Boğaziçi Direnişi 1314 Gündür Sürüyor

Boğaziçi Üniversitesi’nin kampüsünde, her sabah aynı kararlılıkla bir araya gelen akademisyenler, tam 1314 gündür nöbet tutuyor. “Birkaç güne unutulur” denilen bu direniş, Türkiye’nin akademik özgürlük mücadelesinde sembol hâline geldi. Başlangıçta küçük bir grup olarak nitelendirilen protesto, bugün hem ülke içinde hem de uluslararası akademi çevrelerinde yankı bulmaya devam ediyor. Çünkü talepler basit ve evrensel: Demokratik üniversite, akademik özgürlük, liyakat ve özerklik.

Boğaziçi  Direnişi 1314 Gündür Sürüyor

Akademi Kayyum Rejimine Hayır Diyor

Boğaziçi Üniversitesi’nin kampüsünde, her sabah aynı kararlılıkla bir araya gelen akademisyenler, tam 1314 gündür nöbet tutuyor. “Birkaç güne unutulur” denilen bu direniş, Türkiye’nin akademik özgürlük mücadelesinde sembol hâline geldi. Başlangıçta küçük bir grup olarak nitelendirilen protesto, bugün hem ülke içinde hem de uluslararası akademi çevrelerinde yankı bulmaya devam ediyor. Çünkü talepler basit ve evrensel: Demokratik üniversite, akademik özgürlük, liyakat ve özerklik.

Her şey 2021 Ocak ayında, dönemin Cumhurbaşkanı kararıyla Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasıyla başladı. Üniversitenin kendi içinden seçilmemiş, akademik camianın büyük ölçüde karşı çıktığı bu atama, kampüste büyük tepki yarattı. Öğrenciler, akademisyenler ve mezunlar hemen harekete geçti. “Kayyum rektöre hayır” sloganıyla başlayan eylemler, kısa sürede üniversitenin temel ilkelerine sahip çıkma mücadelesine dönüştü. Rektörlük binası önünde tutulan nöbet, o günden beri aralıksız sürüyor.

1314 gün… Bu sayı, sıradan bir protestonun ötesine geçtiğimizi gösteriyor. Birçok kişi ilk günlerde “Üniversite işgal edildi, birkaç gösteri olur biter” yorumları yaptı. Medyanın bir kısmı ise olayı görmezden gelmeyi veya küçümsemeyi tercih etti. Ancak akademisyenler, ne baskılara ne de “unutulur” kehanetlerine boyun eğdi. Her gün kampüsün ortasında, ellerinde “Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz” pankartlarıyla sessiz ama kararlı duruşlarını korudular. Yağmurda, karda, pandemi şartlarında, sınav dönemlerinde… Hiçbir engel bu iradeyi kıramadı.

Akademisyenlerin talepleri gayet net: Üniversitelerin kendi rektörlerini seçme hakkı, idari kadrolara liyakat temelinde atama, bilimsel özgürlüğün güvence altına alınması ve üniversitenin özerk yapısının yeniden tesis edilmesi. Boğaziçi, Türkiye’de vakıf ve devlet üniversiteleri için bir modeldi. Çeşitliliği, eleştirel düşünceye açıklığı ve uluslararası saygınlığıyla öne çıkıyordu. Bu özelliklerin yok edilme riski, sadece bir üniversiteyi değil, tüm yükseköğretim sistemini tehdit eder nitelikteydi. İşte akademisyenler de bunu gördükleri için direniyor.

Boğaziçi  Direnişi 1314 Gündür Sürüyor

Bugün kampüste nöbet tutan hocalar, derslerini vermeye, araştırmalarını yapmaya devam ederken aynı zamanda bu kamusal duruşu da sürdürüyor. Onlar için bu, hem mesleki onur meselesi hem de gelecek nesillere bırakılacak miras meselesidir. Bir akademisyen, nöbet sırasında şöyle demişti: “Biz burada sadece rektör atamasını protesto etmiyoruz. Biz, üniversitenin fikriyatına, bilim anlayışına ve özgür düşünce iklimine sahip çıkıyoruz.” Bu sözler, direnişin derinliğini özetliyor.

Direnişin en çarpıcı yanı, zamanın onu zayıflatmak yerine güçlendirmiş olmasıdır. İlk günlerde “birkaç akademisyen” denilen grup, bugün Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin önemli parçalarından biri hâline geldi. Uluslararası üniversitelerden destek mesajları, Nobel ödüllü bilim insanlarının dayanışma açıklamaları ve yurt dışındaki Boğaziçi mezunlarının örgütlü çabaları, eylemin yalnız olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda, diğer üniversitelerde benzer kayyum atamalarına maruz kalan akademisyenler için de ilham kaynağı oldu.

Elbette bedeli ağır oldu. Bazı akademisyenler disiplin soruşturmalarıyla karşılaştı, bazıları uzaklaştırma cezaları aldı, kimi öğrenciler gözaltına alındı. Kampüsün çevresine örülen bariyerler, güvenlik önlemleri ve zaman zaman uygulanan baskılar direnişi görünmez kılmaya yetmedi. Tam tersine, her yeni engel, “unutulur” denilen bu hareketin daha da görünür olmasını sağladı. Çünkü adalet ve özgürlük talepleri, baskıyla susturulamaz; aksine daha güçlü bir şekilde geri döner.

Bugün 1314. günde hâlâ aynı yerde, aynı pankartlarla duran akademisyenler, aslında tüm Türkiye’ye önemli bir mesaj veriyor: Eylemler, nedenleri ortadan kaldırılmadıkça çeşitli biçimlerde devam eder. Birkaç güne unutulacağı söylenen bu direniş, yıllara yayıldı ve kurumsallaştı. Artık sadece Boğaziçi’nin meselesi olmaktan çıktı; Türkiye’de yükseköğretimin nasıl yönetileceği, bilimin ve düşüncenin ne kadar özgür olacağı tartışmasının kalbine yerleşti.

Üniversiteler, toplumların beyinleridir. Özerk, özgür ve liyakatli olmadıkları sürece ne gerçek bilim üretimi mümkün olur ne de eleştirel düşünce gelişir. Boğaziçi akademisyenlerinin 1314 gündür verdiği mücadele, bu gerçeğin somut bir savunmasıdır. Onlar vazgeçmedikçe, “unutulur” denilen direnişler de unutulmayacaktır. Aksine, tarih sayfalarına onurlu bir not olarak yazılacaktır.

Bu direniş, aynı zamanda sabrın ve umudun hikâyesidir. Her sabah kampüste bir araya gelen hocaların duruşu, genç kuşaklara şunu öğretiyor: Haklı olduğunuzda, zamanın size karşı çalıştığını düşünmeyin. Zaman, aslında en büyük müttefikiniz olabilir. Yeter ki ilkelerinizden taviz vermeyin.

1314 gün ve saymakla bitmeyecek daha nice günler… Boğaziçi direnişi, “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diyerek yoluna devam ediyor. Bu ses, yalnızca kampüs duvarları arasında yankılanmıyor; özgür ve demokratik bir üniversite özlemi taşıyan herkesin yüreğinde çınlıyor.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış