Barış İçin Kulaç Attılar, Zeytin Dallarını Denize Bıraktılar, El Ele Yürüyüp Halay Çektiler
Datça’da 1 Eylül Dünya Barış Günü, Datça Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Gün boyunca barış, kardeşlik, özgürlük ve bir arada yaşam mesajları verilirken, Datçalılar farklı etkinliklerde bir araya geldi.
Etkinlikler Kumluk Plajı’nda başladı. Barış için denize açılan yüzücüler uğurlanırken, barışın simgesi zeytin dalları da denize bırakıldı. Yüzücüler dönüşlerinde alkışlarla karşılandı.
Etkinliklerin devamında Berkin Elvan Yontusu önünde insan zinciri oluşturuldu. Katılımcılar el ele vererek Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. Yürüyüş boyunca savaşlara karşı barış, ayrımcılığa karşı eşitlik ve halkların kardeşliği vurgulandı.

“Barış Bir Dilek Değil, İnsanlık Hakkıdır”
Datça Demokrasi Platformu adına Gönül Mesci yaptığı açıklamada, savaşların ve şiddetin son bulması çağrısı yaptı. Açıklamada barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğine dikkat çekilerek, çocukların korkmadan yaşayabildiği, insanların kimlikleri, dilleri ve düşünceleri nedeniyle ötekileştirilmediği bir yaşamın gerekliliği vurgulandı.
Etkinlikte yapılan çağrılarda, “Çocuklar ölmesin, kadınlar ağlamasın, halklar birbirine düşman edilmesin, savaşlar son bulsun” mesajları öne çıktı.
Platform adına basın açıklamasını Semra Subaşı okudu, Subaşı yaptığı açıklamada, “1 Eylül bir anma günü değildir. Kapitalizme ,Faşizme, emperyalizme ve her türlü sömürü düzenine karşı halkların ortak ve kararlı sesidir. Barış pasif bir dilek değil; örgütlü, sürekli ve boyun eğmeyen bir mücadeledir. Halklar çıkarlarını savundukça, dayanışmayı büyüttükçe, adalet taleplerini yükselttikçe barış da güçlenir.” dedi.

Müzik ve Şiirle Barış Mesajı
Günün kültür-sanat bölümünde ise müzik ve şiir dinletileri gerçekleştirildi.
Grup Datça’nın solistleri Ali Akcan ve Burcu Ünal, seslendirdikleri ezgilerle etkinliğe katılanlara müzik dolu anlar yaşattı. Ardından şair Emin Şir, barış temalı şiirlerini Datçalılarla paylaştı.
Etkinlik sırasında yapılan şiirsel geçişte, denize bırakılan zeytin dalının kıyıdan kıyıya barış umudunu taşıması dile getirilirken, çocukların savaşlardan uzak, annelerin ise evlatlarına korkmadan sarılabildiği bir dünya özlemi dile getirildi.

Sevimli Patilerden Renkli Gösteri
Program kapsamında Sevimli Patiler Dansı da sahne aldı. Gösteri izleyicilerden büyük ilgi gördü.
Etkinlikte, barış kavramının yalnızca insanlar arasındaki ilişkilerle sınırlı olmadığı, doğayla ve diğer canlılarla kurulan ilişkinin de yaşamın önemli bir parçası olduğu mesajı verildi.
Müzik dinletileri kapsamında Uğur Sönmez de sahne alarak katılımcılara müzik dolu bir akşam yaşattı.

