NATO’cu “Anti-Emperyalizm”in İflası

Bugün değişen yalnızca aktörlerdir. Dün liberallerle, bugün “yerli ve milli” söylemiyle pazarlık yapan aynı sağ siyaset, emperyalizmle kurduğu organik bağı asla sorgulamamıştır. NATO üyesi olmaktan gurur duyarken Filistin’e “kardeş” diye sarılmak, tam da bu geleneğin zirvesidir. Mazlumların kanı üzerinden siyasi rant devşirmek, camilerde ve mitinglerde hamasi nutuklar atmak, sonra da Washington’la stratejik ortaklık masasına oturmak… İşte bu, Türk sağının emperyalizmle dansının en iğrenç halidir.

NATO’cu “Anti-Emperyalizm”in İflası

 

 Sahi Siz Hangi Taraftasınız

Gazze için timsah gözyaşları dökenler, Starbucks’ları basanlar, Filistin bayraklarıyla sokakları dolduranlar aynı anda Fatih Köprüsü’nü 4 Temmuz’da Amerikan bayrağının kırmızı-beyaz-mavi renkleriyle aydınlatıyor. Aynı iktidar, solcuları, sosyalistleri, devrimcileri şafak baskınlarıyla gözaltına alıyor; yoksul mahalleleri devasa panolarla görünmez kılıyor, kenti “estetik düzenleme” adı altında makyajlıyor. Bu manzara ne tesadüftür ne de yeni. Tam tersine, Türk sağının yetmiş yıllık iktidar mantığının en çıplak, en deforme halidir.

Tarih tekerrürden ibaret değil; ama bu ülkede aynı utanç döngüsel olarak kendini tekrarlıyor. 1969’da ABD’nin Altıncı Filosu İstanbul’a demirlediğinde, dönemin iktidarı Karaköy’deki genelevleri boyatıp Amerikalı askerlere “hazır” hale getirmişti. Antiemperyalist gençler donanmayı protesto ederken, aynı güçler Filo’ya secde ediyor, Kanlı Pazar’ın zeminini döşüyordu. Dün olduğu gibi bugün de emperyalizmin kucağında oturup “mazlumların yanında” rolü kesenler aynı siyasal damarın ürünüdür.

Bugün Filistin dayanışması gösterileri yapılırken, Türkiye NATO’nun en sadık üyelerinden biri olma yarışındadır. “Daha aktif rol” talepleri, ittifak içindeki gurur konuşmaları eksik olmaz. Aynı günlerde Gazze’deki katliama karşı en sert tweet’ler atılır, en coşkulu mitingler düzenlenir. Bu, klasik bir ikiyüzlülüktür. Sömürgecinin paktında yer alıp mazlumla dayanışma içinde olunduğu izlenimi yaratmak, akıl  dışı bir yalandır. Yaman bir çelişkidir.

   NATO’cu “Anti-Emperyalizm”in İflası     

  Kiminle  Stratejik Ortaklık

Siyasal İslamcılık ve milliyetçi-muhafazakâr blok, emperyalizmle kurduğu yapısal ilişkiyi hiçbir zaman koparamamıştır. Aksine, bu ilişkiyi “milli menfaat”, “stratejik ortaklık”, “güvenlik” gibi kavramlarla meşrulaştırmayı hüner haline getirmiştir. Emperyalizmin askeri, ekonomik ve kültürel aygıtlarıyla iç içe geçerken, dışarıya “anti-emperyalist” duruş sergilemek, Türk sağının temel siyaset tarzıdır. Bu, ne pragmatizmdir ne de takiyye. Bu, ideolojik bir deformasyondur; yetmiş yıldır süren sığ, oportünist ve iki yüzlü bir iktidar geleneğinin güncel yansımasıdır.

Yoksulluğu panolarla gizlemek, kenti makyajlamak da aynı zihniyetin parçasıdır. Gerçeklik rahatsız edicidir; çünkü gerçeklik, o iktidarın yarattığı eşitsizliği, sömürüyü ve çürümeyi yüzlerine vurmaktadır. Dolayısıyla gerçekliği örtmek, hem estetik bir operasyon hem de siyasi bir zorunluluktur. Solun, sosyalistlerin, devrimcilerin sesini şafak operasyonlarıyla kısmak da aynı amaca hizmet eder. Çünkü o ses, hem içerideki adaletsizliği hem de dışarıdaki emperyalist ittifakları ifşa etmektedir.

Bugün değişen yalnızca aktörlerdir. Dün liberallerle, bugün “yerli ve milli” söylemiyle pazarlık yapan aynı sağ siyaset, emperyalizmle kurduğu organik bağı asla sorgulamamıştır. NATO üyesi olmaktan gurur duyarken Filistin’e “kardeş” diye sarılmak, tam da bu geleneğin zirvesidir. Mazlumların kanı üzerinden siyasi rant devşirmek, camilerde ve mitinglerde hamasi nutuklar atmak, sonra da Washington’la stratejik ortaklık masasına oturmak… İşte bu, Türk sağının emperyalizmle dansının en iğrenç halidir.

Bu siyaset rotasız değildir; bilakis çok net bir rotası vardır: Emperyalizmin masasında yer kapmak, içeride otoriterleşerek iktidarı konsolide etmek ve tüm bunları “milli” bir retorikle kamufle etmek. Filistin bayrağı bu rotanın makyajıdır. Amerikan bayrağı renkleriyle aydınlatılan köprü ise gerçeğin ta kendisidir.

Artık bu ikiyüzlülüğü adıyla çağırmak zorundayız: NATO’cu anti-emperyalizm. Bu, ne anti-emperyalizmdir ne de samimi bir dayanışmadır. Bu, mazlumların acısını istismar eden, kendi halkını aldatan, emperyalizmin stratejik ortağı olmaya devam ederken “direniş” nutukları atan bir siyasi iflas halidir.

Yetmiş yıllık deneyim şunu gösteriyor: Türk sağı, emperyalizmle kurduğu ilişkiyi değiştirmeden ne Filistin’e ne de kendi yoksullarına samimi bir katkı sunabilir. Gerçek anti-emperyalizm, önce içerideki sömürü düzenine, sonra da NATO’ya, ABD’ye ve tüm emperyalist paktlara karşı net bir tavır almakla başlar. Geri kalanı ise timsah gözyaşı, makyaj ve yalandan ibarettir.

Tarih, bu yalanı da, bu ikiyüzlülüğü de, bu utancı da çok iyi kaydediyor.

NATO’cu “Anti-Emperyalizm”in İflası

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış