle, Salvador Allende döneminin ve Şili halkının direnişinin en derin izlerini taşır. “Venceremos” (Biz yeneceğiz), Unidad Popular’ın kampanya marşıydı; Sergio Ortega’nın müziği ve Claudio Iturra’nın (sonradan Víctor Jara’nın da katkılarıyla şekillenen) sözleriyle, 1970 seçimlerinde sokakları, mitingleri ve umutları doldurmuştu. Allende’nin “devrim şarkısız olmaz” dediği o yıllarda, bu marş yalnızca bir zafer ilanı değil, demokratik yoldan sosyalizme yürüyen bir halkın inancının sesiydi.
“Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez” ise, İspanyolcası “El pueblo unido jamás será vencido” olan o ünlü sloganın Türkçeleşmiş hâlidir. Aynı ruhun, aynı mücadelenin başka bir ifadesidir. 1973’te, darbe yaklaşırken Quilapayún ve Ortega tarafından bestelenen bu şarkı, Allende hükümetini savunan kadınların La Moneda önündeki yürüyüşlerinde ilk kez yükselmiş, sonra Pinochet diktatörlüğünün karanlığında direnişin ve sürgünün marşına dönüşmüştür. Dünyanın dört bir yanında, halkların birliği ve örgütlü gücüne inanan herkesin dilinde yaşamaya devam etmiştir.
Bu iki ifade, Allende’nin “Radikal demokrasi” deneyinin özünü özetler: İktidarın yalnızca sandıktan çıkmakla kalmayıp, işçilerin, köylülerin, mahallelerin ve sendikaların örgütlü katılımıyla tabandan yeniden kurulması. 1970’te başlayan o kısa, yoğun ve trajik süreç, silahlı bir ayaklanmayla değil, anayasal yollarla, seçim sandığıyla, fabrika işgalleriyle, toprak reformuyla ve kültürel bir uyanışla yürümeye çalışmıştı. Darbe, bu deneyi kanla kestiyse de, sloganlar yaşadı. Çünkü örgütlü bir halkın hafızası, tanklardan ve işkencehanelerden daha uzun ömürlüdür.
Bugün hâlâ aynı sözler, farklı coğrafyalarda, farklı dillerde yankılanıyorsa, bunun nedeni açıktır: Yenilgi anlarında bile, birleşmiş ve örgütlenmiş bir halkın gücüne duyulan inanç sönmez. Allende’nin La Moneda’daki son konuşmasından kalan o ses gibi… “Yaşasın Şili! Yaşasın halk! Yaşasın işçiler!” diye haykıran ses gibi.
Yorumlar (0)