Günün Sonunda El Ele Halay
1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerinin finalinde ise Datçalılar halaylarda buluştu.
El ele ve omuz omuza verilen halaylarda birlik, dayanışma ve kardeşlik mesajı öne çıktı. Etkinlikte halayın, farklı insanların aynı ritim ve aynı umut etrafında buluşmasının simgesi olduğu vurgulandı.
Datça’da gün boyunca gerçekleştirilen etkinliklerin ardından katılımcılar hep birlikte barış çağrısını yineledi.
Etkinliğin kapanışında, “Savaşa hayır! Yaşasın barış! Yaşasın halkların kardeşliği! Yaşasın bir arada, özgür ve eşit yaşam!” sloganlarıyla Datça’dan dünyaya barış mesajı gönderildi.
Datça Demokrasi Platformu, barış talebinin yalnızca 1 Eylül’le sınırlı olmadığını belirterek, savaşın, şiddetin, ayrımcılığın ve nefretin karşısında yaşamı savunmaya devam edeceklerini vurguladı.
Etkinlik, “Barış hepimizin olsun” mesajıyla sona erdi.
Basın açıklamasının tam metni:
1 Eylül, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı, ama aynı zamanda faşizmin yenildiği, halkların savaşın yıkımına karşı ayağa kalktığı gündür. O gün dünya, kanla beslenen faşist ideolojiye “yeter” demiştir.
Peki neden?
Emperyalizm ve faşizm savaştan beslenir. Onlar için çatışma bir tercih değil, varoluş biçimidir. Halklar ise çıkarları gereği barışı ister; çünkü barış, dayanışmanın, adaletin ve birlikte yaşamanın tek zeminidir. Savaşta kazanan yalnızca silah tüccarları ve egemenlerdir; kaybeden her zaman emekçi halklardır.
1 Eylül bir anma günü değildir. Kapitalizme ,Faşizme, emperyalizme ve her türlü sömürü düzenine karşı halkların ortak ve kararlı sesidir. Barış pasif bir dilek değil; örgütlü, sürekli ve boyun eğmeyen bir mücadeledir. Halklar çıkarlarını savundukça, dayanışmayı büyüttükçe, adalet taleplerini yükselttikçe barış da güçlenir.
Bugün de aynı çağrı dimdik duruyor: Savaşın ve sömürünün karşısında dur, halkların birliğini savun, barışı yaşanır kıl. 1 Eylül bu kararlılığın simgesidir. Barışı isteyen herkes bu mücadeleye omuz vermelidir.
Emperyalist düzen, dünyayı bir kez daha, sonra bir kez daha parçalamak için silah fabrikalarının bacalarını tüttürüyor. Açlığın ve yoksulluğun kökünü kurutacak o muazzam servet, tankların zırhına, füzelerin kanatlarına ve savaş gemilerinin gövdelerine dökülüyor. Bir çocuğun boş tabağı, bir annenin kuruyan memesi, bir işçinin yırtık ceketi… Bütün bunlar, o bütçenin gölgesinde unutulmaya terk ediliyor. Çünkü onların hesabı başka: paylaşılacak topraklar, sömürülecek pazarlar, boyunduruk altına alınacak halklar.
Halkları birbirine düşman etmek, onların en kârlı sanatıdır. Sınır çizgileriyle, bayraklarla, dil ve inanç farklarıyla kardeşleri boğaz boğaza getirdiler. Bir yanda açlık çeken insan, öte yanda aynı açlığı yaşayan öteki insan… Aralarına kin ektiler, düşmanlık biçtiler. Ve her çatışmadan, her gözyaşından, her yıkımdan yeni kârlar devşirdiler. Silah satıcıları zenginleşirken mezarlıklar doldu; borsa yükseldikçe ekmek fırınları kapandı.
Kapitalist-emperyalist düzen, insanı insanlıktan çıkarmak üzerine kuruludur. Kârın peşinde koşarken dünyayı bir cehenneme çeviriyorlar, doğayı yaşanmaz hale getiriyorlar. Ama unutmasınlar: Aç kalan karın, yoksul kalan el bir gün birleşir. O gün geldiğinde silahların gölgesi dağılır, paylaşımın değil adaletin sesi yükselir. Halklar uyanırsa emperyalist hesaplar altüst olur.
Emekçinin alnındaki ter toprağın bağrına düşer; o terin içinden filizlenen başak sofraya ekmek olur. Ama birileri o başağı ateşe vermeyi seçer. Silahların gölgesi düştüğü anda tarla boşalır, fabrika susturulur, ölümün kapısı ardına kadar açılır. Çünkü savaşın ilk kurbanı elleri nasırlı olandır. Efendilerin konaklarında doğan çocuklar haritaların üzerine eğilip sınır çizer; o sınırların ötesinde can verenler ise ekmeğini alın teriyle kazananların evlatlarıdır. Tarihin tozlu sayfalarında, tahtta oturanların oğullarının kanıyla sulanmış bir zafer yoktur. Kan her zaman toprağı sürenin, madene inenin, tezgâh başında eğilip bükülenin damarından akar.
Kadın savaşı bir başka bilir. Evini terk etmek zorunda kaldığında yolun kenarında bekleyen tehlike yalnızca mermi değildir. Şiddetin, tecavüzün, yokluğun ağır yükü omuzlarına biner. Çocuklarını saklamak için göğsüne bastırırken yarının ekmeğini nereden bulacağını hesaplar. Savaş onun için yalnızca cephe değil; bedenine karşı her köşede pusu kurmuş bir yıkımdır. Bu yüzden onun yüreği barışın yanında atar. Çünkü barış, çocuğunun güvenli uykusu, sofranın doluluğu, bedeninin dokunulmazlığı demektir.
Gençliğin damarlarında akan kan, yaşamın en coşkun hâlidir. O kan birilerinin kâr hesabına kurban edilmemelidir. Enseleri kalın, göbekleri şişmiş olanlar uzak odalarda karar verirken gençlerin bedenleri siper olur. Ölüm onların peşinden koşmaz; onlar ölümün peşinden sürüklenir. Oysa gençliğin çıkarı yaşamdadır. Barış, onların yarınını çalanların elinden çekip almak, kendi geleceğini kendi elleriyle kurmak demektir.
Yaşlılar, çocuklar ve hayatın kenarına itilmiş olanlar savaşın en savunmasız yüzleridir. Ayakta durmakta güçlük çeken bedenler, kaçacak gücü olmayan küçükler, yok sayılanlar… Hepsi topun namlusunun ucunda görünmez kurbanlar olur. Onların çıkarı barışın sıcak kucağındadır. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil; toprağın adil bölüşülmesi, ekmeğin her sofraya ulaşması, insanın insana yük olmaması demektir.
Savaşın doğa tahribine karşı, barış, herkesin içinde varlığını sürdürebileceği bir ekosistemdir.
Bu yüzden emekçi, kadın, genç, yaşlı, çocuk ve bütün ezilenler aynı safta durmalıdır. Savaş onların kanıyla beslenir; barış ise onların birliğiyle doğar. Toprağın bereketi emeğin hakkıdır. Ekmeğin payı herkesindir. Kimse başkasının canı üzerine taht kurmamalıdır. Silahlar sustuğunda fabrikalar yeniden uğuldayacak, tarlalar yeniden yeşerecek, evler yeniden nefes alacaktır. O gün geldiğinde kanın değil, emeğin zaferi yazılacaktır tarihe.
Sevgili arkadaşlar, bir duyuruyu da sizinle paylaşmak istiyoruz.
Malumlarınız üzere bugün aynı zamanda 216. Barış ve Adalet Nöbeti’ni, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne ithaf ediyoruz.
Yorumlar (0)