Rapin Kızıl Yakası: Hakikatin Peşinde Hayat Kısa Katil Uzun

Devrimci underground duruşu ile herkesin söylemekten çekindiği yalın gerçekleri bedellerini ödemekten çekinmeden bangır bangır söyleyendir, "Rapin Kızıl Yakası"... Eşitlik, özgürlük ve adalet arayışında sosyalist bir Rap sanatçısının hakikat arayışıdır: "Rapzan Belâgat". 2019'da giderek otoriterleşen yönetimin baskıları ile yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştır...

Rapin Kızıl Yakası: Hakikatin Peşinde Hayat Kısa Katil Uzun

Sakın Boyun Eğme Diktatöre

Anlatır gene Rapzan:
Görmesen de mevzu basit:
Diktatörlerin dilinden düşmez inan demokrasi
Paran kadar hayattasın, adalet mi? Der ki "Nasip"
Paran yoksa suçlusun der, ama her insan doğar fakir
Farkına varmasan da seni yönetir algılar..

Katilimi tanıyorum
Hayat kısa, katil uzun
Vicdanları kör olanın
Kulakları sağır..

Yankilere peşkeş çekip savaşlara destek verir
Her gün yalan söylemekten bir an bile vazgeçmedin
Masumları öldüren o katilleri sen besledin
Basit bir Ozanım, elimde kırık bir bağlama
Hızır Paşa'ya kafa tutan bir Kızılbaştan yadigar
Yaşamak direnmektir, her nefeste kavga var
Boyun eğme karanlığa, yoksa sonumuz aşikar..


Rapzen Belâget’in şarkısını dinlerken, hakikat arayışımıza dair sorular doluştu kafama…

Gerçekler bu kadar barizken bazılarımız, neden aynı gerçeği görmezden gelir? Yeterince bu dünyada yaşamış, olandan bitenden hoşnutsuz biriyseniz… Kafamızda soru işaretleriyle dolanıp duruyoruz işte! Neden o gerçekliği başkaları da görüp, birlikte güç oluşturup değiştiremiyoruz, neden? Neden?

Gerçeklerden ya da size gerçek gelenlerden söz ederken… evet… biliyoruz ki: hepimizin gözü önünde olan biten gerçekleri, ancak algılarımızla ayırt edebiliyoruz. Tamam o zaman… hani hep verilen örnektir: önümüzde kocaman bir gerçek (fil) var… O kadar kocaman ki hani algılayamamak mümkün değil. Ama birşeyler olmuşsa, birileri havayı kirletmişse, pus artmışsa, sis sarmışsa her yanımızı, görüş kabiliyetimiz az ya da çok kapanmışsa... ya artık gözlerimiz yerine ellerimizi kullanmaktan başka çaremiz kalmamışsa…

Evet o kocaman fil hala önümüzde. Ama görmemiz bir güç tarafından engellenmekte ve biz artık tehlikenin boyutlarını yazık ki göremiyoruz. Artık ellerimizle dokunarak o gerçeğin tamamına ermekten başka şansımız kalmamıştır. Peki ama kolay mı, o kocaman filin yanına yaklaşmak, orasına burasına dokunmak?  Ezilmek pahasına…

Korkmayıp, file dokunma cesaretini kaybetmeyenlerimiz de var. Tıpkı Rapzan Belâget gibi… İyi ki varlar. Üstelik adı gibi hem Rapçi ve hem de belâgat sahibi…

Bilirsiniz hakikate ulaşmanın zorluğu sadece korkularımızdan kaynaklı değildir.  Korkmayanlarımızın kestirme güçlerinin sınırlı olması da bir başka engeldir. Öyle ya filin ezme olasılığının yanında, elimizle dokunarak gerçekliği bulmaya çalışıyorsak, elimizin kapladığı alan filin kapladığı alandan pek küçüktür, algılarımız ile sınırlıdır. Gerçeğin tamamını görmemiz, duymamız, dokunmamız için daha çok zamana, daha çok dokunmaya, daha çok duymaya, daha çok gözlemeye ihtiyaç vardır. Hakikate varmak için zaman çoksa sıkıntı yok, bekleriz… Ama...

Ama şarkıda da denildiği gibi ya “hayat kısa ve katil uzunsa”? Ya zaman bizi sıkıştırıyorsa, bizden yana işlemiyorsa? Kestirimlerde bulunmaktan başka çaremiz kalmamışsa... Önceki gözlemlerimize ve sezgilerimize ve çokça da dışarıdan referans aldıklarımıza güvenip… kestirimci davranmaya başlarız. İşte bir patırtı da burada kopar. Filin farklı yerlerine dokunmaya ve aralarını kendi kafamızdan uydurmaya başlarız başlamasına… ama doğru düzgün kestirimlerde de bulunamayabiliriz! Boşlukları doldurmayı doğru düzgün uyduramadıysak, bizim fil tarifimiz pek de yerinde ol(a)maz… Gözümüzün önündeki o hakikate ulaşmak zaten yeterince zorken… şimdi bir de yaptığımız kestirimlerden kaynaklı yanlışları ayıklamak gerekecektir!

