Karya Haber isminde bir İnternet Gazetesi var. Başlık kısmının hemen altında dar bir şerit üstünde: AKP'yi temsilen bir "ampül" resmi, altın sarısı bir "25" sayısı, "Milletimizle 25 Yıl" yazısı yanında Tayyip Erdoğan'ın resmi ve "Türkiye Geleceğe Hazır" yazısı var, kapkara bir zemin üzerinde...
Sitede, bir haber başlığı dikkatimizi çekiyor: “İki Santral Susarsa Milas'ta Kaç Ocak Söner? 3 Bin İş, Binlerce Aile ve 5 Milyar Liralık Ekonomi Risk Altında” manşet altında yine büyük harflerle, “Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri ile bağlı maden işletmelerinin plansız biçimde kapanması, Milas'ta yaklaşık 3 bin doğrudan çalışanın işini riske atabilir. Çalışan aileleriyle birlikte 8 bini aşkın kişinin doğrudan, yerel esnaf ve tedarik zinciriyle beraber 10 ila 16 bin kişinin ekonomik olarak etkilenebileceği değerlendiriliyor” yazısı var. Haberde ilerledikçe “YK Enerji'nin Mayıs 2026 tarihli açıklamasına göre, santrallerdeki 3 bin doğrudan istihdamın %80'i yani 2 bin 400 kişi bölge halkından oluşuyor” ibaresi gözümüze çarpıyor. Siyasi iktidarın asıl destekçilerinin emek ve doğa sömürüsü üzerinden kazanç sağlayan patronlar olduğunun bariz bir resmi daha görülüyor!
Belli ki haber aslında bu santralleri işleten YK Enerji tarafından yaptırılmış… Yaptırılmaktan öte bizzat YK tarafından “özel haber” olarak yazılmış… Yazı etrafa verdiği zararları unutturup, işyerinin kapatılmasını istemeyen bir patronun hezeyanlarını barındırıyor.
Ne çabuk unutuluyor, Muğla’daki 3 termik santral de, zamanın birinde devlet tarafından işletiliyordu; eskimiş teknolojileri ve yeterli kazanç sağlamadıkları gerekçesiyle özelleştirildiler. Üstelik birçok patron gibi özelleştirme şartlarını da tam anlamıyla da yerine getirmediler. Hala devletin sırtından kene olup düşmediler. Hala işletmek için devletten teşvik alıp duruyorlar. Senin, benim paramı iç etmeye devam ediyorlar… Bir de utanmadan “kamu yararı” için işletmelerinin kapatılmamasını savunuyorlar. On yıllar önce kamu yararı açısından kapatılması için çıkan mahkeme kararlarını hiçe sayıyorlar. Patron olduklarını unutturmaya çalışıyorlar, timsah gözyaşları ile sömürdükleri işçilerinin işsiz bırakılmaması üzerinden duygu sömürüsü yapıyorlar. ADİL GEÇİŞ isteyenler, orada çalışan işçilerin haklarının korunmasını daha müreffeh yaşamalarını, patronlar tarafından sömürülmemelerini istiyorlar. Patronların işçilerin emeklerini sömürmekle kalmadığını aynı zamanda doğayı da hayasızca sömürdüklerini, toprağı, havayı, suyu zehirlediklerini, sadece Muğla’ya değil, tüm gezegene zarar verdiklerini, EMEK ve EKOLOJİ MÜCADELESİNİN AYRILMAZ BİR BÜTÜN olduğunu söylüyorlar.
Bu patronlar külliyen yalan söylüyorlar… Mevcut haliyle bu işletmeler verimli değil. O santralleri ve Muğla’nın doğasını mahveden, suyunu kaçıran madenleri kapatmak mevcut sistem içinde bile çok daha rasyonel. Verimli olmadığı gibi bunların dünyaya zarar verdiğini BM uzmanları, tüm dünya, tüm alem söylüyor…
YK Enerji tarafından yaptırılan, utanmazca kaleme alınan bu yazıya Akbelen'den de bir yanıt var:
AKBELEN’DEN KAMUOYUNA AÇIK MEKTUP
Kamu yararı şirketlerin yararı değildir. Toprağımızı şirketlere vermeyeceğiz.
Bizler Muğla’nın Milas ilçesinde yaşayan İkizköylü, Karacahisarlı, Çamköylü yöre insanlarıyız. Biz bu topraklarda doğduk, büyüdük. Çiftçilik yaptık, zeytin yetiştirdik, hayvan besledik. Çocuklarımızı burada büyüttük. Hayatlarımız bu toprakların içinde.
