10 10 15 Ankara 10.04, 104 Yitik Can
Bakmayın siz yukarıda başlıktaki sayıların bolluğuna. Sadece sayılar anlatmaz, acımızın büyüklüğünü.. Sayılardan, istatistiklerden ibaret değildir yitirdiklerimiz. Onlar da bizim gibiydiler, bizden biriydiler... Muhtemelen bizimle aynı yolu yürüdüler... Nasıl unuturuz kara gözlü Veysel'i, 17'sindeki güzel Dicle'yi, Didim'den gelen Elif'i, Ankara'lı Korkmaz'ı, Ali'yi... Her biri yüreklerimize kor olup da düştüler, bazılarımızı belki daha çok... ama yaktılar, kavurdular. Bazılarımız biraz daha erken... belki zamanla unuttuk. Öyle ya unutmak da insana dair! O kadar acıyla yaşamak mümkün mü? Belki yeni yaşanacaklara yer açmak için, kimi yaşanmışlıklar uzaklara savrulacak... Önce acılar, tasalar... ardından sevinçler, mutluluklar... önce birer birer, sonra koşar adım kaybolacak. Ebediyen unutmamak... hatırlamak ve hatırlatmak için ama anıtlarımız da olacak... Az ya da çok... öyle ya da böyle.... hepimiz onlara borçluyuz... O anıtlar, pusulamız olacak... bizlere hep onları, onların mücadelesini hatırlatacak. 
Aralarından bazılarıyla tanıştığım, o alanları birlikte arşınladığım insanları tanımak, hatırlamak, hatırlatmak benim de boynumun borcu... İşte tam da bu saikle P24 Hafıza Kitaplığının Yitik Canları anlatan kitabını tanıtmak istedim: Barış Portreleri, 10 Ekim 2015'de Kaybettiğimiz Hayatlara Bir Bakış...
Kitap, onların hayatını anlatan bir anıttır... Abdülkadir Uyan, Metin Kürklü, Gökhan Akman, Orhan Işıktaş, Gülhan Karlı Elmascan, Yılmaz Elmascan, Nevzat Sayan, Bilgen Parlak, Hacı Kıvrak, Rıdvan Akgül, Rıdvan Akgül, Hacı Mehmet Şah Esin, Gökmen Dalmaç, Elif Kanlıoğlu, Hakan Dursun Akalın, Ercan Adsız, Ayşe Deniz, Berna Koç, Fatma Esen, Gülbahar Aydeniz, Eren Akın, Canberk Bakış, Tayfun Benol, Nizamettin Bağcı, Kasım Otur, Başak Sidar Çevik, Nilgün Çevik, Resul Yanar, Mehmet Ali Kılıç, Tekin Arslan, Sezen Vurmaz, Dilaver Karharman, Onur Tan, Umut Tan, Sarıgül Tüylü, Dilan Sarıkaya, Ali Kitapçı, İsmail Kızılçay, Muhammet Demir, Korkmaz Tedik, Veysel Atılgan, İbrahim Atılgan, Emine Ercan, Kübra Meltem Mollaoğlu, Meryem Bulut, Seyhan Yaylagül, Ebru Mavi, Ali Deniz Uzatmaz, Ziya Saygın, Vahdettin Özgan, Cemal Avşar, Ahmet Katurlu, Selim Örs, Azize Onat, Dicle Deli, Güney Doğan, Binali Korkmaz, Mehmet Zakir Karabulut, Leyla Çiçek, Metin Peşman, Mesut Mak, Adil Gür, Gökhan Gökbönü, Şebnem Yurtman, Osman Turan Bozacı, İdil Güneyi, Abdullah Erol, Mehmet Hayta, Özver Gökhan Arpaçay, Şirin Kılıçalp, Uygar Coşgun, Ahmed Alkhadi, Nurullah Erdoğan, Gözde Arslan, Aycan Kaya, Yunus Delice, Sevgi Öztekin, Mehmet Tevfik Dalgıç, Sevim Şinik, Emin Aydemir, Fatma Karabulut, Ramazan Tunç, Erol Ekici, Feyyat Deniz, Necla Duran, Osman Ervasa, Ramazan Çalışkan, Vedat Erkan, Abdülbari Şenci, Niyazi Büyüksütçü, Gazi Güray, Sabri Elmas, Erhan Avcı, Ümit Seylan, Serdar Ben, Nevzat Özbilgi, Hasan Baykara, Fatma Batur, Bedriye Batur, Ata Önder Atabay, Mustafa Budak, Ağa Bayar olmak üzere 104 Yitik Can'ın 85'inin yaşamları, Ahmet Altan, Arife Köse, Aslı Tohumcu, Asuman Susam, Aytül Fırat, Banu Tuna, Barış Avşar, Behçet Çelik, Burcu Karakaş, Can Gürses, Can Kartoğlu, Cafer Solgun, Emel Gülcan, Emine Algan, Emrah Tuncer, Emre Ayvaz, Ercüment Akdeniz, Ertan Altan, Evin Barış Altıntaş, Eylem Yılmaz, Fatih Polat, Gökçer Tahincioğlu, Hakkı Özdal, Halil Türkden, Hasan Cemal, Hatice Kapusuz, Hazal Özvarış, İrfan Aktan, Jînda Zekioğlu, Leyla Alp, Mehmet Said Aydın, Murat Şevki Çoban, Murat Özyaşar, Mustafa İşitmez, Nevin Sungur, Nilgün Yılmaz, Özlem Akcan, Özlem Ertan, Özlem Altunok, Pelin Başaran, Pınar Yiğitoğulları, Rabia Çetin, Rengin Arslan, Sanem Altan, Seçil Epik, Seçkin Sağlam, Sedat Yılmaz, Serkan Ayazoğlu, Şenay Aydemir, Şiar Risvanoğlu, Sezin Öney, Sibel Oral, Sibel Yükler, Şükran Lılek Yılmaz, Tayfun Ertan, Tuğba Kaplan, Tuğba Tekerek, Veysel Ok, Yasemin Çongar, Yonca Poyraz Doğan, Yılmaz Murat Bilican, Zehra Onat olmak üzere 62 gönüllü öykücü tarafından paylaşılarak hikaye edildiği bir kitaptır. Ulaşılamadığı ya da izin alınamadığı için hikaye edilemeyenlere ise isimleri ve yaşamından kısa başlıklarla yer verilmiştir, kitapta. Daha detaylı bilgiyi Barış Portreleri - Platform 24 web sitesinde bulmak ve kitabın PDF'ini P24_Hafiza_Kitapligi_Baris_Portreleri.pdf bağlantısından indirmek de mümkün (önemli olduğunu düşündüğüm bu notu da yazmadan geçmeyeyim: P24, geçtiğimiz günlerde iktidar tarafından kapatılan Türkiye'nin en büyük haber portalı T24'ün yazar ve çizerlerinin katkılarıyla yaratılmış, bir alt portal. Geçenlerde T24'ün kapatılmasının da hakka ve hakikate karşı işlenmiş bir suç olduğunu işaret etmeden geçmeyelim.)
Kitabın sunuşunda kitabın yazılma amacı şöyle anlatılmış:
Bu kitaptaki portreleri yazmaya 10 Ekim 2015’te karar verdik. Ankara’daki katliamın ilk görüntüleriyle birlikte sessiz bir soru düğümlenmişti içimizde: Ne yapabiliriz? Türkülerle, halaylarla barış için haykırmaya gittikleri meydanda katledilenlerin ardından acı ve öfkeyle bakakalmaktan başka ne yapabiliriz? Birbirimizle konuşarak vardığımız cevabı 13 Ekim 2015’te yayınladık: Kaybettiğimiz her insanı tek tek tanımak istiyoruz. Çünkü çabalarıyla, özlemleriyle, keder ve sevinçleriyle ayrı bir hikâyesi var, her birinin ve biz o hikâyeye ortak hafızamızda yer açmak istiyoruz. Çünkü barış için haykırırken bu hayattan koparılanlara bir borcumuz var. Çünkü onların hatırasına sahip çıkmak, hayata sahip çıkmanın da bir yolu bizim için, katiller değil barış kazansın diye uğraşmanın da bir parçası. Çünkü unutarak değil, ancak hatırladıkça yeni katliamları önleyebiliriz, ancak hep birlikte hatırlayarak iyileşebiliriz. Barış Portreleri bu tanıma çabasıyla, bu gönül borcuyla doğdu, hayata ve hatıraya saygının bir ifadesi, başka katliamlar olmasın demenin bir yolu, acıyı paylaşıp umudu çoğaltmaya çalışan bir iyileşme denemesi olarak. Ankara Garı’nda hayattan koparılan kardeşlerimizin üzerini toprak örttükten birkaç gün sonra yollara düşmeye, taziyelere gitmeye, katliamda kaybettiklerimizin evlerini, köylerini ziyaret edip aileleriyle tanışıp konuşmaya başlamıştık.
