Çok Çalışan Çiftçi İflasın Eşiğinde
bütün Ülkede olduğu gibi, Aydın’ın bereketli topraklarıyla ünlü Bozdoğan ilçesinde, buğday üreticileri derin bir umutsuzluk yaşıyor. Hasat mevsiminin yaklaştığı bu günlerde çiftçiler, buğdayın kilogram üretim maliyetinin 25 liraya dayandığını, ancak Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı alım fiyatının ise yalnızca 16,5 lira olduğunu belirterek isyan ediyor. “Bu şartlarda üretici ayakta kalamaz” diyen çiftçiler, yıllardır emek verdikleri topraklardan artık umutlarını yitirdiklerini söylüyor.
Tarımda girdi maliyetlerindeki olağanüstü artış, mazot, gübre, tohum ve ilaç fiyatlarındaki fahiş yükseliş, üreticinin belini büküyor. Bir kilogram buğdayı toprağa atmak, sulamak, bakımını yapmak ve hasat etmek için harcanan para, satış fiyatının neredeyse bir buçuk katına ulaşmış durumda. Çiftçiler, aradaki bu uçurumu kapatmak için bankalara veya tefecilere yönelmek zorunda kaldıklarını, her geçen yıl borç batağına daha da battıklarını dile getiriyor. “Çiftçiyi tefecilere boğdurmak” olarak nitelendirilen bu durum, tarımın geleceğini ciddi biçimde tehdit ediyor.
Bozdoğan’da konuşulan her sohbette aynı şikayet dile getiriliyor: “Tohum ektik, suladık, gübreledik; şimdi zararına mı satacağız?” TMO’nun belirlediği fiyatın, maliyetin çok altında kalması, üreticilerde büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Birçok çiftçi, bu yıl tarlalarını boş bırakmayı veya başka ürünlere yönelmeyi düşünüyor. Ancak bu da uzun vadede hem gıda güvenliğini hem de kırsal kalkınmayı olumsuz etkileyecek.
Çiftçilerin açıklanan taban fiyata karşı duyduğu hoşnutsuzluk, güçlü protestolara dönüşecek gibi görünüyor. Bölgede sesini yükselten üreticiler, yetkililerden acil önlem bekliyor. Maliyetleri düşürecek destekler, mazot ve gübre sübvansiyonları, gerçekçi alım fiyatları ve tarımsal kredilerin faiz yükünün hafifletilmesi talepleri gündemde. Aksi takdirde, Türkiye’nin tarım ambarı konumundaki bölgelerde üretimin çöküşü kaçınılmaz hale gelebilir.
Tarım, sadece bir ekonomi meselesi değil; aynı zamanda bir milletin geleceğidir. Bozdoğanlı çiftçilerin yaşadığı bu sıkıntı, ülke genelindeki binlerce üreticinin ortak çığlığıdır. Yetkililerin, masa başı rakamlar yerine tarlaya gidip gerçek maliyetleri görmesi ve üreticiyi ayakta tutacak politikalar üretmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Çünkü toprakla uğraşan adam kaybederse, herkes kaybeder.

Türkiye’de Tarladaki Buğday Yemlik Oldu
Son yıllarda küresel hububat piyasalarındaki dalgalanmalar ve artan maliyetler, Türkiye’nin tarım sektörünü derinden etkiliyor. Savaşın pençesindeki Rusya ve Ukrayna’dan gelen belirsizlikler, sanayi devi Almanya’nın talepleri ve binlerce kilometre öteden Kanada ile Çin’den yapılan ithalatlar, yerli üreticiyi adeta köşeye sıkıştırdı. Artık tarlada yetişen buğdayın hasat edilip un olması beklenmiyor; birçok çiftçi için en mantıklı çözüm, ürünü biçip doğrudan hayvan yemi olarak değerlendirmek.
Amasya’da bir üretici, bu duruma somut örnek oldu. Maliyetlerin katlanarak arttığı bir dönemde buğdayı tarlada bırakmak yerine biçerek inek yemi yapmayı tercih etti. TAREMSAL verilerine göre girdi maliyetlerindeki yüzde 34’lük resmi artışa karşılık, buğday alım fiyatlarındaki yükseliş sadece yüzde 22’de kaldı. Çiftçi Cem Arar gibi üreticiler, “Hasat beklemek yerine hayvanlarımıza yem yapmak daha mantıklı” diyerek yaşadıkları çaresizliği dile getiriyor
Tarımda Dışa Bağımlılık Kronikleşiyor
TÜİK’in ilk dört aylık verileri de tabloyu netleştiriyor: Yerli üretimde ithalat patlaması yaşandı. Rusya’dan ithalat yüzde 261, Çin’den yüzde 355, Kanada’dan ise yüzde 647 oranında arttı. Almanya’dan hububat ithalatı ise 27 milyon doları aştı. Bu rakamlar, Türkiye’nin dört bir yandan hububat ithal etmek zorunda kaldığını gösteriyor.
Tüm Köy Sen Genel Başkanı Şenyıp Çetin, planlı ithalatın çiftçinin tarladan kopmasına neden olduğunu vurguluyor. Maliyetlerin artması, girdi desteklerinin yetersiz kalması ve fiyat garantisinin olmaması, üreticileri ortak mücadeleye çağırıyor.
Sonuç olarak, Türkiye gibi tarım potansiyeli yüksek bir ülkede buğdayın tarlada yemlik olması, sadece bir çiftçinin tercihi değil; sistematik bir sorunun açık göstergesi. Yerli üretimin desteklenmesi, maliyetlerin düşürülmesi ve çiftçiye güven verici fiyat politikaları uygulanmadığı sürece, tarlalarımızdaki altın sarısı başaklar yerine yem balyaları görmeye devam edeceğiz.
Yorumlar (0)