Emecikten Datçaya gelişteki turistik inşaat ve yat limanı projelerine yoğunlaşılmışken elimizden giden tarım arazilerinin farkında değiliz. Bu projelere karşı duruş elbette önemli, direniş sürdürülmeli. Ama sorunu sadece bu iki proje ile sınırlı tutmamak gerekir. Görmezden gelinen diğer talanlar çok daha zararlı olabilir.
Başlıklar altında toplanırsa;
-Tarım arazisine yağhane, tarımsal işletme gibi projelerle bina yaparak, tamamlanma sonrası binayı konut veya otele, pansiyona çevirmek,
-Tiny-house olarak adlandırılan yapılar ile arazi işgali,
-Mevcut binaları sundurma, havuz gibi ilave yapılarla büyütmek, hatta ek binalar yapmak,
-Tarım arazileri başta olmak üzere, imarsız alanlarda yapılan evlerin “imar affı”- imar barışı” altında iskana açmak. Tapu Tahsisi Belgesi verilen binalar bu kapsamdadır.
En sinsi tehlike olarak görülen son maddeden başlamak gerek;
İmar affı - barışı, Tapu Tahsis Belgesi
Bina yapma yasağı olan araziye inşaata başlanmış, engellenmemiş ya da mühür kırılarak devam edilmiş. Devlet bir süre sonra, oy kazanmak ve gelir sağlamak amaçlı olarak bu yapıları ruhsatlamış.
Sonuç; Tarımdan koparılmış, tarım yapılmayan bir arazi. Özel Koruma Bölgesi olarak savunulması gereken arazide ve korunması gereken (Emecik-Datça arasında) yolun sol tarafındaki tarım arazilerinde yapılaşma bozulması. Karaköy, Hızırşah ve Betçe bölgesi de eklenmeli.
Tarım arazisine hak olmadığı halde ev yapılmış, üstelik arazi tarım dışı bırakılmış. Yeni yapılaşmalara örnek olmuş, kirlilik yaratmış. Tahminen kanalizasyon yok, ya eski tip foseptik çukuru var (hatta olası ki sızdırıyor) ya da vidanjör bedeli ödememek için cambazlıklar yaparak çevre-toprak kirletiliyor, sonra da “devlet belge verdi, bu ev yasal” deniyor. Belki de belediyeye ait bir kanalizasyon şebekesi var, iki ev için çok büyük yatırım yapmış belediye, şehir içinde bile eksik şebeke varken.
Haksız işgal yaratılıyor.
50 adet yapı olduğu kabul edilse bu nitelikte, ortalama 3 dönüm olsa bir tanesi, toplamda 150 dönüm ediyor tarım dışı bırakılan arazi. Karşı çıkılan turistik inşaat kaç dönüm? 29…
4 dönüm arazi içine yapılmış bir evde 3 kişi oturuyor ve üstelik tarım arazisini işlemiyor da. 3 kişi alsak ortalamada her hanede 150 kişi yararlanıyor bu tarımdan men edilmiş ve özel alanlarda yapılaşmaya neden olan binalarda. Karşı durduğumuz tesis işletmeye açılınca kaç kişi yararlanacak? 1000 kişi? 1500 kişi her bir yıl için? Bu hesaplamalar söz konusu tesis yapılsın anlamında yapılmıyor, o tesis yapılmasın ama oraya karşı çıkarken çok daha büyük zarar verenleri de gözden kaçırmayalım. Onlarla da mücadele edilsin.
Devletin verdiği “tapu tahsis belgesi” bir hak doğurur mu? Eğer bu belge her türlü yasağa rağmen (özel bölge, nitelikli tarım arazisi, imar yasağı, iskansızlık) belge sahibine bir hak veriyor ise, inşa halindeki turistik tesis de devletten bir belge almıştır, yat limanı da devletten ihaleli, ÇED ve bilirkişi raporlarına rağmen mahkeme kararı ile yasal olduğunu iddia ediyor. Hayır, eşdeğerlik ilkesi ile ne mahkeme kararı, ne bakanlık izni ne de tahsis belgesi hiçbir hak doğurmuyor. “Affedilmiş”, moda adıyla “barışılmış”arazideki ev sahibi kendini haklı görüyorsa bu iki projeyi de haklı görmeli.
