“Yetmişlerden bugüne Datça” Söyleşisi

“Datça Yarınlara Umut Derneği” düzenlediği söyleşi serisini 26 Mart 2026 tarihinde (bugün) Osman Akın Söyleşisi ile sürdürdü. Akın, 1970 yıllarından başlayarak biriktirdiği ve derlediği Datça anılarını aktardı.

“Yetmişlerden bugüne Datça” Söyleşisi

Datça Yarınlara Umut Derneği ev sahipliğini yaptığı Söyleşiyi bir hoşgeldiniz konuşmasıyla ve iki duyurusuyla açtı:

- çocuklara yönelik bir eğitim bursu hazırlığında olduklarını,  

- önümüzdeki günlerde duyurusunu yapacakları bir iftar yemek daveti gerçekleştireceklerini, her iki konu için ihtiyaç sahiplerinin bilgilendirilmesi, katılımı, katkılar için destek-iletişim taleplerini iletti.

“İletişimci” kimliğiyle Osman Akın söyleşiye bir Datça bestesi şarkı-fon müziği eşliğinde “kamera Datçaya geldiğinden beri” dediği fotoğraflar derlemesi ile başladı. Katılımcılar iskele, liman, Eski Datça, Palamutbükü gibi Datça fotoğraflarını bazen şaşkın ama sürekli gülümseyerek takip etti. Fotoğraflardan biri bir belgeye ait. Mustafa Kemal Atatürk’ün Datça’ya ismini verdiği, bizzat imzaladığı 15382 sayılı kararnamenin fotoğrafı. 

Ve anılar… Merakla dinlendi anlatılanlar, kimi zaman katılımcıların destekleri, isim, yer hatırlatmaları, katkıları ile. Az bir kısmı dinleyenlerin belleğinde belki, onların da yaşadıkları yada büyüklerden duyulan bilgi kırıntıları ama yeni yeni bilgiler, dolu dolu… 

Dersiniz küçücük yer Datça ve sadece kısacık bir tarih aralığı. Öyle değilmiş, kısa kaldı ayrılan zaman. Devamının gelmesi, kaldığımız yerden devam kararıyla tamamlandı söyleşi.

Osman Akın’ın dile getirdiklerini derleyeceğini, bugün söyleşide var olmayanlara da ulaştıracağını umuyoruz. Ama bu istek “anlattıklarına kısaca değinmemize, kısa alıntılar yapmamıza ve hatta biraz da merak uyandırmamıza engel değil” diyerek…

-Ulaşım zor Datçaya. Yelkenli tekneler ve birkaç cesur, mahir kaptan. Tüm yükü onlar çekiyor. Yelken ama rüzgar yok her zaman, kol gücü var, kürek var. Kos ile, Rodos, Simi ile ticaret bağları… Gazyağı, kibrit, sarı merhem, kara merhem, hatta giysi taşıma-ticareti. 

-Palamut ihracatı temel konulardan. O kadar büyük yer teşkil ediyor ki Datça ekonomisinde; iskele civarında sırf bu iş odaklı gümrük ofisi var, Karaköyden yarımadayı dolaşacak kadar telgraf hatları çekilmiş. Karaköyden de ürün sevkiyatı var adalara.

Palamut bir anda gözden düşüyor, ticari önemi kalmıyor. Değişiyor herşey.

-Şimdilerde yok tabii ama tütün tarımı var. Çok zor iş tütün, toplamak, sermek, işlemek. Gelir kapısı, her zorluğa rağmen. Alıcı devlet, Tekel. Eksper olunca işin içinde, siyasal tercihler. Daha doğrusu Datçalının oy kullanırken ki tercihleri. Seçilen hükümet ayrı, Datçalının seçimi ayrı. Hep düşük kalite sınıflaması eksperlerin, düşük fiyat.

-Adalarla ilişkiler deyince tekrar kahır çeken kaptanlara dönüyor konu. Doğum yapamıyor kadın, problem var. Atıyorlar kayığa, doğru Rodos… Bazen rüzgar çoğunluk kol gücü. Rodos'ta doğum ve kaç günlük bekleyişi kaptanın, sonra gerisin geri Datçaya kucakta bebe ile. 

