Dünya başta yakındoğu olmak üzere tehlikeli bir şekilde savaşlarla çalkalanıyor. Ukrayna-Rusya savaşı, Yakındoğu’daki(ABD-İsrail ittifakı’nın İran’a ve Lübnan’a saldırısı) savaşlar ‘dünya çapında bir felakete yol açar mı’ endişesini giderek artan ölçüde besliyor. Yerel savaşların-emperyalist/hegemon güçlerin bizzat müdahalesiyle- sürgit devam etmesi bütün dünyayı etkileyen ekonomik krizler, gerilimler ve bu çerçevede hızla artan militarizasyon, silahlanma yarışı global savaş endişesinin yersiz olmadığını gösteriyor. En azından ekonomik krizin daha da derinleşmesi ve yaygınlaşması tehlikesi bugünün gerçekliği olarak orta yerde.
Birleşmiş Milletler
İkinci savaştan sonra galip devletler tarafından kurumlarıyla oluşturulan düzen çöküyor. Dünya barışını kalıcı kılma iddiasıyla, sözüm ona bir daha böyle felaketler yaşanmaması için oluşturulan Birleşmiş Milletler tam bir etkisiz eleman. 5 büyük ülkenin nihai karar sahibi olduğu bu absürt hiyerarşik yapı, genel sekreteriyle açıklamalar yapmaktan ya da karşılığı olmayan kararlar almaktan başka bir işleve sahip değil.
Nato-Varşova PAKTI
Askeri Paktlar oluşmuştu. ‘Sovyet tehdidine ve komünizme’ karşı oluşturulan Nato ve Sovyetlerin önderlik ettiği Varşova Paktı. Varşova Paktı 80/90’lı yıllarda Sovyetler Birliği ile birlikte tarihe karıştı. Varşova Paktının ve SB’nin yıkımından sonra bir şekilde iddiasını ve genişlemesini yeni duruma uyduran Nato, bugün ciddi iç gerilimler yaşıyor. Bu durum kimi Avrupa ülkelerinde askeri tehditlere karşı yeni arayışların filizlenmesine yol açtı. ABD emperyalizminin yeni rejiminin Avrupa ülkelerine yönelik sert eleştirileri, Nato’yu ‘kağıttan kaplan olarak’ nitelemesi Kanada ve Grönland üzerinde egemenlik hakkı talep etmesi ABD’ye yönelik güveni sarsmış görünüyor. ‘Başımızın çaresine bakmalıyız’ ya da en azından ABD’nin pozisyonunun ortaya çıkardığı duruma karşı ‘nasıl kurumsal ve siyasi tedbirler alabiliriz’ arayışı başladığı açık. Bir yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen’in dillendirdiği ‘Türk, Rus ve Çin tehditine karşı duruşumuzu netleştirmeliyiz’ görüşü-sözlerini sonradan geri alsa da- diğer yandan ‘Çin’le ve Rusya ile ilişkileri onarmalıyız’ görüşleri bir arada. Öte yandan Avrupa Birliği’ni daha steril bir biçimde ve Türkiye ile yedekleyerek güçlendirme çabalarına da işaret edilmeli.
Abd
80 yılı aşkın bir süredir dünya jandarmalığına soyunmuş emperyalist süper güç ABD, yorgun, yıpranmış ve belli ki bir yenilenme ihtiyacı içerisinde. Müesses nizamı ‘sos’ veriyor. Trump ve temsil ettiği egemen güçler ABD nizamının yenilenme ihtiyacına cevap verecek güveni sağlamış değil. Bir yandan dünya egemenlik haritasını yeniden çizerken bu amaçla, hegemonyacı ve savaş kışkırtıcısı bir yol izlerken diğer yandan ‘yeniden büyük yapmayı vaat ettiği’ Amerika’nın ekonomisi hegemonik temelleri sarsılıyor. Yeni rejim gerilemenin önüne geçemediği gibi, züccaciye dükkanına girmiş fil gibi etrafı, gelenekleri, kurumları, müttefikleri, teamülleri, alışkanlıkları yıkıyor. İran’a yönelik savaş da ayağına dolanmış durumda. Şu aşamada savaş öncesinde belirlenen hedeflerin hiçbirine ulaşılmış değil. Savaşın uzaması ABD kurumları arasında da(Pentagon, kongre, senato) aykırı tutumların uç vermesine neden oldu. Öte yandan karşısında her alanda-ekonomik, siyasi- hızla yükselen başka bir güce, Çin’e karşı otomobil farına yakalanmış tavşan gibi. Attığı adımlar en büyük rakibi olarak gördüğü Çin’e karşı, yeterince sonuç alıcı değil.