İmar affı içindeki “af” kavramına da takılmak gerek. Af varsa öncesinde suç vardır. Suç biraz ödeme ve bir belgeyle nasıl affedilir? Devletin verdiği bir belge af için yeterliyse kanunsuz olduğunu iddia edilen her iki tesisin de devlet tarafından belgelendiğini tekrarlamak gerekir. O zaman mücadeleden vaz geçilsin, turistik tesis ve marina karşıtı mücadeleden vaz geçilsin.
Konaklama tesisinin karayolu geçiş kazısı bile haber olmuş, dikkat çekici bir olaya dönüşmüşken yüzlerce dönüme ulaşmış olabileceği düşünülen Tapu Tahsis Belgeli yapılar konusu gözden kaçmamalı, gereken ilgiyi görmelidir.
Tapu Tahsis Belgesi ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararları da takip edilmeli, sonuçları değerlendirilmeli.
Tarım ruhsatlı dejenere yapılar
Tarım arazilerine yağhane, tarımsal işletme gibi projelerle bina yapılmasının kanunda uygulaması mevcut. Bina ve işletme yasal belgeye kavuştuktan sonra binayı konut veya otele, pansiyona çeviren uygulamaların varlığı bilinmekte. Yasal olmayan bu dönüşümler hakkında bazı takibat ve raporlamaların yapıldığını duymaktayız. Doğrulama sonrasında daha detaylı konuşabileceğiz.
Datça özelinde böyle bir gelişmeyi görsek bile ülke çapında benzer uygulamaların takibi yapılmalıdır.
Tiny-house olarak adlandırılan yapılar, bungalovlar, kulübeler
Arazilere park etmiş karavanlar ya da gezer evler, su, atık su, elektrik bağlantısı ile zemine sabitlendiği takdirde kolaylıkla cezalandırılıp men edilebiliyor, mücadele ediliyor olsa bile gözden kaçanların olduğu düşünülmekte.
Bozcaada örneğinde görüldüğü gibi ülke genelinde zemine sabitlenmemiş olsa da gezer evlerin men edilebildiği izlenmekte.
Yarımadanın henüz yapılaşmamış, doğal kalmış alanlarını - doğal kalmış özelliklerini korumak yaşatmak gerekirken, bahsedilen uygulamalar henüz yapılaşmamış ve korunması gereken (özellikle kuzey) bölgelere yapılaşma baskısını artıracaktır.
Çevre bilinçlileri, çevre oluşumları konuyu bu yaklaşımla incelemeliler. Bu problemlere de mücadeleden vazgeçmek değil, mücadeleyi yükseltmek anlamında bakılmalı. Bu örnekler yükseltmemiz gerektiğini vurgular.
Yazı sonunda, yukarıda sürekli andığımız, yapılmaması için mücadele verilen iki inşaat hakkında bir hatırlatma bilgisi vermekte de yarar var;
Emecik-Datça arasındaki konaklama tesisinin yanındaki inşaat Datça 1/25 bin ölçekli Çevre Düzeni Planına rağmen, inşaat imar yasağına rağmen, men edilmesi ve mühürlenmesine rağmen özel bir karar mekanizması ile, baypaslarla devam ediyor, tamamlanmak üzere. Yat limanına da karşı duruş bu yüzden. İlk projenin iki katına çıkan kapasite, korunması gereken bölgenin bozulması, tarım arazileri ile olumsuz etkileşim, olumsuz ÇED raporu ve olumsuz bilirkişi görüşlerine rağmen devam ediyor…
Yorumlar (0)