-Datça turizmi dalgalı, inişli çıkışlı. seksenlerde pik yaptı sonra düşüş, doksanlarda gene yükseliş. Bir türlü dengeyi bulamadı.

Yabancılar gelirdi, İngilizler, Almanlar. Turizm şirketleri için çalışırdım ben, 28 tesise müşteri indirdiğimizi bilirim.

Datça, Aktur, hatta Palamutbükü; 8 disko açıktı aynı anda, inanılmaz. Sabaha kadar o bar senin bu disko benim gezerdik de uyumadan tarlaya giderdik sabahleyin diye söze giriyor bir izleyen.

Bir gecede boşaldı Datça. Kötü bir olay, hemen duyulması, hatta uluslararası basında bile konu olması.

-Datça limanında 4 sıra tekne bağlanırdı üst üste. Yerli ve yabancı tekneler, yatlar, yelkenliler. Turizm hareketliliği vardı, tekne hareketliliği. Kaçtı, bizden sebeplerle ve dışımızdaki sebeplerle.  

-Denizle çevrili Datça, yarımada olarak yani. Ama çok iç içe değildir denizle, çok yararını da görmez. Yılda bir girer denize Datçalı. Çalışma peşindedir, iş peşindedir sürekli.

-Datçaya gelmiş Evliya Çelebi, Palamutbüküne… Seyahatnamesinde yazar. Gelmiş ama yabancı bayraklı bir gemiyle. Çıkmış karaya, su, gıda ikmali yapılacak. Ben yabancı değilim, ikna ederim kıyıdakileri demiş. Kafasını yarmış Palamutbüklüler, kovalarken, zor kaçmış, demir almışlar hemen.

-Ben Reşadiyedenim diyor Osman Akın. İskele tarafı resmi kurumlar tarafından tercih edilmiş olsa da Reşadiye köylerin, köylülerin ticaretinin merkeziydi. Ticaret orada dönerdi.

Daha? Daha çok… İyi-kötü değerlendirme yapmadan “öküz güreşi” geleneği. Güreşler esnasında yapılan eşek yarışı; birinciye “en hızlı eşek” ödülü, sonuncuya “en aksi eşek” ödülü.  

Birkaç kez yapılan Knidos Festivali. Festival kortejinde en önde gidecek otobüsün üzerine çıkacak Knidos Kralı ve Kraliçesinin seçimi.

Ve ne kadarı doğru bilinmez, Akturluların Datça bakir kalsın, kalabalık olmasın rahat ederiz diyerek güçlerini kullanarak yol yapımına mani olmaları. 

Diğer yandan köylünün de memnuniyeti Akturludan. Meyve, sebze, zeytin, herşeyden alıyorlar, bol bol alışveriş.

Dinlemek, bilmek güzeldi.

Söyleşide olmasa da bunu da yazmak lazım. Kayıt dışı denmedi ne de olsa. Söyleşi öncesi sohbet ediyoruz Osman Akın ile, cezaevi ya bina, anlatıyor. 12 Eylül sonrası liderlerin yargılamaları yapılıyor, cezalar kesinleşince istediğiniz yeri söyleyin orada yatıralım sizi diyor sıkıyönetim. Bülent Ecevit diyor ben Datçayı isterim. Datçamızın şimdiki Demokrasi Evi yani kastettiği, o zamanki cezaevi. Hatta Rahşan Ecevit geliyor, görüyor, bir pansiyonla anlaşıyor kendisi için. Ama son aşamada yok diyor devlet. O zamanlar cezaevinin karşısı da boş, tam deniz manzarası. Ceza mı ödül mü diyorlar, göndermiyorlar Ecevitleri Datçaya. Kim bilir belki de yeni bir “Mavi Sürgün” olmasın diye.

Bu da söyleşi dışı bir anlatı olsun Sevgili Osman Akın’dan.  

Haber serdar otrav

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış