Kimlik Üzerine Kısa Bir Not
Saim Ermiş Amca, şimdilerde günlerini evinde, eşiyle birlikte yılların birikimini konuklarıyla paylaşarak geçiriyor. Onlar sözlü tarihin son temsilcileri; elektriğin olmadığı bir dünyada uzun yıllar yaşadılar. Telefon, televizyon, radyo gibi kitle iletişim araçlarının bulunmadığı o dönemde aralarındaki bağı kuran yegâne araç hep samimi sohbetler oldu.
Saim Amca, Reşadiye Yarımadası’nın batı yakasında dünyaya gelmiş. Dedesi Emin Ermiş bir din adamıymış; Osmanlı döneminde çevre adaları dolaşarak İslamiyet'i yayarmış. Torununun anlatımına bakılırsa adeta bir tebliğci, bir misyoner gibiymiş. Hatta Saim Amca dedesine dair ilginç bir anı da aktarıyor: Dedesi, İstanköy’deki Hristiyan bir papazla dostluk kurmuş; ikisi de görevlerini tamamladıktan sonra akşamüzerleri bir araya gelip şarap içerlermiş.
Dedenin oğlu Sami Ermiş ise Cumalı köyüne bağlı Çeşmeköy’de tüccarlık yaparmış. Hemen belirtmek gerekir ki Sami Bey; cümbüş ve kemanı ustalıkla çalan, İtalyancayı da ana dili gibi konuşan renkli bir kişilikmiş. Saim Amca’nın babası olan bu tüccar zat, teknelerle en az on beş gün süren uzun seferlere çıkar; İzmir ve çevresinden gerekli malları toplayarak tekneye yüklermiş. Nevres Kaptan veya Çetin Kaptan gibi gözü kara denizcilerin idaresindeki tekneler, yarımadanın Ege kıyılarından demir alıp en az altı saatlik bir seyirle Bodrum’a varırmış. Mallar oradan kara yoluyla İzmir’e taşınır, dönüş yolunda ise tekneler Datça’ya uğrayarak yükünü bırakırmış. Buradan da mallar binek hayvanlarıyla köylere ulaştırılırmış.
Bu köklü geçmişi bir kenara bırakıp yeniden Saim Amca’ya dönelim. Onun dünyaya geldiği yıllarda Betçe bölgesinden Datça merkeze henüz kara yolu açılmamıştı. Çocukluk ve gençlik yılları derken Saim Ermiş için askerlik çağı gelip çattı. Kendi kuşağından, Betçe yöresinden tam on arkadaşı vardı; işin ilginç yanı, kendisi dâhil hepsi denizci bahriyeli olarak seçilmişti. Bunun sebebini sorduğumda gülümseyerek yanıt verdi: "O yıllarda bizim buralardan hep denizci alırlardı; çünkü biz daha çocukken yüzmeyi de balık tutmayı da bilirdik."
SENE 1954: BETÇE’DEN ON GENÇ BAHRİYELİ OLMAK İÇİN YOLA ÇIKAR
BETÇE’DE BİR ASKER UĞURLAMA GELENEĞİ
Betçe’de askere gidecek gençler için özel bir uğurlama töreni düzenlenirdi. O gün bütün köylü toplanır; asker adayları davul ve zurna eşliğinde önce Çeşmeköy meydanında bir araya gelirdi. Ardından tüm ahali, çalgılar eşliğinde neşeyle Yakaköy’e doğru yürüyüşe geçerdi.
O dönemde "Cemil Alisi" lakabıyla tanınan Ali Turgut henüz bir çocuktu; ninesinin yanında darı ayıklıyordu. Yıllar sonra o anı şöyle anlatacaktı: "Asker adayları köyün ortasından davul zurna eşliğinde geçerken ben de onları hayranlıkla izlemiştim."
Kafile için vedanın son durağı Yakaköy çıkışıydı. Burada yakınları gençlerle kucaklaşır, ceplerine harçlıklarını koyar ve dualarla onları uğurlardı.

Saim Ermiş eşi Sabriye Ermiş ile gençlik yılları
BETÇE’DEN UZANAN UZUN KARA YOLCULUĞU
Betçe tarafında henüz yol açılmadığından ortalıkta motorlu taşıt da yoktu. Belki de bu on gencin hiçbiri o güne kadar dört tekerlekli bir araba görmemişti. Önlerinde yürünecek 30 kilometrelik bir yol vardı. Önce Datça’ya vardılar; oradan Mete adında birinin işlettiği otobüsle komşu Marmaris’e geçtiler.
Marmaris Askerlik Şubesi gençlere bir araç tahsis etti; kafile önce Muğla’ya, ardından Aydın’a ulaştı. Aydın’da onları bir başka sürpriz, kara tren bekliyordu. Tren, teslim olacakları İskenderun’a doğru yol alırken Betçeli bahriyeliler hayatlarında ilk defa trene binmenin şaşkınlığını yaşıyordu. O ilk karşılaşma anındaki heyecanlarını görebilmeyi çok isterdim.
İskenderun’daki acemilik eğitiminin ardından dağıtım yapıldı. Saim Ermiş, İzmit Gölcük Donanma Komutanlığındaki birliğine teslim olmak üzere yeniden trene bindi. Son durak Haydarpaşa Garı’ydı; oradan vapur ve kara yoluyla Gölcük’e geçti. Üç yıl sürecek vatan görevinin adresi artık Gölcük’tü.

