Gezi Direnişi 13 Yaşında
Gezi Direnişi’nin üzerinden tam 13 yıl geçti. 2013’ün Mayıs ayında bir avuç ağacın kesilmesine karşı başlayan o büyük uyanış, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli toplumsal hareketlerinden biri haline gelmişti. 31 Mayıs 2026’da, yani direnişin 13. yıldönümünde Taksim yine aynı ruhu taşıyordu; ancak bu kez meydan, güçlü bir polis ablukasıyla karşı karşıyaydı.
Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla düzenlenen anma için sabah saatlerinden itibaren İstiklal Caddesi ve çevresi adeta kuşatma altına alındı. Metro çıkışları kapatılmış, dolmuş ve otobüs seferleri durdurulmuş, bölgeye girişler sıkı denetim altına alınmıştı. Polis barikatları, TOMA’lar ve çok sayıda güvenlik görevlisi, Gezi’nin sembolleştiği meydanın etrafını sarmıştı. Yetkililer, “güvenlik” gerekçesiyle her türlü toplanmayı engellemek isterken, yurttaşlar yılmadan direnişin izini sürmeye devam etti.

Engellemelere rağmen Taksim’e ulaşmaya çalışanlar, dar sokaklardan, yan yollardan ve bazen de ablukanın daha gevşek olduğu noktalardan sızarak alana yaklaştı. Polis, basın açıklamasının yapılacağı sokağa girişlerde yurttaşları tek tek kameraya kaydediyordu. Kimlik kontrolü, üst arama ve görüntü alma prosedürleri uzun kuyruklar oluşturmuştu. Buna rağmen yüzlerce kişi, kararlılıkla sırasını bekledi. “Gezi direnişini unutturmayacağız” sloganları, ara sıra yükselen alkışlar ve ıslıklarla sokaklara yayıldı.
Olaylar sırasında bazı noktalarda tansiyon yükseldi. Polis, kimi gruplara müdahale etti, gözaltılar yaşandı. Ancak bu müdahaleler, aksine, insanların kararlılığını daha da pekiştirdi. Bir yandan ablukayı aşmaya çalışan gençler, diğer yandan yıllardır Gezi’nin izini taşıyan orta yaşlılar ve emekliler, aynı amacı paylaşıyordu: O günlerin umudunu, cesaretini ve “her yer Taksim, her yer direniş” ruhunu yeniden hatırlatmak.
Gezi Direnişi, sadece bir park meselesi değildi. O, yıllarca biriken öfkenin, özgürlük talebinin, kent hakkının ve demokrasi arayışının patlama noktasıydı. Çeşitli siyasi görüşlerden, farklı yaşlardan, farklı kimliklerden binlerce insanın yan yana durabildiği nadir anlardan biriydi. 13 yıl sonra bile bu ortak hafıza, iktidar için rahatsız edici olmaya devam ediyor. Taksim’in her 31 Mayıs’ta abluka altına alınması, aslında o ruhun hâlâ ne kadar güçlü olduğunun da itirafı gibi.
Anmaya katılan bir yurttaş, polis kamerasına kaydedilirken şöyle demişti: “Bizi tek tek kaydediyorlar ama Gezi’yi unutmayacağız. Bu hafıza kayıtlı, silinmez.” Gerçekten de öyle. Sosyal medya üzerinden paylaşılan görüntüler, ablukanın yarattığı zorluklar ve yurttaşların kararlı duruşu, olayın ülke genelinde geniş yankı bulmasını sağladı.

Gezi’nin 13. yılında Taksim’de yaşananlar, Türkiye’de toplumsal muhalefetin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor. Yasaklar, abluka ve gözaltılar artsa da, insanlar anmaktan, hatırlamaktan ve gelecek için umut taşımaktan vazgeçmiyor. Çünkü Gezi, sadece bir tarihsel olay değil; aynı zamanda bir duruş biçimi, bir dayanışma kültürü ve bastırılamayan bir sestir.
Taksim’de o günün akşamına doğru, ablukaya rağmen toplanabilenler, kısa bir basın açıklamasıyla günü tamamladı. Ellerinde karanfiller, Gezi’de yaşamını yitirenlerin isimleri okundu. Kısa bir süre sonra dağılan kalabalık, bir kez daha gösterdi ki: Bazı anılar, barikatlarla, kamerayla ya da gözaltıyla yok edilemiyor.
13 yıl geçti ama Gezi’nin ateşi hâlâ yanıyor. Taksim’de, o daracık sokaklarda, ablukanın gölgesinde bile.
Yorumlar (0)