Barış Çabalarına Rağmen Dış Müdahaleler ve HTŞ Rejiminin Azınlık Düşmanlığı
Suriye, 2011’den beri süren iç savaşın yaralarını sarmaya çalışırken, 2026 yılına girerken yeniden şiddet sarmalına sürüklendi. Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin düşüşüyle birlikte, Hay’at Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Ahmed el-Şaraa’nın (eski adıyla Ebu Muhammed el-Culani) önderliğinde kurulan geçiş hükümeti, emperyalist güçler tarafından ülkeyi yeniden inşa edecek gibi lanse edildi. Ancak kısa sürede azınlıklara yönelik baskılar ve dış müdahalelerin etkisiyle ülke, bölünmenin eşiğine geldi. Muhalif güçlerin özverili barış çabalarına rağmen, dış müdahaleler ve manipülasyonlar Suriye’yi yeniden iç savaşa itti. Dayatma HTŞ iktidarı, Dürzilere, Alevilere, Çerkezlere, seküler Araplara ve Kürtlere yönelik düşmanca tutumuyla demokrasi inşa etmek bir yana, Halep’teki Kürtleri ve diğer azınlıkları Rojava’ya sürerek fiilen Suriye’yi parçalama aşamasına getirdi. Kısacası, emperyalist güçler bir yandan IŞİD’i bahane ederek Suriye’deki varlıklarını sürdürüyor, öte yandan içinde IŞİD’çi yapılar barındıran ve kendisi de IŞİD zihniyetine sahip El-Kaide koalisyonunu iktidarda tutmaya çalışıyor. Bu paradoks, Suriye’yi çöküşe doğru sürüklüyor.
Arka Plan: Esad’ın Düşüşü ve HTŞ’nin Yükselişi
Aralık 2024’te HTŞ öncülüğündeki muhalif güçler, Esad rejimini devirerek Şam’ı ele geçirdi. Bu, Suriye iç savaşının yeni bir evresini başlattı. HTŞ, El Kaide kökenli bir örgüt olmasına rağmen, uluslararası toplum tarafından “ılımlı” bir aktör olarak yeniden markalandı. Ahmed el-Şaraa, azınlık haklarını koruma ve kapsayıcı bir yönetim vaat etti. Ancak gerçeklik farklı gelişti. HTŞ’nin hakim olduğu geçiş hükümeti, eski muhalif grupları (örneğin Suriye Ulusal Ordusu - SMO) entegre ederek orduyu yeniden yapılandırdı, fakat bu süreçte azınlıklara yönelik şiddet arttı.
2025 Mart’ında ABD’nin aracılığında imzalanan “10 Mart Anlaşması”, ülke genelinde ateşkes ilan etti ve Suriye Demokratik Güçleri (DSG/SDG) ile hükümet arasında entegrasyon ilkelerini belirledi. Bu anlaşma, azınlıklara eşit temsil hakkı tanıyor, DSG’nin Kürt bölgelerindeki petrol sahalarını ve sınır noktalarını kontrol etmesine izin veriyordu. Nisan 2025’te DSG, Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekildi; bu bölgeler Asayiş (iç güvenlik) güçlerine bırakıldı. Ancak HTŞ anlaşmanın ruhuna aykırı bir biçimde Alevi yerleşkelerinde katliama girişti, dolayısıyla anlaşmanın uygulanmadı. Aralık 2025’te entegrasyon süresi doldu. Bu, Ocak 2026’da HTŞ Halep’i hedef alarak yeniden iç savaşı başlatmış oldu.
Barış Çabalarının Çöküşü ve Yeniden Çatışmalar
Barış çabaları, dış aktörlerin müdahaleleriyle baltalandı. ABD, DSG’yi IŞİD’e karşı müttefik olarak korurken, Türkiye HTŞ’yi destekleyerek Kürt güçlerini “terör örgütü” olarak hedef aldı. İsrail ise Dürzileri koruyarak güneyde müdahil oldu. Bu müdahaleler, iç savaşı yeniden alevlendirdi. Ocak 2026’da Halep’in Kürt mahallelerinde başlayan çatışmalar, hızla yayıldı. DSG güçleri, hükümet bağlı milislerle çatıştı; Tabka yakınlarında ağır silahlar kullanıldı. Yerel kaynaklar, DSG ve YPJ birliklerinin Tabka’ya 15 km uzaklıktaki Dibsi Afan kasabasında HTŞ ile sert çatışmalara girmiş oldu.
Deir Hafir ve Tişrin Barajı gibi stratejik noktalarda yoğun topçu ateşi yaşandı. HTŞ, DSG’yi “sivilleri kalkan olarak kullanmakla” suçlarken, DSG HTŞ’yi “etnik temizlik” yapmakla itham etti. Çatışmalar, Halep’in doğusuna sıçradı; hükümet, DSG’nin çekilmesini talep etti. Bu süreçte, sivillerin tahliyesi engellendi ve mahalleler kuşatıldı. Uluslararası Gözlemevi (SOHR), düzinelerce sivilin öldüğünü raporladı.
HTŞ Rejiminin Azınlıklara Yönelik Düşmanlığı
HTŞ iktidarı, dah ilk günden başlayarak, vaat ettiği kapsayıcılıkla ilgisi olmayan bir düzlemde yol aldı- almaya devam ediyor. Aleviler, kıyı bölgelerinde katliamlara maruz kaldı; 2025’te 1.400’den fazla Alevi öldürüldü. Dürziler, Süveyda’da 2.000’den fazla kayıp verdi ve “Ulusal Muhafız” kurarak İsrail desteğiyle direndi. Çerkezler ve seküler Araplar da baskı altında; Hristiyanlar ve Süryaniler hedef alındı. Kürtler ise yeniden sert bir tehditle karşı karşıya: Halep’in Kürt mahallelerinde siviller zorla tahliye edildi, evler yağmalandı. DSG, HTŞ’yi “soykırım ve işkence” ile suçladı.
Bu düşmanlık, demokrasi inşasını engelliyor. HTŞ, azınlıkları “ayrılıkçı” olarak damgalayarak, onları Rojava’ya (Kuzey-Doğu Suriye) sürüyor. Halep’teki Kürtler, Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da kuşatma altında; Yezidiler, Hristiyanlar ve Aleviler etnik temizlik korkusu yaşıyor. Uluslararası raporlar, HTŞ’nin yabancı cihatçıları koruduğunu ve azınlıklara yönelik savaş suçlarını belgeledi.
Dış Müdahaleler ve Parçalanma Tehlikesi
Dış güçler, krizi derinleştiriyor. Türkiye, SMO üzerinden HTŞ’yi destekleyerek Kürtleri hedef alıyor; İran operasyonu öncesi Suriye’yi istikrarsızlaştırmak istiyor. ABD, DSG’yi korurken, İsrail Dürzilere askeri yardım yapıyor. Bu müdahaleler, federalizmi engelleyerek bölünmeyi hızlandırıyor. Aleviler sahil bölgelerinde, Dürziler Süveyda’da, Kürtler Rojava’da özerklik talep ediyor. Eğer çatışmalar yayılırsa, Suriye fiilen parçalanabilir: Kuzeyde Kürt bölgesi, güneyde Dürzi bölgesi, kıyıda Alevi bölgesi birer devlete dönüşebilirler.
Sonuç: Demokrasi Hayali ve Gelecek Ufku
Suriye, barış çabalarına rağmen dış müdahalelerin kurbanı oldu. HTŞ’nin dayatma iktidarı, azınlık düşmanlığıyla ülkeyi parçalıyor. Halep’teki çatışmalar, bu sürecin simgesi: Kürtler ve diğer gruplar sürülürken, demokrasi yerine şeriatçı otoriterlik yerleşiyor. Uluslararası toplum, azınlıkları korumalı ve gerçek bir geçiş süreci talep etmeli. Aksi takdirde, Suriye’nin parçalanması kaçınılmaz olacak; bu, bölgeye yeni savaşlar ve mülteci akınları getirecek. Barış, ancak azınlık haklarını merkeze alan bir anayasa ile mümkün.
Yorumlar (0)