Saim Ermiş yakın zamanlarda Kalamış Değirmenler’inde
BİR TESADÜF VE OKYANUS AŞIRI YOLCULUK
Saim Ermiş, Gölcük Donanma Komutanlığı bünyesinde görevini sürdürürken TCG Sakarya denizaltısının kapsamlı bakım zamanı geldi. Bu görev için denizaltı, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğusundaki bir liman kenti olan New London’a (Connecticut) gidecekti.
TCG Sakarya (S-332), Türkiye’ye hibe edilen ve bu ismi taşıyan denizaltıların ikincisiydi (ilki İtalyan, üçüncüsü ise Alman yapımıdır). Groton/Connecticut’ta General Dynamics - Electric Boat tersanesinde 12 Ağustos 1943’te inşa edilen denizaltı, İkinci Dünya Savaşı’nda hizmet verdikten sonra 1948 yılında Türk Deniz Kuvvetlerine devredilmişti. O dönemde bu çapta modern denizaltıların bakımını yapacak tersane altyapısı ülkemizde bulunmadığından, bakım ve onarım için yaklaşık 8.400 kilometrelik yolun aşılması gerekiyordu.
Saim Amca, bu okyanus yolculuğunu hiçbir limana uğramadan, aralıksız 23 günde tamamladıklarını anlatıyor.

Saim Ermiş Bahriyeli arkadaşı İrfan Şafak ile sohbet ediyor
NEW LONDON’DA GEÇEN SEKİZ AY
Sekiz ay boyunca denizaltının tüm parçaları tek tek söküldü, yenilendi ve tekrar monte edildi. Türk mürettebat da her gün tersanedeki mesaisini eksiksiz yerine getirdi. Saim Amca o günleri şöyle hatırlıyor:
"Gemide 5 subay, 35 astsubay ve bir o kadar da erdik. Geminin komutanı Kıdemli Yüzbaşı Rüştü İmrem’di. İkinci komutanımız ise Kıdemli Üsteğmen Necdet Şenergün’dü; ayrıca teğmenlerimiz de vardı."
Saim Amca hayatında televizyonu da otomatik çamaşır makinesini de ilk kez orada görmüş. Mesai sonralarında kendilerine izin verildiğini, yerel lokantalara gidip gece eğlencelerine katıldıklarını anlatıyor. Bugün bile yaklaşık 27 bin nüfusa sahip olan bu sakin sahil kenti, 17. yüzyılda İngiliz göçmenler tarafından kurulmuş ve uzun yıllar balina avcılığıyla anılmış köklü bir yerleşimdir.
Saim Amca Amerika’dayken memlekette bir kız çocuğu dünyaya gelmiş; ancak o tarihte haberleşme imkânı olmadığından babalık sevincini aylar sonra öğrenebilmiş. Kızıyla birlikte sohbet ederken, kızı babasının o yıllarda gece kulüplerinde dans ederken çekilmiş fotoğraflarından söz açınca Saim Amca muzipçe araya giriyor: "Annen kıskandı, o fotoğrafların hepsini yaktı!"
Bu vesileyle ekleyelim: 92 yaşını geride bırakan Saim Amca, bugün hâlâ dinç bir şekilde evinden çıkıp sahil kahvelerine yürüyebiliyor. Kendisine sağlık ve afiyet dolu uzun ömürler diliyoruz.
DİPNOT 1: TCG SAKARYA KOMUTANI RÜŞTÜ İMREM’İN HİKÂYESİ
DİPNOT 2:
YÖREDEN GÖREVLE YURT DIŞINA GİDEN DİĞER BAHRİYELİLER
SON SÖZ YERİNE:
ASIM TURGUT VE ALİ TURGUT’UN ANLATIMIYLA BAHRİYE MARŞI
Yaz gelince bahriyeliler giyer beyazı,
Kış gelince çeker ayazı.
Aman amiralim, izin ver bize;
İzin vermezsen at bizi denize!
Ne dayaktan korkarız ne de çımadan,
Mahpusluk vız gelir bize yatmaktan!
Yorumlar (0)