Bir süre önce ‘demokrasi de, barış da bir başka bahara mı kaldı’ sorusunu ortaya atarak ‘galiba sürecin(!) sonuna geldik’ diye yazmıştım. Pek naif bir saptama imiş. Son bir buçuk aylık gelişmeler değil bir başka baharı, ‘bahar yüzü görecek miyiz, bundan böyle’ sorusunu gündemin baş köşesine oturttu. Komisyonun nafile turları uzayıp iktidarın demokratik adımlar konusunda hiç de niyetli olmadığı ortaya çıktıkça durum daha da umutsuz bir hal almaya doğru koşar adımlarla ilerliyor. Bilmiyorum ve merak ediyorum hala bu sürecin ilerleyebileceği ve kimi olumlu sonuçlara ulaşabileceği umudu besleyenler var mı? Hele de Esenyurt'un yerine kayyum atanan belediye başkanı Ahmet Özer'in, 6,5 yıla mahkum edilmesinden sonra.
Kimilerimiz, sürecin başlangıcında İsrail’in bölgesel hegemonya çabalarına karşı, cumhur ittifakının/devletin Kürtler üzerinden bir ittifak arayışına girdiği zehabına kapıldı. Kürt siyasetinin de bu beklenmedik süreç için duyduğu heyecanlı coşku da umutlu olmak için bir motivasyon kaynağıydı. Devletin yeni ittifaklara yönelme gibi değerlendirilen girişimleri, devrimcilerin demokratların sınırlı da/göstermelik de olsa barış ve demokrasi adımlarının atılmasına yol açabileceği umuduna kapılmasına yol açtı. O zamanlar, devlet nezdinde varsayılan bu yeni arayış illaki demokrasi ve barış çabaları açısından bir rahatlık sağlayabilir diye düşünülüyordu. Bir buçuk yıl içerisinde kimi atılan olumlu adımlar-Pkk'nın feshi ve silahlı mücadeleyi terketmesi...vb- süreç açısından bütün çapaklarına rağmen tek yanlı da olsa umutlu olmak için işaretler barındırıyordu. Ve fakat cumhur ittifakının inat ve ısrarla eğer Suriye hükümeti ile entegre olmazsa zor yoluyla SDG'yi ortadan kaldırma çabalarına destek olacağı yönündeki açıklamaları, somut demokratik bir adım atmaktan kaçınması şüphe uyandırıyordu. Nitekim dananın kuyruğu da buradan koptu.
Kırılma noktası büyük ölçüde ABD ziyaretinde/ve hemen öncesinde gerçekleşti. İktidar uzunca bir süredir Rusya ile ABD arasında sürdürdüğü tahteravalli siyasetini tamamen terk etti. Aslına döndü. Günah çıkararak ABD ile nikah tazeledi. ABD’ye tanınan bir çok ekonomik avantaj(boeing alımları taahhüdü, vergilerin iptali gibi) yanında cumhur ittifakı da bölgesel hegemonya alanında tamamen kontrol altında olmak kaydıyla bir oyun alanına kavuştu. Cumhur ittifakı ABD nezdinde İsrail kadar itibar/alan sahibi olmasa da güvenilir müttefik olma yönünde adımlar attı. Sınırlı, sorumlu bir 'bölgesel hegemon' ehliyeti de kazandı. Bundan sonraki süreçte İsrail ile ilişkilerin yumuşamasına(!), geliştirilmesi aşamasına geçilirse şaşırır mıyız? Nitekim mevcut iktidar Trump’ın Gazze barış komisyonunda birlikte çalışmayı kabul etti, İsrail'le birlikte. İsrail başlangıçta bu kombinasyona(Türklerin de katıldığı) yanaşmamasına rağmen. Belli ki Trump’ın zoruyla razı oldu. İktidar ise Hakan Fidan’ı görevlendirerek istekle komisyona dahil oldu.
Bu gelişmenin anlamı şudur; öyle ya da böyle, Türkiye bölgesel çıkarları çerçevesinde ABD/Trump tarafından desteklenmeye/hesaba katılmaya mazhar bir ülke konumuna yükseldi. Son bir ay içerisinde Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin nereye evrildiğine bakınız. ABD Kürtlere sırtını döndü ve iddia edilen İsrail-Kürt ittifakı da koca bir yalan çıktı. İktidar tercihini yapınca ABD desteğinin de kapıları hızla açılır oldu. Uzun zamandır ABD üzerinde birkaç koldan yaptığı baskılardan sonuç aldı, Şam hükümeti ve ordusu(!) tarafından SDG’nin darbelenmesinin yolu açıldı.

Belçika’daki Suriye Kürtleri ile dayanışma ve soykırım girişimlerini protesto mitingine bıçaklarla dalan işidçi/cihadcı saldırganlar ikisi ağır olmak üzere 6 kişiyi yaraladılar. Saldırının yapılış şekli, saldırganların kimliği, Kürtlerin Suriye’de nasıl ve kimler tarafından soykırım tehdidi ile karşı karşıya olduklarının somut ifadesi. Suriye’de işid sahnede, Belçika’da işid yandaşları. Suriye’de kadın savaşçının saç örgüsü kesilip teşhir ediliyor, aile boyu katliam yapılıyor, Belçika’da eli bıçaklı, gözü dönmüş işidciler Kürt göstericilerin arasına dalıyor. Belçika’lı işid militanları ‘ değişimden’, ‘kravattan’, 'sakal traşından' haberdar değil, belli ki. Bu manzaralar çok da uzak olmayan bir geçmişi hatırlatmıyor mu?
Peki Kürt kardeşlerinin Kuzey Suriye’de soykırıma tabii tutulduğuna, katliamlara maruz bırakıldıklarına inanan ve sokaklara çıkan Kürt protestocularına bakınca barış ve demokrasi umutlarının değil bir başka bahara kaldığını, olsa olsa buharlaştığını iddia edenler haksız mı olur? Ya da İktidarın ABD’nin desteği altında tercihini cihatçı ve azınlıklara düşman olan HTŞ/işid iktidarından yana koyduğunun düşünülmesi çok mu abestir? Hangi Kürdün ya da Kürt siyasetinin nezdinde 'orası Rojava, burası Türkiye biz işimize bakıyoruz' diyebilir?
Özetle iktidar arkasına ABD'yi almış, elleri kolları serbest kalmış, bir umut olarak uzun zamandır beklediği Kürt oluşumunun kısmen de olsa darbelenmesi ve kimi bölgelerden çekilmek zorunda kalması ile birlikte Suriye hegemonyasında mesafe almıştır. Zamana oynamışlar, oyalayarak, umutlar pompalayarak muhalefeti paralize etmişler ve belirsiz bir süre için de istediklerini elde etmiş görünüyorlar.
Diğer yandan bu süreçte anlaşıldı ki, ne Şara'nın cihadçı iktidarının, ne de cumhur ittifakının Şam'a 10 kilometre mesafede dalgalanan İsrail bayrağı ve toprakların resmen ilhakı ile bir problemleri yoktur. İsrail'in varlığı Suriye'nin üniter yapısını ve egemenliğini tehdit etmemektedir. Onlar varsa yoksa SDG varlığına tahammülsüzdürler.
Sanki, artık ufukta göründüğü varsayılan demokratik ve barışçı gelişmeler boş beklentileri yerine daha orta/uzun vadeli ve soğukkanlı analizlere ihtiyaç var. Dünya çapındaki sağcı yükseliş, militarizm, silahlanma harcanmalarının katlanarak artması, mikro diktatörlükleri olduğu kadar, büyük savaş sürecini besliyor.
Yorumlar (0)