Bizim için toprak yalnızca tapuda yazan bir numara değil. Geçimimiz, evimiz, çocuklarımızın geleceği… Yıllardır baktığımız zeytin ağacı, ekip biçtiğimiz tarla, hayvanımızı otlattığımız yer. Bizden alınmak istenen şey yalnızca birkaç dönüm arazi değil; kurduğumuz hayatın kendisi.
Yedi yılı aşkın süredir ormanımıza, zeytinlerimize, topraklarımıza göz koymuş bir şirkete karşı mücadele ediyoruz. YK Enerji şirketi topraklarımıza el koyup talan etmeyi, madene çevirmeyi istiyor. Bölgemizde bulunan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla, bize ait olan topraklarımız elimizden alınmak isteniyor.
Bu amaçla, önce 7554 sayılı torba kanun anayasaya aykırı bir şekilde kabul edildi ve zeytinlikleri talan etmenin önü açıldı. Daha sonra, 679 parsel arazimiz için acele kamulaştırma kararı verildi. Tüm bunlar “kamu yararı”, “enerji arz güvenliği” gibi gerekçeler sunularak yapıldı.
Evet, enerji hepimizin ihtiyacı ve kimse enerjiye karşı değil. Kamu yararı da hepimizin yararıdır. Ancak kamu yararı, “kamu” yararıdır; tek bir şirketin, kamuya faydadan çok zarar getiren uygulamalarını kamu yararı olarak sunmasına ne inanıyoruz ne de bunu kabul ediyoruz.
Biz bu ülkenin eşit yurttaşları, köylüleri, üreten çiftçileri olarak anayasadan gelen haklarımızı, emeğimizi, topraklarımızı, geleceğimizi ve kamu yararını savunuyoruz.
Bu memleket kalkınsın, insanımız üretsin, gençlerimiz köylerinden kopmasın, çocuklarımız geleceğini kendi toprağında kurabilsin istiyoruz. (Çocuğumuza bırakabileceğimiz bir zeytinlik, ekip biçebileceğimiz bir tarla, yaşayabileceğimiz bir köy kalsın istiyoruz. Bir sabah kalktığımızda yıllardır işlediğimiz toprağın artık bize ait olmadığını öğrenmek istemiyoruz.)
Ama yalnızca bir şirketin daha fazla kazanacağı; bölgede yaşayan çiftçilerin, köylülerin, işçilerin, tüm yöre insanının kısa ve uzun vadede kaybedeceği uygulamaları kabul etmiyoruz.
Bir şirket kömür çıkarmaya devam etsin diye yüzlerce köylünün toprağı elinden alınıyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? Ormanlarımız, zeytinlerimiz, su kaynaklarımız ve verimli topraklarımız maden faaliyetleriyle yok ediliyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? Her yıl yüzlerce insanımız sağlığını kaybediyor, onlarcası hayattan koparılıyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? İnsanlarımız madende çalışırken sakatlanıyorsa, toprağımız zehirleniyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? Bir şirket kredilerle, fonlarla, ödeneklerle, teşviklerle, yasalarla, kollukla desteklenerek faaliyetlerini sürdürüp bu kadar çok yıkıma yol açıyorsa, soruyoruz: Bunun neresi kamu yararıdır?
Biz bu memleketin yararını herkesten çok istiyoruz. Ama kamu yararı denilerek şirketlerin yararının korunmasına karşıyız. Biz şirketler büyürken memleketin küçülmesine, şirketler kazanırken köylünün toprağını ve geçimini kaybetmesine karşıyız.
Üstelik bu yalnızca bizim meselemiz değil. Bugün Akbelen’de yüzlerce köylünün toprağının şirketler tarafından gasp edilmesinin önü açılırsa, yarın başka köylerde de aynı şey yaşanacak.
Biz bu yüzden Akbelen’de yalnızca kendi toprağımız için mücadele etmiyoruz. Kendi toprağına sahip çıkan, evini ve geçimini korumaya çalışan herkes için mücadele ediyoruz.
Danıştay haklı davamıza yönelik acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurmuş ve 16 Eylül 2026 gününe duruşma tarihi vermiştir. Bu duruşmada şirketlerin kârı, rantı ve faydasına karşı köylünün, toplumun kamu yararını savunacağız. Acele kamulaştırma kararının iptal edilmesini, topraklarımızın anayasal güvenceye alınmasını talep edeceğiz.
KAMU YARARI ŞİRKETLERİN YARARI DEĞİLDİR.
Yorumlar (0)