Ekim Devrimi’nde Bir Ayrılık Hikâyesi
Rus Devrimi, 20. yüzyılın en dönüştürücü olaylarından biri olarak tarihe geçti. Ancak bu devrim, sadece Çarlık rejiminin yıkılışıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda sol ideolojiler arasındaki derin çatışmaları da gün yüzüne çıkardı. Marksistler, özellikle Bolşevikler, devleti bir geçiş aracı olarak görürken, anarşistler devletin her türlüsünü baskıcı buluyor ve doğrudan demokrasi ile özyönetimi savunuyordu. Bu ideolojik ayrılık, uzun süren iç savaş koşullarında şiddetli çatışmalara dönüştü.
Genel olarak Rus Devrimi’nde anarşistlerin etkin bir güç olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak devrimin kale burçlarından biri olan Kronstadt Ayaklanması, Bolşevik-anarşist geriliminin en trajik örneklerinden biri oldu. 1921 Mart’ında, Petrograd yakınlarındaki Kronstadt adasındaki denizciler ve işçiler, Bolşevik yönetimine karşı ayaklandı. Bu denizciler, gerek 1905 Şubat Devrimi’nde gerekse 1917 Devrimi’nin kahramanları arasındaydı; Ekim Devrimi’nde Bolşeviklerin en organize olduğu asker Sovyetlerinin başında gelmekteydiler. Ancak Kronstadt, Savaş Komünizmi politikalarına –zorunlu tahıl toplamalarına, tek parti otoriterliğine– itiraz ederek ayaklandı. “Bütün iktidar Sovyetlere” sloganıyla özgür seçimler, ifade özgürlüğü ve özyönetim talep ettiler. Bu talepler, Bolşeviklerin sert yanıtlarının hedefi oldu. Yükselen gerilimin karşısında, başta Emma Goldman olmak üzere Alexander Berkman ve diğer anarşistlerle birlikte, 5 Mart 1921’de Petrograd İşçi ve Savunma Sovyetine (Zinoviev başkanlığında) bir mektup yolladı. Mektupta, çatışmanın yoldaşça anlaşma yoluyla barışçıl çözülmesini savundu; güç kullanımının durumu kötüleştireceği, karşı-devrimi güçlendireceği ve uluslararası devrimci harekete zarar vereceği uyarısında bulundu. Ayrıca, iki anarşistin de dahil olduğu beş kişilik bir komisyonun Kronstadt’a giderek anlaşmazlığı barışçıl yöntemlerle çözmesini önerdi. Bu öneri Bolşevik yetkililer tarafından dikkate alınmadı ve 7 Mart 1921’de Kronstadt’ın bombalanması başladı; 17 Mart’ta ise kale ve şehir ele geçirildi.
İç savaş koşullarında Bolşeviklerin tutumu sert ve uzlaşmazdı. Bolşevikler, ayaklanmayı “beyaz karşı-devrimci bir komplo” olarak nitelendirdi. Kızıl Ordu, adayı bombaladı ve operasyon binlerce kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bastırma sırasında 10 binden fazla kişi öldü veya tutuklandı. Bu olay, aynı zamanda Kızıllar ile Karalar arasındaki teorik ve politik çatışmayı derinleştirdi. Anarşistler için Kronstadt, Bolşeviklerin “kırmızı otoriterizm”ine dönüşünün simgesi haline geldi; Peter Kropotkin gibi düşünürlerin cenazesi bile, ayaklanmanın hemen öncesinde bir protesto platformuna çevrilmişti.
Bolşevik Hükümetiyle Çatışmalar
Anarşistler, tören için Lenin’e telgraf çekerek tüm tutuklu anarşistlerin serbest bırakılmasını talep etti. Bolşevik hükümeti başlangıçta olumlu yanıt verse de, Çeka (gizli polis) bu talebi büyük ölçüde reddetti. Moskova Sovyet’i tüm tutukluların serbest bırakılacağını vaat etti; ancak sadece yedi anarşist (Aron ve Fanya Baron, Aleksandr Gevsky, David Kogan, Mark Mrachny, Aleksey Olonetsky ve Olga Taratuta) geçici olarak salıverildi. Bunlar da rehin garantisiyle ve tören sonrası geri dönecek şekildeydi. Butyrki Hapishanesi’ndeki anarşistler, bireysel serbest bırakılmayı reddederek toplu serbestiyet talep etti. Cenaze sabahı, komisyon halka hükümetin sözünü tutmadığını ilan ederek resmi Komünist çelenklerini salondan kaldırdı – bu, Bolşeviklere karşı açık bir protesto eylemiydi. Kropotkin’in kızı Alexandra, hükümetin töreni ele geçirmesini engellemek için yabancı gazetecilere ifşa etmekle tehdit etti ve hükümet çelenklerini çamura atacağını söyledi.
Yürüyüş ve Protesto Unsurları
13 Şubat’ta gerçekleşen cenaze alayı, yaklaşık 20.000 ila 100.000 kişinin katıldığı dev bir yürüyüşe dönüştü. Yürüyüş, Sendikalar Evi’nden aile mezarlığına (Novodeviçi Mezarlığı) kadar yaklaşık 7 verst (5 mil) sürdü ve iki saatten fazla sürdü. Katılımcılar arasında anarşistler, işçi sendikaları, bilimsel topluluklar, öğrenciler ve çocuklar vardı. Anarşistler, siyah bayraklar ve “Nerede otorite varsa orada özgürlük yoktur” veya “İşçilerin kurtuluşu işçilerin kendi işidir” gibi sloganlar taşıyan pankartlarla yürüdü. Resmi polis kullanılmadı; kalabalık kendi düzenini sağladı, öğrenciler ve işçiler insan zinciri oluşturdu. Bu cenaze, Sovyet Rusya’da anarşistlerin son büyük kamusal gösterisiydi.
Benzer bir çatışma, Ukrayna’da Nestor Makhno’nun önderliğindeki anarşist hareketle yaşandı. Makhno, 1917-1921 arasında “Devrimci İsyan Ordusu”nu (Siyah Ordu) kurarak hem Beyaz Ordu’ya hem de milliyetçi güçlere karşı savaştı. Anarşist ideallere dayalı bu ordu, köylü komünleri ve özgür Sovyetler oluşturmayı hedefliyordu. Başlangıçta Bolşeviklerle ittifak yaptılar; 1919’da Kızıl Ordu ile birlikte Denikin’in Beyazlarını yenilgiye uğrattılar. Ancak Bolşevikler, Makhno’nun özerk yapısını tehdit olarak gördü. Merkezi otoriteyi kabul etmeyen Mahnovistler, toprak reformu ve kolektif çiftlikler konusunda anarşist bir yaklaşım benimsiyordu – devletsiz, doğrudan demokrasi temelli. 1920’de Wrangel’in yenilgisinden sonra Bolşevikler, ayrı düştükleri Makhno güçleriyle çatışmaya girdi. Bolşevikler onu “haydut” olarak damgaladı ve Kızıl Ordu’yu Ukrayna’ya gönderdi. Makhno’nun güçleri, sayısal üstünlüğe rağmen gerilla taktikleriyle direndi; ancak 1921’de yenildi. Makhno sürgüne kaçtı ve Paris’te öldü.
Bu çatışmaların bir uzantısı da önde gelen anarşistlerin Sovyetlerden sürülmesi veya terk etmesiydi. Emma Goldman, bu sürecin en ikonik figürüydü. “Kızıl Emma” olarak bilinen Goldman, 1919’da ABD’den deport edilerek Sovyet Rusya’ya geldi. Başlangıçta devrime umutla yaklaştı; Lenin’le sık sık görüştü. Ancak Kronstadt’ın bastırılışını ve anarşist tutuklamalarını görünce hayal kırıklığına uğradı. Goldman, “Rusya’daki İki Yılım” kitabında Bolşevikleri eleştirdi: “Devrim, devlet terörüne dönüştü.” 1921’de Alexander Berkman’la birlikte Sovyetleri terk etti; aslında sürgün edilmekten ziyade gönüllü ayrıldı, ama baskılar nedeniyle.
Sonuç olarak, Marksistler ile anarşistlerin çatışmaları, Rus Devrimi’nin trajik bir yönünü aydınlatır. Bu çatışmalar, sol hareketin iç bölünmelerini bugün bile etkiliyor – örneğin, modern anarşistlerin devlet sosyalizmine karşı duruşunda. Devrimler, idealleri realize etmek için başlar, ama iktidar mücadelesi onları sıklıkla tüketir. Bu tarih, özgürlük arayışının ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.
20.yüzyılın başları, Kara-Kızıl arasında derin ayrılıklar ve beklenmedik ittifakların yaşandığı bir süreç oldu. Rusya Devrimi’nde yaşanan bu çatışmalı süreçte, dünyada Kızıl-Kara arasında muazzam bir dayanışma örneği yaşanıyordu.
Devam edecek
Kaynak,
. Emma Goldman’ın “My Disillusionment in Russia” (Rusya’daki Hayal Kırıklığım) adlı eseridir; ilgili kısım 27. bölümde yer almaktadır
Bu kitapların çoğu kitapçılarda (Kitapyurdu, D&R, Amazon TR) veya çevrimiçi PDF olarak bulunabilir. Anarşist Kütüphane (tr.anarchistlibraries.net) gibi siteler ücretsiz dijital versiyonlar sunar.
Yorumlar (0)