ABD Emperyalizminin Kara Propagandası ve Küba Tehdidi
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Küba’ya yönelik açıklamaları, emperyalizmin çıplak yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Washington’ın ada ülkesine askeri müdahale seçeneklerini değerlendirdiğini açıkça belirten Hegseth, Küba’ya “Başkan Trump’ın taleplerini yerine getirme” çağrısı yapıyor. Bu çağrı, egemen bir ülkenin iç işlerine açık müdahale tehdidinden başka bir şey değildir. Daha da çarpıcı olan ise, Hegseth’in A3C’nin mottosu olarak seçtiklerini duyurduğu cümle: “Kötü insanlara kötü şeyler yapıyoruz.” Bu ifade, hukuk, diplomasi ve uluslararası normları bir kenara iten, güç ve şiddeti meşrulaştıran bir zihniyetin itirafıdır.
Hegseth, ABD’nin bölge ülkeleri için “tercih edilen ortak” olduğunu iddia ederken, Çin, Rusya ve İran’ın Güney Amerika’daki faaliyetlerini “sömürü” olarak nitelendiriyor. Oysa tarihin sayfaları, bu iddianın ikiyüzlülüğünü net biçimde ortaya koyuyor. Latin Amerika’nın tarihini yazan, darbelerle, ablukalarla, ekonomik yaptırımlarla ve askeri müdahalelerle halkların iradesini baskılayan güç, onlarca yıldır ABD emperyalizmi olmuştur. Küba’ya yönelik yarım asrı aşkın ambargo, Venezuela’ya uygulanan baskılar, Orta Amerika’daki “istikrar” operasyonları… Bunların hiçbiri “ortaklık” değil, çıplak sömürü ve kontrol mekanizmalarıdır. Kendi sömürü düzenini “tercih edilen ortaklık” olarak pazarlarken, rakiplerini “sömürücü” ilan etmek, klasik kara propagandanın ta kendisidir.
Dünyadan çok şey alan emperyalistlerin, artık dünyaya verecekleri bir şey kalmamıştır. Ellerinde kalan tek araç, kara propagandaya dayalı savaş ve tehdittir. “Kötü insanlara kötü şeyler yapıyoruz” mottosu, bu gerçekliğin en yalın ifadesidir. Kim “kötü”dür? ABD çıkarlarına uymayan herkes. Kim “iyi”dir? Washington’ın taleplerini kayıtsız şartsız kabul edenler. Bu ikili ahlak, uluslararası ilişkileri hukuk dışına itmekte, dünyayı sürekli kriz ve felaket sarmalına sürüklemektedir.

ABD’nin “dünyanın jandarması” olma iddiası, aslında kendi hegemonya krizinin ürünüdür. Askeri üstünlüğünü, ekonomik yaptırımlarını ve medya gücünü kullanarak ülkeleri dizayn etme çabası, her seferinde daha büyük kaos üretmektedir. Irak’tan Afganistan’a, Libya’dan Suriye’ye uzanan hat, bu politikanın sonuçlarını acı biçimde göstermektedir. Şimdi aynı zihniyet, Küba’ya yönelmekte; “taleplerimizi yerine getirin, yoksa…” dilini açıkça kullanmaktadır. Bu, egemenlik hakkına, halkların kendi geleceğini belirleme ilkesine ve barışa yönelik açık bir saldırıdır.
Emperyalizm, artık ikna edici bir vaat sunamamaktadır. Refah, demokrasi ve istikrar vaatleri, kendi ürettiği savaşlar, eşitsizlikler ve yıkımlarla çürümüştür. Geriye kalan tek şey, korku ve tehdittir. Hegseth’in sözleri, bu iflasın itirafıdır. Dünyayı felaketten felakete sürükleyen bu zihniyet karşısında, halkların ve egemen ülkelerin direnişi, yalnızca bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü kara propaganda ve askeri tehditle şekillenen bir düzen, hiçbir halka barış, hiçbir ülkeye onur getirmez.
Yorumlar (0)