Çin
Çin ABD’ye karşı teknolojik üstünlüğü ele geçirmiş durumda. Sessiz ve derinden dünya çapında, etkinlik/egemenlik alanlarını genişletiyor. En büyük rakibinin başarısızlıklarının pususuna yatmış durumda. ABD!nin kırmızı çizgisiTayvan’ın en büyük ve eski partisi Guomindang bir heyetle 75 yıl sonra Çin’i ziyaret etti. Çin Tayvan’ın bağımsızlığına ve egemenliğine ambargo koymuş durumda. Tayvan’ın kendi toprağı olduğu iddiasını ve birleşme çabalarını sürdürüyor. Tayvan liderinin bir başka pasifik ülkesini ziyaretini bazı Pasifik ülkelerinin hava sahasını kapatmasını sağlayarak engelledi. Birkaç gün önce. Xi Ping bu konudaki bir soruya; ‘komşu ülkelerin Çin’in toprak bütünlüğüne egemenlik haklarına duydukları saygıya teşekkür ederek’ cevap verdi. CNN’e düşen bir başka haber de uydu görüntüleriyle Çin’in Vietnam yakınlarında devasa bir üs inşa ettiği yönünde. Çin dünya çapında hegemon bir güç olarak siyasi ve ekonomik anlaşmalarla nüfuz alanlarını genişletiyor. İki süper güç arasındaki rekabetin odak noktası Asya-Pasifik. Çin’in teknolojik düzeyin temeli olan nadir elementler bakımından da çok büyük bir kapasiteye sahip olduğunu ayrıca kaydetmek gerekiyor.
Rusya
Diğer bir süper güç Rusya ise daha da uzayacağı anlaşılan Ukrayna savaşının batağında ve ambargolar tarafından kıstırılmış durumda. Putin batı bloku içindeki çekişmeleri, gerilimleri, anlaşmazlıkları ellerini ovuşturarak izliyor. Onların Rusya doğal gazına ve petrolüne bağımlılıkları da kendisi açısından bir önemli bir avantaj. İsrail-ABD’nin İran’a saldırısının tetiklediği petrol krizinin Rusya açısından bir avantaj olduğu da açık..
Sonuç olarak
Görünen o ki, dünya düzeni büyük bir kargaşa içerisinde. Kurumlar çöküyor, saflaşmalar, ayrışmalar, kutuplaşmalar derinleşiyor. Dünya’ya egemen olan 80 yıllık düzen, bir geçiş döneminin sancılarını yaşıyor. Bu hengame global bir yıkıma yol açmadan bir yeni sistemin ortaya çıkmasına vesile olacak mı? Zor görünüyor. Kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasının ortaya çıkardığı savaş olgusu, global bir yıkıma yol açacak bir dünya savaşına evrilebilir mi; ‘dehşet dengesi’ denilen nükleer bagaj bu yıkımı engelleyebilir mi? Yoksa endişe edilen 3. felaket epeydir başladı da biz mi adını koymaktan kaçınıyoruz?
Farklı tarihlerde ve konjonktürlerde çok etkili olduğunu deneyimlediğimiz uluslar arası, kitlesel bir barış hareketinin yokluğu da tayin edici bir eksiklik, tabii ki.
Yorumlar (0)