ABD-İsrail İttifakının İran ile Savaşında Kazanan Kim?

İran Hürmüz Boğazı’nda bambaşka bir oyun kuruyor. Boğazı tamamen kapatmadı, geçişe izin veriyor ama tek bir şartla: Petrol ticaretini yuan ile yapacaklar. 1974’ten beri dünya petrolü dolarla satılıyor. Bu sistem dolara trilyonlarca dolarlık yapay talep yaratıyor. Her ülke petrol almak için önce dolar almak zorunda. İran şimdi bu yapıyı Hürmüz’de kırmaya çalışıyor. Eğer bu yöntem yaygınlaşırsa petrodolar sistemi sarsılır, dolar talebi kalıcı olarak düşer. Tahvil tehdidiyle ABD’nin borçlanma kapasitesine, yuan şartıyla da petrodolar sistemine aynı anda vuruyor. İkisi birden ABD’nin cüzdanına doğrudan darbe indiriyor.

ABD-İsrail İttifakının İran ile Savaşında Kazanan Kim?

 

 Direnci Kırılmayan Yaralı İran

ABD-İsrail ittifakının 28 Şubat 2026’da başlattığı geniş çaplı operasyonlar, İran’ın askeri ve sivil altyapısını hedef alarak önemli tahribata yol açmıştır. ABD ve İsrail güçleri, binlerce hedefe yönelik hava saldırılarıyla Tahran dahil ülkenin çeşitli bölgelerindeki füze üretim tesislerini, komuta merkezlerini ve enerji altyapısını vurmuştur. İran Enerji Bakanı Abbas Aliabadi’nin açıklamalarına göre su ve elektrik şebekeleri ağır hasar görmüş, bu saldırılar rejimin stratejik kapasitesini ciddi şekilde zayıflatmıştır. Nükleer tesisler gibi kritik noktalar da dahil olmak üzere altyapıdaki yıkım, İran’ın hem askeri hem de sivil savunma mekanizmalarını büyük ölçüde etkisiz hale getirmiştir.

Uluslararası analizlere göre operasyonlar sırasında on binlerce sivil hedef de etkilenmiş, bu durum İran’ın günlük yaşamını ve ekonomik işleyişini derinden sarsmıştır. İran tarafı ise misilleme olarak ABD üslerine ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenlemiş olsa da, başlangıçtaki altyapı zararı İran’ın uzun vadeli toparlanma sürecini zorlaştırmakta, ancak imkansız kılmamaktadır.

 Savaşta Çanlar Kimin İçin Çalıyor !

İran bu savaşta sadece füze ve drone kullanmadı. ABD’nin en büyük zayıf noktasını doğrudan hedef aldı: parasını ve müttefiklerinin geleceğini. İran Meclis Başkanı’nın yaptığı açıklama, çoğu kişinin gözünden kaçtı ama aslında bir füzeden çok daha yıkıcıydı:

“Askeri üslerin yanı sıra ABD askeri bütçesini finanse eden finansal kuruluşlar da meşru hedeftir. ABD hazine bonoları İranlıların kanına bulanmıştır. Satın aldığınızda kendi merkezinize ve varlıklarınıza bir saldırı satın almış olursunuz. Portföylerinizi izliyoruz.”

Bu üç cümle, ABD’nin 39 trilyon dolarlık dev borç mekanizmasını doğrudan tehdit ediyor. ABD borcunu şirketler gibi “kazandım, ödedim” diye kapatmaz. Her yıl yaklaşık 9-10 trilyon dolarlık yeni tahvil satarak eski borcu yeni borçla öteliyor. Bu parayla hem eski borçlar kapanıyor hem ordu ve savaşlar finanse ediliyor. İran şimdi “bu tahvilleri alan herkes hedefimiz” diyor: bankalar, fonlar, merkez bankaları… Kim alırsa alsın.

Mesajın asıl adresi Körfez ülkeleri. 2025’te Trump’ın Körfez turunda aldığı taahhütler dudak uçuklatıcıydı: Suudi Arabistan 600 milyar, Katar 1,2 trilyon, BAE 1,4 trilyon dolar. Körfez’in devlet varlık fonları zaten 2 trilyon doların üzerinde ABD varlığı tutuyor. İran’ın “portföylerinizi izliyoruz” uyarısı, bu ülkelere açık bir mesaj: “Ya bizimle olun ya da kendi başınıza kalın.” Savaşın ilk günlerinden beri Körfez zaten taahhütlerini gözden geçirmeye başlamıştı. Bu tehdit, yatırımları azaltma ya da risk alma ikilemini daha da keskinleştirdi.

