Yapay Zeka İnsanlığı Mı Yok Edecek, Sermaye Mi İnsanlığı Kendine Yabancılaştırıyor?
Yapay zekânın insanlığın geleceğini tehdit edebileceği tartışması artık bilimkurgu sınırlarını aşmış durumda. Anthropic’te ve daha önce Open AI’da araştırmacı olarak çalışan 27 yaşındaki Jacob Coxon, geçtiğimiz günlerde Anthropic’ten istifa ederek yapay zekâ şirketlerinin “kendi kendini geliştiren süperzekâ” yarışında insanlığın yaşamını riske attığını açıkladı. Coxon, önümüzdeki birkaç yılın kritik olduğunu ve gelişmiş yapay zekânın insanlığın varlığını tehdit edebileceğine inandığını söylüyor.
Bu uyarı yabana atılamaz diye düşünüyorum. Hatta ciddiye almak gerekir. Fakat meseleyi yalnızca “Yapay zekâ insanlığı yok edecek mi?” sorusuna indirgemek, asıl soruyu karanlıkta bırakır.
Marksist açıdan sorulması gereken soru şudur:
Yapay zekâ hangi toplumsal sistemin içinde, kimin çıkarları doğrultusunda ve kimin denetiminde geliştiriliyor?
Çünkü teknoloji kendi başına bir sınıf değildir. Onu belirli bir toplumsal amaca yönelten üretim ilişkileridir.
Sorun Makinede Değil Üretim İlişkilerindedir
Marx’ın insanlığa en önemli katkılarından biri, toplumsal gelişmeyi yalnızca insanların düşünceleriyle değil, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiyle açıklamasıdır.
Yapay zekâ, insanlığın bugüne kadar geliştirdiği en güçlü üretici güçlerden biridir. İnsan emeğinin bazı biçimlerini olağanüstü ölçüde hızlandırabilir; bilimsel araştırmayı, üretimi, eğitimi ve sağlık hizmetlerini dönüştürebilir. İnsanların zorunlu çalışma süresini azaltarak özgür zamanın genişlemesine bile katkıda bulunabilir. Fakat kapitalizm altında bu muazzam üretici güç, öncelikle toplumsal ihtiyaçlara göre değil, sermayenin değerlenme ihtiyacına göre kullanılmaktadır.
Şirketler daha gelişmiş yapay zekâyı neden istiyor? Daha fazla kâr. Daha büyük pazar. Rakiplerinden daha güçlü olmak. Daha az emekle daha fazla üretmek. Teknolojik üstünlüğü askerî ve ekonomik güce dönüştürmek.
Dolayısıyla mesele yapay zekânın “kötü” olması değildir. İnsanlığın ortak ürünü olan bilginin özel sermayenin egemenliği altına girmesidir.
Kapitalizm İnsanlığın Yok Olmasını İstemez Ama Onu Tehlikeye Atabilir
Burada önemli bir çelişki ortaya çıkıyor: Kapitalist sistemin insanlığın tümüyle yok olmasını istemesi düşünülemez. Çünkü sermaye için insan aynı zamanda emek gücü, tüketici ve pazar demektir. İnsan yoksa üretim yoktur; üretim yoksa meta yoktur; meta yoksa pazar ve kâr yoktur. Ancak bundan kapitalizmin insanlığı hiçbir zaman tehlikeye atmayacağı sonucu çıkmaz. Tam tersine. Kapitalizmin temel özelliği, bütünsel toplumsal çıkarı değil, birbirleriyle rekabet eden tek tek sermayelerin çıkarını öne çıkarmasıdır. Bir şirket diğerlerinden geri kalmamak için risk alır. Diğeri ondan geri kalmamak için daha büyük risk alır. Devletler teknolojik üstünlüğü kaybetmemek için askerî yatırımları artırır. Böylece hiç kimsenin tek başına istemediği sonuçlar, herkesin kendi çıkarını izlediği bir sistem içinde ortaya çıkabilir. Nükleer silahlanma bunun tarihsel kanıtıdır. İnsanlığı yok edebilecek silahlar üreten devletlerin amacı insanlığı yok etmek değildir. Fakat emperyalist rekabet, dünyayı defalarca böyle bir tehlikenin eşiğine getirmiştir. Yapay zekâ bakımından da benzer bir çelişki söz konusudur.
Coxon’ın asıl dikkat çektiği nokta budur: Şirketler riskleri bildikleri halde birbirleriyle yarışmaktadır. Anthropic CEO’su Dario Amodei de ticari baskıların gelişmiş yapay zekâ konusunda ciddi riskler yaratabileceğini kabul ederek daha yavaş ve daha sıkı denetlenen bir gelişme çağrısı yapmıştır.
Demek ki sorun yalnızca teknolojinin gücü değildir. Sorun, bu gücün sermaye rekabetinin içine hapsedilmesidir.
“Yapay Zeka Bizi Yokedecek” Söylemi Ne Kadar Doğru?
Coxon’ın uyarılarında gerçek bir tehlike vardır. Yapay zekâ sistemlerinin daha fazla özerklik kazanması, siber saldırılar, kritik altyapılar, biyoteknoloji ve askerî uygulamalar bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir. Yapay zekâ sistemlerinin test ortamlarının dışına çıkabildiği ve gerçek sistemlere erişebildiği olaylar da tartışılmaya başlanmıştır. Fakat buradan “yapay zekâ kesinlikle insanlığı yok edecektir” sonucu çıkmaz.
Bugün ortada bilimsel olarak kanıtlanmış bir insanlık yok oluşu değil, ciddiye alınması gereken bir risk öngörüsü vardır. Uzmanlar bu riskin gerçekleşme olasılığı ve zamanlaması konusunda hemfikir değildir.
Burada Marksist eleştiri önem kazanıyor:
“Makine insanlığı yok edecek” dediğimizde, farkında olmadan toplumsal sorumluluğu makinenin üzerine yıkmış oluruz.
Oysa makineyi kim yapıyor? İnsan. Onu kim finanse ediyor? Sermaye.
Onu kim piyasaya sürüyor Şirketler. Onu kim askerî amaçlarla kullanıyor? Devletler.
Öyleyse insanlığın geleceği konusunda hesap sormamız gereken ilk merci makinenin kendisi değil, onu hangi toplumsal ilişkilerin yönettiğidir.
Yapay Zekanın Asıl Çelişkisi
Marx’ın kapitalizm eleştirisini yapay zekâ çağında yeniden düşündüğümüzde çok çarpıcı bir sonuçla karşılaşırız: İnsanlık, kendi kolektif bilgi ve emeğinin ürünü olan teknolojiler sayesinde üretim kapasitesini olağanüstü düzeylere çıkarıyor. Fakat bu üretici güçler, toplumun ortak mülkiyetinde değil; büyük ölçüde özel sermayenin kontrolündedir. Bir avuç teknoloji tekeli, milyonlarca insanın ürettiği verilerden, bilimsel birikimden ve toplumsal bilgiden yararlanarak devasa ekonomik güçler oluşturuyor.
Buradaki temel çelişki şudur:
Üretim toplumsallaşıyor, fakat üretim araçlarının mülkiyeti özel kalıyor. Yapay zekâ bu çelişkiyi daha da büyütüyor. Milyonlarca insanın ortak emeğinin ürünü olan bilgi, birkaç şirketin sermaye birikiminin aracına dönüşüyor. Bu nedenle yapay zekâ, kapitalizmin çelişkilerini ortadan kaldırmıyor; tersine onları daha görünür hale getiriyor.
Çözüm Teknolojiden kaçmak Değil, Teknolojiyi Toplumsallaştırmaktır
Marksizm teknolojik gelişmenin düşmanı değildir. Tam tersine Marx’ın düşüncesinde üretici güçlerin gelişmesi, insanın zorunluluklar dünyasından özgürlük alanına geçmesinin maddi koşullarını yaratır. Yapay zekâ milyonlarca insanı ağır, tekrarlayıcı ve anlamsız işlerden kurtarabilir: Çalışma süresini kısaltabilir. Bilimsel üretimi hızlandırabilir. Toplumsal refahı artırabilir. İnsanların kendilerini geliştirmeleri için daha fazla zaman yaratabilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için yapay zekânın sermayenin kâr makinesine dönüşmemesi gerekir. Üretici güçlerin gelişmesi ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişki çözülmelidir. İşte sosyalizm burada yalnızca ahlaki bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Yapay zekânın ürettiği zenginlik birkaç teknoloji milyarderinin değil, onu yaratan bütün toplumun olmalıdır.
İnsanlığı Yapay Zekadan Değil, Sermayenin Egemenliğinden Kurtarmak
Bugün bize “Yapay zekâ insanlığı yok edebilir” deniliyor. Bu uyarıyı bütünüyle reddetmek doğru değildir. Fakat daha derindeki soruyu sormadan bu uyarının peşinden gitmek de doğru değildir. İnsanlığın karşı karşıya olduğu temel sorun, makinelerin insanlardan nefret etmesi değildir. Asıl tehlike, insanın kendi yarattığı üretici güçler üzerindeki toplumsal denetimini kaybetmesidir.
Yapay zekâ insanlığın düşmanı değildir. Fakat yapay zekayı insanlığın düşmanı haline getirebilecek olan toplumsal ilişkiler vardır. Bugün bu ilişkilerin adı kapitalizmdir. Sermaye yapay zekâyı kâr için kullanır. Sosyalizm ise onu insanın özgürleşmesi için kullanabilir. Bu nedenle gerçek mesele “Yapay zekâyı durduralım mı?” değildir. Gerçek mesele, yapay zekâ da dahil olmak üzere bütün gelişmiş üretici güçleri özel sermayenin egemenliğinden çıkarıp toplumun ortak çıkarlarının hizmetine sokmaktır.
İnsanlığın geleceği makinelerin elinde değildir. İnsanlığın geleceği, kendi yarattığı üretici güçleri hangi sınıfın denetleyeceğine bağlıdır.
Marx’ın bize bıraktığı en güçlü derslerden biri hâlâ geçerlidir:
İnsanlığın kurtuluşu teknolojiden vazgeçmekte değil, teknolojiyi insanlığın ortak özgürleşmesinin hizmetine sokacak toplumsal düzeni kurmaktadır.
Bunun adı sosyalizmdir.
Yorumlar (0)