10 Kasım 2015’te internet sitemizde ilk portreyi yayınladık, bir de söz verdik: Mevsimler ve umarız mevsimlerle birlikte bu kanlı iklim de değişirken, biz her gün, her hafta, her ay yeni portrelerle kaybettiklerimizi hatırlamayı sürdüreceğiz. Aradan tam iki yıl geçti, mevsimler değişti ama o kanlı iklim değişmedi. Bu topraklarda bir gün mutlaka kazanacağına inandığımız barış henüz kazanmadı. 10 Ekim 2015’ten beri cinayetler hiç durmadı. Savaş, darbe, zulüm can üstüne can aldı. Cizre’den Boğaz Köprüsü’ne, Güvenpark’tan Sur’a çok kanadık, çok öldük. Bir yandan şiddetle, yıkımla, baskıyla başa çıkmaya çalışarak yaşarken bir yandan da bize katılan meslektaşlarımızla birlikte bizden koparılanları unutmama, unutturmama çabasını sürdürdük.
Bu kitapta 10 Ekim 2015’te kaybettiğimiz 85 hayatın hikâyesi var; 62 yazarın tümüyle gönüllü bir çalışmayla, gidip görüp sorup dinleyerek kaleme aldığı, katledilenlerin yakınlarının o yazarlara evlerini, kalplerini açması sayesinde cümlelerine kavuşmuş 85 portre. Eksik portreler de var. Kimi aile acısını sessizce yaşamayı tercih etti; saygı duyduk. Kimilerinin yakın çevresine ulaşmayı denedik ama başaramadık. Ankara Katliamı’nda kaybettiğimiz ama ailesiyle buluşamadığımız, portresini yazamadığımız bütün kardeşlerimizi kitabın sonunda tek tek anıyoruz. Şayet aileleri, dostları fikir değiştirirse bu eksik portreleri tamamlamak ve bu kitabın yeni bir baskısında sizlere sunmak boynumuzun borcu olsun.
Onlara borcumuz var... Bu Anıt Kitabı edinmekte yarar var...
Dicle Deli'yi Ahmet Altan'ın kaleminden tanımak iyileştirecektir belki de bizi! Dicle, 17 yaşında, güzel mi güzel, iyilik dolu bir kızmış. Üzerinde Allah ve Muhammed yazan bir duvar saatinin önündeki masada yapmış sabah kahvaltılarını. İstanbul’a Siirt’ten gelmiş. En çok Ahmed Arif şiirlerini severmiş. Tuttuğu günlükte hep Ahmed Arif şiirleri varmış. Ablası Belçim, artık ağlamıyormuş, kardeşini emanet ettiği Abdülkadir de paramparça olmuş, Cafer’in bacağı kopmuş. Ahmet Altan’a “Biz iyi insanlarız, bizleri neden öldürüyorlar” diye sormuş. “Biz yenildik… Hem öldürdüler, hem de öldürenler yendiler” diye yakınmış.
Ercüment Akdeniz, Elif'i yazmış. Yazının önünde güleç yüzlü genç bir kızın fotoğrafı var. Yazısının başlığı: “Elif Kanlıoğlu, yüzünde ölümsüz gülüşler açan tomurcuk”. Okudukça güzel gülen kızın fotoğrafı daha da anlamlanıyor. Akdeniz'in kitaptaki anlatımıyla: Elif, Didim’e yerleşmiş bir Laz kızıymış. Babası gibi EMEP’liymiş. Veysel'i, Dicle’yi, Elif’i, Yılmaz’ı, Dicle’nin ablası Belçim’i, Elif’in babası Ümit’i ve daha birçoğunu belki de hiç görmedim, yazılanlardan okudum-tanıdım. Onları çok sevdim. Hani kitapta okuduğum Elif’in babası Ümit’in dediği gibi: “Benim kızım barış olsun, kimse ölmesin diye oradaydı. Benim kızım Lazdı. Onun yanında Kürtler öldü, Çerkesler öldü, Türkler öldü, çocuklar ve barış isteyen insanlar öldü. Yeter, artık yeter diyoruz. Ses artık duyulsun. Sesi duyan duysun, duymayan cezasını bulsun” diyoruz.
=====///=====
7-8 Ekim (1978) Bahçelievler Katliamını Unutma
Kalanlar bayrağı daha da yükseğe kaldırdılar
Hâlâ aralarındaymış gibi ölenler
Hızlı, emin ve öfkeli yürüdüler
Karanlığın katlettiği yiğitler
Alev oldular partizanların bilen, gören, değiştiren ellerinde
Yedi yıldız parlayıp söndü
Uçsuz bucaksız gökyüzünde
Yüreklerde yedi sızı
Gece yedi yerinden yarıldı
Yarıklardan yayılan kızıllık
Tutuşturdu eteklerini karanlığın
Tıklım tıklım doldu Tandoğan Alanı
Kavganın Aksaçları kürsüde
Anlamlı dopdolu bir yaşamdı onlarınki
Gelenler bayrağı daha da yükseğe kaldırdılar
Hala aralarındaymış gibi ölenler
Hızlı, emin ve öfkeli yürüdüler…
Anlamlı Dopdolu Bir Yaşamdı Onlarınki
1978’in 7 Ekim’ini 8’ine bağlayan gece, Bahçelievler 15. Sokakta, Faruk’la Salih’in evinde ağırladıkları Latif, Osman Nuri, Efraim ve sonradan katılan Serdar ve Hürcan dahil 7 gence hunharca işkence edildiğini yazar gazeteler. Faruk'la Salih Hacettepelidir. DİE'de çalışmaktadırlar. Latif, Osman Nuri de Hacettepelidir ve Bursalı hemşerileri Efraim ile Faruk ve Salih'in evinde konukturlar. Hürcan ADMMA son sınıf öğrencisidir. Serdar ODTÜlüdür. 7'si de Türkiye İşçi Partilidir... Birşeyleri birlikte yaptığım arkadaşlarım, yoldaşlarımdır...

Ev sahipleri Salih ile Faruk, bekletilen beyaz Reno otomobile faşist katillerce elleri bağlanarak bindirilir. Arabada işkenceye devam ederler. Gençler, Eskişehir Yolunda işkence sonrası infaz edilirler. Evde kalan 5 gence de binbir eziyet çektirildikten sonra… onlar da infaz edilirler. Sadece Serdar, onca işkenceye ve bedenindeki 5 kurşuna rağmen ağır yaralı olarak kurtulur ve Hacettepe Hastanesine kaldırılır. 10 gün kadar ölüme direnir. Katliamı ve katilleri anlatır. Serdar Alten'in anlatımı ve işini doğru düzgün yapan az sayıdaki inatçı polis ve hukukçunun takibi sayesinde… katliam aydınlatılır. Soruşturmalar, mahkeme süreçleri başlatılır.