 İran Hürmüz Boğazı’nda bambaşka bir oyun kuruyor. Boğazı tamamen kapatmadı, geçişe izin veriyor ama tek bir şartla: Petrol ticaretini yerel para  ile yapacaklar. 1974’ten beri dünya petrolü dolarla satılıyor. Bu sistem dolara trilyonlarca dolarlık yapay talep yaratıyor. Her ülke petrol almak için önce dolar almak zorunda. İran şimdi bu yapıyı Hürmüz’de kırmaya çalışıyor. Eğer bu yöntem yaygınlaşırsa petrodolar sistemi sarsılır, dolar talebi kalıcı olarak düşer. Tahvil tehdidiyle ABD’nin borçlanma kapasitesine, yuan şartıyla da petrodolar sistemine aynı anda vuruyor. İkisi birden ABD’nin cüzdanına doğrudan darbe indiriyor.

         İsrail- ABD’nin Yumuşak Karnı Körfez

   Trump’ın, Daha sonra 5 gün daha uzatmış olsada, Hürmüz Boğazı ile ilgili açıklaması hiç tesadüf değildi: “İran Hürmüz’ü 48 saat içinde açmazsa elektrik santrallerini vuracağız. En büyüğünden başlayarak.” İran cevabını ise sadece üç kelimeyle özetledi: “Tuzdan arındırma tesisleri.” Bu üç kelime, Körfez’i yaşanmaz hale getirebilecek bir felaketin kapısını aralıyor.

Körfez ülkelerinde (Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn) ne nehir var, ne göl, ne de yağmur. İçme suyunun neredeyse tamamı deniz suyundan tuzdan arındırma tesisleriyle elde ediliyor. Bu tesisler elektrikle çalışıyor. Elektrik kesilirse su üretimi durur. Çöl sıcağında milyonlarca insan günler içinde susuz kalır ve şehirler yaşanmaz hale gelir.

Bu yalnızca ilk domino taşı. İkincisi petrol üretimi. Petrol yerden kendi kendine çıkmıyor. Pompalar, rafineriler, boru hatlarındaki pompa istasyonları… Hepsi elektriğe bağlı. Elektrik gidince üretim, işleme ve taşıma tamamen durur. Bir elektrik santrali yeniden inşa etmek normalde 3-5 yıl, büyük olanlar 5-10 yıl alır. Yani Körfez yıllarca petrol üretemez. Petrol fiyatları tarihin görülmemiş seviyelerine çıkarsa dünya ekonomisi sarsılır.

Üçüncü domino hastaneler: Yoğun bakım cihazları, solunum makineleri, diyaliz üniteleri, kuvözler… Jeneratörler kısa sürede yakıt biter ve hastaneler karanlıkta kalır. Dördüncü domino gıda: Körfez gıdasının büyük kısmını ithal ediyor. Soğuk hava depoları elektriksiz çalışmaz. 50 derece sıcakta et, süt, ilaç, aşı hızla bozulur. Lojistik için yakıt ve elektrik gerekir. Döngü bir kez kırılınca gıda zinciri çöker.

Beşinci ve en sinsi domino ise finans sistemi. Dubai dünyanın önemli finans merkezlerinden biri. Bankalar, veri merkezleri, borsa, uluslararası şirketlerin bölge ofisleri… İran “bilgi teknolojisi altyapısını da vuracağız” dedi. Veri merkezleri çökerse bankacılık durur, borsa kapanır, dijital varlıklar erişilemez olur. Dubai’yi Dubai yapan finans ve lojistik güveni, yeniden inşa etmek tesis yapmaktan çok daha uzun sürer.

Bütün resmi birleştirin:

Su yok.

Elektrik yok.

Klima yok.

Hastaneler çalışmıyor.

Gıda bozuluyor.

Petrol akmıyor.

Bankalar duruyor.

Körfez ülkelerini yaşanabilir kılan tek şey altyapıdır. O altyapı yok edilirse geriye sadece çöl kalır. Çöl ise yaşanmaz.

İran bu savaşta füzeden çok daha etkili bir silah kullandı: ABD’nin borç sistemine, petrodolara ve Körfez’in hayatta kalma altyapısına aynı anda vurmakla tehdit etti. İran’ın savaşta gösterdiği performansa bakılırsa boş bir tehdit olmadığını söylemek mümkün. İran’ın körfezin alt yapısını hedef alan , her hangi bir saldırı Ortadoğu’da kısa sürede kapanmayacağı yaralar açabileceği gibi, ABD’nin hegemonyası için yeni bir milat olma potansiyelini taşıdığını söylemek zor olmasa gerek. Savaş artık tek taraflı sürmemektedir. Savaşın tırmanması  iki taraf için değil, bütün bölge ve dünya ekonomisi için tam bir insani ve ekonomik felaket olur.

Önümüzdeki birkaç gün her şeyin değişebileceği kritik bir eşik. Girilen yoldan dönmek için çanlar hızlı çalıyor.

 Son söz yerine, görünen o ki, ABD’nin Ortadoğu üzerindeki ekonomi/politik planları bozulduğundan, ABD kaybeden, İran ağır yaralı ancak akıbeti konusunda bir şey demek için henüz erken

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış