Efsaneleşmiş dizelerdeki üç genç kadın, 1 Mayıs’tan üç gün önce, 28 Nisan 1977'de Şişli Meydanı yakınlarında saldırıya uğramışlardır.
Bu olaydan üç gün sonra Taksim Meydanı'nda yaklaşık 500 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen kutlamalarda açılan ateş sonucu 34 kişi hayatını kaybetmiş ve bu gün tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçmiştir.
Şişli Meydanı ve Taksim, bu olaylardan sonra sadece coğrafi noktalar olmaktan çıkmış; işçi sınıfı, öğrenciler ve hak arayanlar için birer "bellek mekânı" haline dönüşmüştür.

1 Mayıs 1977’ye üç gün kala, puslu bir sabahta, İstanbul’un sokakları henüz umutla çınlarken, Şişli Meydanı’nın soğuk asfaltına düşen üç taze fidanın hikâyesidir bu. Gökyüzünün kızıla boyandığı o kara günde; Çiğdem, Nergis ve Hatice, sadece birer isim değil, birer direniş çiçeği olarak tarihin kalbine nakşedildiler. Baharın en güzel ayında, hayatlarının baharındayken, zalim bir kurşunun menzilinde son buldu nefesleri.
Güneşin doğuşuyla birlikte meydanlara akan binlerce yürekten üçüydü onlar. Elleri pankartlara değil, sanki geleceğe uzanıyordu. Çiğdem’in gözlerinde özgür bir dünyanın parıltısı, Nergis’in gülüşünde kardeşliğin kokusu, Hatice’nin duruşunda ise sarsılmaz bir inanç vardı. Şişli’nin kalabalığında kaybolup gitmek için değil, o büyük kavgada seslerini duyurmak için oradaydılar. Fakat o meşum an geldiğinde, zaman durdu ve meydan sessiz bir çığlığa büründü.
Vuruldukları an, sanki gökten üç yıldız kaydı da Şişli’nin taşlarına çarptı. Kanları, o günün kızıl bayraklarına karıştı; alnı ak, başı dik gidenlerin yoluna serildi. Onlar düştüğünde, meydandaki güvercinler havalandı, rüzgâr bir daha eskisi gibi esmedi. Güpegündüz, binlerce şahidin gözü önünde söndürüldü o ışıklar. Katiller, can alırken aslında o canların simgelediği yarını susturmak istediler. Ama unuttukları bir şey vardı: Toprağa düşen her tohum, binlerce çiçek olarak geri dönerdi.
Bugün Şişli Meydanı’ndan her geçişimizde, rüzgârın fısıltısında onların isimlerini duyarız. Bir köşe başında Çiğdem’in saçları savrulur, bir dükkânın camında Nergis’in hayali belirir. Onlar artık sadece birer kurban değil, adalet arayışının hiç sönmeyen meşaleleridir. Üç kızıl karanfil gibi kokarlar tarihin tozlu sayfaları arasında. Zulmün gölgesi ne kadar koyu olursa olsun, o üç fidanın bıraktığı iz, aydınlık bir sabaha duyulan özlemin en somut kanıtıdır.
Zaman akıp gitse de, meydanlar değişse de o günün acısı hep tazedir. Annelerin feryadı, babaların suskunluğu ve yoldaşların öfkesi o meydanda asılı kalmıştır. Sorarlar elbet bir gün; o gencecik ömürlerin neden yarıda kaldığını, o umut dolu bakışların neden karartıldığını sorarlar. Gökyüzü şahittir, toprak şahittir ve o gün orada atan binlerce yürek şahittir ki; Çiğdem, Nergis ve Hatice hiç ölmediler. Onlar, haksızlığa karşı yükselen her sesin içinde, özgürlük için atılan her adımın ritminde yaşamaya devam ediyorlar.
Bu hikâye, sadece bir yasın değil, aynı zamanda bir onurun öyküsüdür. Unutulmamanın, unutturulmamanın ve her şeye rağmen ayakta kalmanın destanıdır. Şişli Meydanı’nın üç gülü, şimdi her bahar yeniden açıyor; adaletin, eşitliğin ve sönmeyen bir sevdanın simgesi olarak sonsuzluğa uzanıyorlar. Onların sessizliği, aslında dünyanın en gürültülü sorusudur ve o soru, cevabını bulana dek yankılanmaya devam edecektir.
Yorumlar (0)