Hele bir de küçük dünyalarımızdaki dev aynalarımız da işin içine karışıyorsa, ayıkla pirincin taşını… O olmaz olasıca kibirli ve kasıtlı baştan doğruculuğumuz: kendimizin asıl olarak gördüğünden, duyduğundan çok... illa da giderek görmek ya da duymak istediğimizi anlatmak isteğimiz, şartlanmışlığımız :(  

Ama bizi yanlışlara sürükleyen şartlanmışlık derken…hakikati eğip bükmeye çalışanlara inat edenleri ve direnenlerin de ayırdında olmak gerekir. Yani şartlanmışlıkla inat’ın, direncin yan yana düştüğünü, hatta iç içe geçtiğini de unutmamamız gerek diyorum öte taraftan…

Demek istediğim zor zanaat: hakikatin peşine düşmek, hakikatlere erişmek! İnce bir çizgi bu… gerçeğe ulaştığını sanıp, yanıltanların yanına düşmek de var! Ulu manitu bizi yanlışa düşmekten korusun!

Birçoğunuzun bildiğine, tanıdığına eminim.  Rapzan Belâgat’i tanıtmak, tanıyanlara bir kez daha dinletmekti asıl derdim, bu yazıya başlarken! Gözümüzün önünde yıllardır gerçekleşen olguları, hakikatleri bıkmadan tükenmeden, heyecanla anlatanlardan biridir Rapzan Belâgat…  O, Dersimli bir yeraltı sanatçısıdır. Sosyalisttir/Marksisttir. Üstüne biz yaştakilerin burun kıvırdığı bir hiphop sanatçısıdır. Beni benden alan, arkasından sürükleyen gençlerden biridir. Hani o vasata hitap eden popüler kültürün dışına çıkabilmiş ender rapçilerden biridir. Beni benden alan hakikat arayışı, coşkulu anlatışı...  hakikate dair de yazdırdı! 

Kendi deyişiyle çok ses getiren "Katilimi Tanıyorum" şarkısını, kralın çıplak olduğunu haykıran çocuğun hikayesine benzetir. Sorduklarında, “sıradışı bir şey yapmadığını; kahvede oturan adamın, kampüsteki öğrencinin, işten dönen kadının her gün konuştuğu gerçekleri müziğe döktüğünü” anlatır, Yeni Yaşam gazetesine verdiği söyleşide (bkz: https://yeniyasamgazetesi9.com/rapte-gercekler-degismez/). Olabildiğine mütevazidir.

Gazetedeki söyleşisinde, “Katilimi Tanıyorum” şarkı klibindeki görüntüleri de değerlendiren Rapzan Belâgat, oradaki görüntülerin nadirleştiği için radikal göründüğünü belirterek, “Sürekli bir katliam, cinayet, şiddet ortamı var. Hani Ulrike Meinhoff der ya, ‘bir kişi devlete taş atıyorsa bu adli bir suç olabilir, ama bir toplum atıyorsa bu politik bir eylemdir.’ Müzik de bunu görünür kılmanın en güzel aracı. Bunlar her gün oluyor. Görüntülerin yasaklanması, ortadan kaybedilmesi, oldukları gerçeğini değiştirmiyor” diye anlatır…

Aslında az biraz uğraşınca kendisi gibi herkesin ulaşabileceği ama görmezden geldiği hakikatleri anlatmak için kullanır sanatını. Kimilerine şartlanmışlık olarak gelen şey: onun (ve bizim) dünya görüşü(müz) ile biçimlenen bakış açımızdır…

Doğruyu bulmak da aslında yeterli değildir… Hak ve hakikate erişmek deyince mevzu daha uzun ve derindir. Hakkını almak için yeterince güçlü olmak da gerekir. Bu, bir mücadele gerektirir. Güç gerektirir. Peki ama nerden alırız biz gücü?

Katilimi tanıyorum
Hayat kısa, katil uzun
Katilimi tanıyorum
Ayaklan ve bağır

Yaşamak direnmektir, her nefeste kavga var
Boyun eğme karanlığa, yoksa sonumuz aşikar..

 

Katilimi Tanıyorum… Hayat kısa, Katil uzun… Boyun eğme diktatöre...

Ayaklanmamız gerek çok geç olmadan...


Yazar ibo.a.bo

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış