Liberal Ekonomi Şapkadan Tavşan Çıkartan Model
Liberal ekonomide yoksulun kemeri, tıpkı mevsimlik bir rüzgâr gibi, her daim sıkıdır. Neden mi? Çünkü liberal ekonomi, sermayeye “daha fazla para kazandıracağım” diye yoksulun belini bir kere daha sıkmayı, neredeyse kutsal bir ritüel haline getirmiştir. Yoksul açlıktan hastalanırken, sermaye sahipleri “bugün ne yesem” diye düşünürken obez olmamak için sağlıklı yaşam koçları tutar, organik kinoa salataları sipariş eder, pilates seanslarına koşar. Kısacası, bir tarafın kemeri kemiklerine yapışırken, diğer tarafın kemeri artık sadece süs eşyasıdır; çünkü o tarafın karnı zaten o kadar doludur ki, kemere ihtiyaç bile kalmamıştır.
Ama işin asıl güzel yanı buradadır: Milyonlarca yoksul aynı anda kemer sıkmaya başlayınca, kemerler birdenbire karaborsaya düşer. Talep patlar. Kemer fabrikaları “üretim yetişmiyor” diye isyan eder, stokçular depoları doldurur, fiyatlar fırlar. Yoksul, zaten daralan beline bir kemer daha almak isterken, karşısına çıkan etiketler “bu kemer seni değil, seni satanları doyurur” diye bağırır. Böylece liberal ekonomi, yoksulu hem kemer sıkmaya mecbur bırakır, hem de kemer alacak paradan yoksun bırakır. Klasik bir sihirbazlık numarası: Şapkadan tavşan çıkarır gibi, kemersiz yoksula “hadi sık bakalım” der. Kemer yoktur, ama sıkma eylemi vardır. Bu, liberal ekonominin en saf, en dürüst tanımıdır aslında: Kemersiz kemer sıkma modeli.
Düşünün bir: Sabah işe giderken kemerinizi sıkarsınız, çünkü asgari ücret yetmez. Öğlen yemekhanede kemerinizi bir tur daha sıkarsınız, çünkü menüde “ücretsiz çorba” yazmaktadır ama çorba aslında sıcak suyun ta kendisidir. Akşam evde televizyon izlerken kemerinizi son kez sıkarsınız, çünkü dizideki zenginlerin sofrasına bakmak bile midede taş gibi oturur. Ve ertesi gün aynı döngü yeniden başlar. Liberal ekonomi size “sabret, bir gün kemerin gevşeyecek” diye fısıldar. Ama gevşemez. Çünkü gevşeyen kemer, sistemin dengesini bozar. Gevşeyen kemer, sermayenin “verimlilik” tablolarını bozar. Gevşeyen kemer, borsa endekslerini düşürür. Oysa sıkılan kemer, üretim maliyetlerini düşürür, kâr marjlarını şişirir, CEO’ların bonuslarını garantiler.
Ve en ironik kısım: Kemer sıkma eylemi o kadar yaygınlaşır ki, bir süre sonra “kemer” kelimesi bile metafor olmaktan çıkar, gerçek bir kıtlık ürünü haline gelir. İnsanlar “kemer var mı?” diye birbirini sorar. Eski kemerler miras kalır. Kemer onarım atölyeleri açılır. Hatta bazıları “kemersiz kemer sıkma teknikleri” diye YouTube kanalları kurar: “Belinizi hayali bir kemerle sıkın, zihninizle daraltın, enflasyonla dans edin.” Liberal ekonomi bu noktada kendi başyapıtını yaratmış olur. Artık yoksul, kemere muhtaçtır ama kemer yoktur. Kemer vardır ama yoksula ulaşmaz. Kemer ulaşsa bile, sıkmak için gereken güç kalmamıştır. Çünkü açlık, belden önce ruhu sıkmıştır.
Sevgili okurlar, bu modelin adı “liberal ekonomi” olsa da, daha isabetli bir isim belki de “kemersiz kemer sıkma ekonomisidir” Çünkü sistem, size kemer vermeden sıkmanızı ister. Size ekmek vermeden “doymuş gibi yapın” der. Size umut vermeden “sabırlı olun” diye öğütler. Ve siz her sabah aynanın karşısında, görünmeyen bir kemeri biraz daha sıkarken, bir yerlerde birileri “piyasa kendi kendini dengeledi” diye mutlu mutlu kahvaltı eder.
Belki bir gün, kemerler gerçekten biter. Belki bir gün, yoksul “ben artık sıkmayacağım” der. Ama o güne kadar liberal ekonomi, şapkadan tavşan çıkarmaya, kemersiz belere “sık” demeye, aç karınlara “sabır” öğütlemeye devam edecektir. Çünkü onun en büyük başarı hikâyesi, kemeri olmayanlara kemer sıktırabilmesidir.
Ve siz, sevgili okurlar, her sabah o görünmeyen kemeri biraz daha sıkarken, belki de gülümsemelisiniz. Çünkü bu, liberal ekonominin size hediye ettiği en özel, en kişisel, en bedelsiz lükstür: Sıkmak.
Yorumlar (0)