Faşist katillerden, Haluk Kırcı, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adanalı, Ercüment Gedikli, Mahmut Korkmaz, Osman Engin çeşitli zamanlarda yakalanır, yargılanır ve cezaya da çarptırılırlar. İbrahim Çiftçi, Doğan Öz’ün öldürülmesi dolayısıyla yakalanır, dört kez ölüm cezasına çarptırılmasına rağmen, beraat ettirilir! Her ne hikmetse Abdullah Çatlı, Kadri Poyraz hiç yakalanamaz! Faillerin hemen hepsi, devletin en üst katındakiler tarafından açıktan açığa “kurşun atan da kurşun yiyen de bizdendir” denilerek adeta kollanır ve zaman içinde de teker teker serbest bırakılır…
10 Ekim 1987 Kavganın Ak Saçları Behice Boran’ı da Unutma
Ankara Tandoğan Meydanında yapılan cenaze töreninde Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran, gençleri şu sözlerle uğurlar:
“Kişiliklerine büyük saygı duyduğumuz, canımız gibi sevdiğimiz arkadaşlarımızı son yolculuklarında yüreğimiz yanarak uğurladık, uğurluyoruz. Gencecik arkadaşlarımızdı. Yaşamları çok kısa sürdü. Ama anlamlı bir yaşamdı bu. Yaşları küçüktü ama yürekleri büyük, bilinçleri yüksekti. Yaşamlarının amacının ne olduğunu, ne için dövüştüklerini, bir gün öleceklerse eğer, ne için öleceklerini biliyorlardı. Kendi yaşam ve kavgalarının işçi sınıfının, geniş emekçi kitlelerin, tüm ilerici yurtsever güçlerin yaşam ve kavgalarının bir parçası olduğunun, parti örgütü içinde o kavganın önünde yer aldıklarının bilincindeydiler. Bu içerikle ve bilinçle yaşanan bir yaşam, yıllar olarak kısa da olsa dolu bir yaşam, olgun bir yaşamdır. Gerçekten yaşanmış bir yaşamdır. Uzun, boş, anlamsız yıllar süren yaşamların hiçbir zaman olamadığı kadar.
İşçi emekçi sınıfların, ilerici yurtsever güçlerin mücadelesi sürdükçe ve zafere ulaştıktan sonra, bu arkadaşlarımız ve şehit düşmüş diğer arkadaşlarımız, bu mücadele ve zafere yapmış oldukları katkılarla sonsuza kadar yaşayacaklardır. Rahat uyusunlar. Uğrunda can verdikleri kavganın bayrağı emin ellerdedir. Düşürülmeyecektir"..

Türkiye İşçi Partililer, kaybettikleri arkadaşlarının anısına 7-8 Ekim’i ONUR GÜNÜ ilan eder ve her 8-10 Ekim’de yoldaşlarını mezarları başında anarlar… 1978'in 8 Ekiminde Bahçelievler Katliamında (bkz: https://8ekimiunutma) ve 1987 10 Ekimde kaybettikleri Behice Boran (https://behiceboran.net) için anıtsal birer web sitesi yaparlar. Hikayelerini orada tekrar tekrar anlatırlar.
Bahçelievler Katliamı için
(bkz: https://8ekimiunutma.org/?35e5s4f4e5v3i4g5d416j4q5r2d5p4h5t4b444c4t5h5b4h5u4j4r4k4m4k4m41426j5j594b4j414r424t5b4p4)
Behice Boran için
(bkz:https://behiceboran.net/boran_kronoloji.php)
Türkiye'nin katliamlar tarihi hayli kabarık!
Yetişemediğim sürgünler, tehcirler, soykırımlar, terteleler... katliamlar... katliamlar... Ne çok katliamlar sığdırmışım, şu upuzun tarih önünde çok da uzun olmayan yaşantıma? Kayseri'de, Kırıkhan'da katliam provaları yapıldığında daha 10 yaşıma girmemiştim… Kızıldere, Nurhak katliamları... Taksimde 1 Mayıs… Ah o kanlı 1 Mayıs! Beyazıt, Bahçelievler, Piyangotepe katliamları… Balgat, Malatya, Çorum, Maraş katliamları yaşandığında henüz ortaokul-lise çağlarındaydım… Ah günlerce süren Maraş..! Pınarcık, Sivas, Başbağlar, Lice, Gazi, Sinagog ve HSBC İstanbul El-Kaide bombalamaları ve Roboski… Ah o Roboski, çocuk yaşta tebasını bombalayan devletin..! Güngören, Mazıdağı, Reyhanlı... Diyarbakır'da, Suruç'ta, Ankara Gar'da, Diyabakır Sur'da, Cizre'de yaşananlar, yaşatılanlar... Daha da yakında İstanbul'da Havalimanında... Antep, Beşiktaş Stadı, Reina, İstiklal Caddesi, Elmadağ-TUSAŞ… Bombalamalar, kurşunlamalar..!
Yok edilen senin benim gibilerin hayatlarıdır… Geleceğimiz, özlemlerimizdir... Unutmadık, unutturmayacağız...
Yorumlar (0)