Fransa'da Öğrenci İsyan Ediyor

Öğrencilerin yanı sıra, lise öğrencilerine öğretmenleri de katılabilir; öğretmenlerin bir kısmı, yıllardır süren maaş dondurma uygulamasını protesto etmek için 29 Eylül’de greve gitmişti. İstemleri genellikle ortak olduğundan, bu yakınlaşma oldukça açık.

Fransa'da  Öğrenci İsyan Ediyor

 

Fransız Lise  Öğrencilerinin Kemer Sıkma  Politikalarını Protesto Etmesi, 2027 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Öncesinde Daha Geniş Bir Toplumsal Hareketi Ateşleyecek mi?

Fransa'yı ateşe vermek için sadece bir kıvılcım yetti. Yeni eğitim yılı henüz başlamışken Fransa'da lise protestoları patlak verdi. Fransa'daki (yaklaşık 15-18 yaş arasındaki) lise öğrencileri, hükümetin kendilerine karşı gösterdiği savsaklama ve küçümsemeye duydukları öfkeyi dile getirdiler. Bu derin köklü hoşnutsuzluk, daha önceki olayları hatırlatıyor. Hareket üniversitelere yayılmaya çalışırken, yetkililerin tek bir cevabı var: baskı ve Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisine yönelik suçlamalar. Radikal sol parti, başkanlık kampanyasında gençlerin öfkesinden öne çıkartmak isterken, rakipleri hareketin mümkün olan en kısa sürede sönmesini umuyor.

Sıfır büyüme, artan işsizlik, yükselen yakıt fiyatları, iklim değişikliği hızlanırken ekolojik politikaların terk edilmesi, yeni bir kemer sıkma bütçesi - gittikçe yaklaşan (2027 baharında yapılacak) bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimleri bu öfkeyi yönlendiriyor gibi görünüyordu. Sonunda, toplumsal patlama, oy kullanmayan ya da çok azı oy kullanan ve kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını düşünen bir gruptan geldi: Paris bölgesindeki lise öğrencileri ve kısa süre sonra ülkenin geri kalanındaki akranları tarafından hızla örnek alındılar. Gerçekten de, öfkelenmek için pek çok nedenleri var.

Fransa'da  Öğrenci İsyan Ediyor

Yıkılmakta Olan Okullar ve Öğretmen Açığı

Hareketin Île-de-France'ın daha yoksul kasabalarındaki liselerde başlaması ve ilk abluka eylemlerinin 17 Eylül'de Créteil'de (Paris'in güneydoğusundaki bir banliyö) gerçekleşmesi rastlantı değildir. Bu okullarda, yeni eğitim yılı bir kez daha son derece kötü koşullarda başladı. Binalar genellikle harap durumda: Saint-Denis'deki Paul-Éluard lisesinde ve Sevran'daki Blaise-Cendrars lisesinde (her ikisi de Paris'in kuzeydoğusundaki yoksul Seine-Saint-Denis bölgesinde bulunuyor), öğrenciler ve öğretmenler tarafından çekilen videolarda, örneğin, çöken tavanlar, fareler, su sızıntıları ve sandalye ve masa eksikliği görülmektedir. Bagnolet’teki Georges-Politzer ortaokulunda (Seine-Saint-Denis’in başka bir ilçesinde bulunan, 11 ila 15 yaş aralığına yönelik bir kolej), her musluktan lağımın karıştığı bulanık su akıyordu ve okul, testler tamamlandıktan dört ay sonra ancak bilgilendirildi.

Bu özellikle şok edici örneklerin ötesinde, okul binaları aşırı hava koşullarına karşı tamamen dayanıksız durumda. Ortaöğretimdeki önde gelen öğretmen sendikası SNES-FSU'nun Mayıs 2026'da 623 ortaokul ve liseyi kapsayan bir araştırmasına göre, okulların %78'inde sıcaklık 30°C'nin üzerinde, her beş okuldan birinde ise 33°C'nin üzerinde kaydedildi. Mayıs ve Eylül 2026 arasında Fransa'yı vuran sıcak hava dalgaları bu belirlemeyi doğruladı; çok sayıda öğretmen ve öğrenci bayılma hissi yaşadı,  en sıcak günlerde yüzlerce okul kapatıldı ve bakalorya sınavları (üniversite giriş yeterliliği olarak da kullanılan ulusal lise bitirme sınavı)  ertelendi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın bölgesel şubeleri olan akademiler, acil durumla başa çıkmak için idare etmeye ve geçici çözümler üretmeye çalıştılar, ancak okul yılının başlangıcında okulların sadece %21'inde aşırı sıcağa karşı planlı önlemler vardı ve bunların %61'i "planlanmış veya talep edilmiş çalışmalar"dan, yani henüz başlamamış çalışmalardan oluşuyordu. Yenileme çalışmalarının çok büyük rakamlara ulaşacağı, maliyet şimdiden 40 ila 50 milyar avro olacağı tahmin ediliyor.

Memnuniyetsizlik aynı zamanda personel eksikliğiyle de ilgili. Doğru, Milli Eğitim Bakanlığı, işe alım şartlarını düşüren bir reform sayesinde, 2025'teki %91-92'lik orana kıyasla, bu yılki işe alım sınavında sunulan öğretmenlik kadrolarının neredeyse tamamını doldurmayı başardı. Ancak sadece üç yıllık üniversite diplomasına (bac+3) sahip olan yeni işe alınanların bir kısmı, sınıfa girmeden önce iki yıllık bir eğitimden geçmek zorunda; bu nedenle reformun etkisi hemen hissedilmeyecek.

Bu rahatlatıcı rakamlar, sunulan kadro sayısındaki düşüşle de gölgeleniyor; bu düşüş, genellikle çok temel düzeyde eğitim almış sözleşmeli öğretmenlerin (kadrolu memur olarak değil, belirli süreli sözleşmelerle işe alınan sözleşmeli öğretmenler) daha fazla kullanılmasıyla gideriliyor. Daha geniş anlamda,  Fransa'nın kamu denetim kurumu Cour des comptes'e göre, öğretmenlik mesleği gerçek bir meslek krizi ve "düşük ama istikrarlı" bir istifa artışı yaşıyor. Eylül ayı sonlarında yayınlanan son OECD anketinde, Fransız öğretmenlerin sadece %4'ü mesleklerinin toplum tarafından değer gördüğünü düşünüyor; bu, incelenen tüm ülkeler arasında en düşük seviye. OECD ortalamasının altında kalan düşük ücretler bunun başlıca nedenini oluşturuyor;  öğretmenlerin dörtte üçü maaşlarını çok düşük buluyor.

Bu düşük ilginin sonucu, planlanan tüm derslerin verilmesinde yaşanan zorluktur. 2026 öğretim yılının başında, okulların yarısında en az bir öğretmen eksikliği vardı. 2023–2024 öğretim yılı için, Cour des comptes (Yargı Denetim Mahkemesi), ortaokullarda ders saatlerinin yaklaşık %9’unun kaybedildiğini, bu oranın ise “zones d'éducation prioritaire” (ekstra kaynak sağlanan dezavantajlı bölgeler) olarak adlandırılan bölgelerde ortalama %11’e çıktığını tahmin etmektedir. Bu öğretim açığı, kaçınılmaz olarak bu gençlerin bilgi düzeylerini ve mesleki geleceklerini olumsuz etkilemektedir.

Son yıllarda önemli ölçüde işe alım yapılmasına rağmen, Fransa'da engelli öğrencilere yönelik sınıf içi yardımcı personel  (AESH) konusunda da ciddi bir eksiklik yaşanıyor; 2025 okul yılının başında yaklaşık 50.000 öğrenci, yani her yedi öğrenciden biri, bu tür bir yardımcı personel bekliyor. Okul hemşireleri için de durum benzer;  2023 yılında 12 milyon öğrenci için sadece 7.700 kontenjan mevcut. Son yıllarda her iki meslek için de maaş artışları yapılmasına karşın, ücretler hala çekici değil.

Fransa'da  Öğrenci İsyan Ediyor

Giderek Derinleşen Eşitsizlikler

Bu genel rakamların ötesinde, durum okuldan okula büyük farklılıklar göstermektedir. Paris’i çevreleyen departmanları kapsayan Créteil ve Versailles eğitim bölgeleri, uzun süredir öğretmen bulmakta zorlanmaktadır. Her bir eğitim bölgesi içinde, varlıklı mahallelerdeki okullarla işçi sınıfı banliyölerindeki (banlieues populaires) okullar arasındaki farklar da oldukça büyük olabilmektedir. Kariyerinin başındaki öğretmenler, tayin başvurusu için puan biriktirirken genellikle bu dezavantajlı bölgelere gönderilmektedir. Bu nedenle, bu ortaokul ve liselerdeki öğrenciler, daha az deneyimli öğretmenler arasında yaşanan yüksek işten ayrılma oranıyla karşı karşıya kalmakta ve bu durum öğrenim koşullarını olumsuz etkilemektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı verileri bu belirlemeyi doğrulamaktadır: öğrencilerin ebeveynlerinin mesleklerine göre her okula atanan “indice de position sociale” (sosyal konum endeksi), büyük dengesizlikleri ve güçlü bir sosyal yeniden üretimi ortaya koymaktadır. Fransız öğrenciler arasında sosyal köken ile akademik başarı arasındaki ilişki, OECD ülkeleri arasında en güçlü olanlardan biridir.

Devlet okulları arasında da eşitsizlikler mevcut olsa da, devlet ve özel eğitim arasında bu farklar daha da büyüktür. 2022 yılında, devletle sözleşmeli (sous contrat) olarak faaliyet gösteren özel sektör okullarında öğrencilerin %40’u çok avantajlı sosyal çevrelerden gelmekteyken, devlet okullarında bu oran %20’dir. Buna karşılık, sözleşmeli özel okullardaki ortaokul öğrencilerinin %18’i dezavantajlı sosyal sınıflardan gelirken, devlet okullarındaki öğrencilerin %42’si bu gruba dâhildir. 1980’lerin sonlarından bu yana giderek artan bu farklar, birçok özel okulun notlara ve velilerden alınan okul ücretlerine dayalı olarak uyguladığı seçicilikten kaynaklanmaktadır. Oysa bu sözleşmeli özel okullar büyük ölçüde kamu kaynaklarıyla finanse edilmektedir: 2024 yılında yayınlanan bir parlamento raporunda, devletin bu sektöre yılda 8,5 milyar avro hibe verdiği, buna ek olarak yerel yönetimlerden de 1,5 milyar avro daha sağlandığı belirtilmiştir. Devlet ile Katolik Kilisesi arasındaki uzun süren “okul savaşı”nın (Fransa’daki özel okulların büyük çoğunluğu Katolik okullarıdır) bir uzlaşma sonucu ortaya çıkan 1959 tarihli Debré yasası, resmi müfredatın uygulanması karşılığında devletin sözleşmeli okulların öğretmen maaşlarını ve işletme giderlerini, yani harcamalarının %75’ini karşılamasını öngörmektedir.

Devletle sözleşmesi olmayan (hors contrat) özel okullar da bulunmaktadır; bu okullar yönetim açısından daha serbesttir ve kamu fonu almazlar, ancak Fransız öğrencilerin %1’inden azını eğitmektedirler. Bu zorunlu harcamaların yanı sıra, bazı yerel yönetimler özel okullara ek sübvansiyonlar sağlamaktadır: 2016 ile 2023 yılları arasında, bölgeler şimdiki durumda yeterli düzeyde finanse edilen okullara 1,2 milyar avrodan fazla kaynak dağıtmıştır.

Bu bütçe aracı, devletin özel okulları daha fazla sosyal çeşitliliği teşvik etmeye zorlamasına imkân verebilse de, birbirini izleyen bakanlar her zaman bu tür taleplerde bulunmaktan özenle kaçınmışlardır. Bunun nedeni oldukça basittir: Bakanların çoğu, en prestijli okulları (Fransa’nın son derece seçici elit kurumları olan grandes écoles) bitirmiş ve kendi çocuklarını özel okullara göndermektedir.

2024 yılında, görev süresi kısa süren Milli Eğitim Bakanı Amélie Oudéa-Castéra, çocuklarını Paris’in 6. bölgesinde bulunan son derece seçkin bir özel okul olan Stanislas Lisesi’ne kaydettirmesini, kamu sektöründeki öğretmen devamsızlığını gerekçe göstererek savunması üzerine bir skandal yarattı. Onun selefi Gabriel Attal (daha sonra Başbakan olan ve şu anda cumhurbaşkanlığı için aday olan) da aynı mahallede bulunan son derece burjuva bir okul olan École alsacienne’e gitmişti. Dolayısıyla bu bakanların okul geçmişleri, bir tür toplumsal ayrışmanın simgesi niteliğindedir.

Burjuva bir ortamda yetişmiş olan Macron’un bakanları, devlet okullarının sosyal gerçekliği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorlar; bu da onların sıklıkla sektörü daha da kötüleştiren reformlar benimsemelerine yol açıyor. On yılın başında Fransa, Avrupa’daki en kalabalık sınıflara sahipti. 2026 öğretim yılında, bir öğretmen ilkokulda ortalama 21, ortaokulda 25,3 ve lisede 30,5 öğrenciyle karşı karşıya kalacak. Bu rakamlarla her öğrenciye uygun şekilde destek vermek zordur; kaçınılmaz olarak bazıları sınıfı daha fazla bozacak ve geride kalacaktır. Ancak düşen doğum oranı, öğretmen başına öğrenci sayısının azalmasına imkân verebilir: 2035 yılına kadar Fransa’da öğrenci sayısı 1,7 milyon azalacak ve bu %14,2’lik bir düşüş anlamına gelecektir. Öğretmen sendikaları, veliler ve birçok siyasetçi bunda bir fırsat görmektedir: öğretmen sayısını sabit tutarak, bu oran yıllar içinde doğal olarak düşebilir.

Ancak hükümetin farklı bir önceliği var: para tasarrufu. 2026 yılında 3.256 öğretmen kadrosu kaldırıldı. Aynı kemer sıkma zorunluluğu,  kavurucu bir yazın ortasında, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için tasarlanan okul yenileme programından 40 milyon avronun (bütçenin üçte ikisi) kesilmesine de yol Cep Telefonu Yasağı ve Sıralama Algoritmaları

Son dönemde uygulanan diğer reformlar da öfkeyi körüklüyor; özellikle Gabriel Attal’ın Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki görev süresi boyunca (Temmuz 2023 – Ocak 2024) aldığı kararlar. Bunlardan biri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler tarafından bir tür “sosyal sınıflandırma” olarak yaygın bir şekilde kınanan ve etkinliği her zaman tartışmalı olan “choc des savoirs” (“bilgi şoku”) adlı reformdur. Bu reform, temel dersler için yetenek bazlı gruplar (groupes de niveau) sistemini getirmişti. Attal’ın bu çok önemli gördüğü reformu, nihayet 2026 yılının başlarında yürürlükten kaldırıldı.

Laiklik (Fransa'nın kamu kurumlarında, okullar da dâhil olmak üzere, dinin yerini düzenleyen katı laiklik ilkesi)  adına alınan ikinci önlem ise, Müslüman inancını simgeleyen dini bir giysi olarak kabul edilen abaya (bazı Müslüman kadınların giydiği uzun, bol bir elbise) giyilmesinin yasaklanmasıdır. Ancak muhafazakâr ve aşırı sağcı seçmenlere hitap etmek amacıyla tasarlanan bu kararname, uygulanması zor bir sorun haline geldi: Abayayı elbiseden nasıl ayırt edeceksiniz? Fransa Müslüman İnanç Konseyi'nin (devletle ilişkilerde Müslümanları temsil eden bir kurum) abayanın hiçbir zaman dini bir giysi veya kural olmadığını belirtmesinin yanı sıra benzer elbiseler giyen kızlar arasında uygulamanın tutarsızlığı —bazıları giysilerini değiştirmek zorunda kalırken, diğerleri kalmamıştır— ve yalnızca Müslüman kızların hedef alınmış olması, sayısız tartışmaya yol açmıştır.

Her şeyden öte, laikliğin ulusal eğitimde temel bir hedef olması bir yana, genç Müslüman kızları devlet okuluna devam etmelerine izin vermek yerine bir giysi yüzünden eve göndermek, İslamcı köktencilikle mücadele etmenin gerçekten doğru yolu olup olmadığı sorgulanabilir.

2026 öğretim yılının başından itibaren liselerde uygulanan cep telefonu yasağı — bu yasa, ilkokul ve ortaokullarda zaten yürürlükteydi — lise öğrencilerinin öfkesini körüklemiş olabilir. Bu önlemin öğrencilerin dikkatini toplama ve halk sağlığı üzerinde açıkça olumlu etkileri olduğu ve kopya çekilmesini azaltmaya yardımcı olduğu bir gerçek olsa da, cep telefonu birçok okul etkinliği için hâlâ vazgeçilmez bir araç olmaya devam ediyor. Öğretmenler bazen öğrencilerden ders sırasında telefonlarını kullanmalarını ister; notlar, ders programları ve ev ödevleri genellikle Pronote yazılımı (Fransa’daki çoğu okulda kullanılan çevrimiçi okul yönetim platformu) aracılığıyla iletilir; ayrıca telefon, yemekhane kartı olarak da kullanılır. Bu nedenle önlem, her okulun kendi iç kurallarına uyarlaması gerektiğinden, uygulamada tutarsızlıklar yaşanmaktadır ve bu durum kaçınılmaz olarak farklı okullardaki öğrenciler arasında karşılaştırmalara yol açmaktadır.

Son olarak, Macron döneminin başlarında hayata geçirilen bir reform hiçbir zaman tam olarak kabul görmedi: Parcoursup. Yükseköğretime giriş için kullanılan bu seçim algoritması, 2018’de oluşturulduğunda zaten şiddetli tepkilere yol açmıştı; çünkü aslında sadece lise diploması alarak yükseköğretime erişim hakkını ortadan kaldırıyordu. Algoritmanın şeffaf olmaması da durumu daha da kötüleştirdi. Lise öğrencileri, hangi üniversiteye gireceklerinden emin olmadan, gelecek yıl için çok sayıda başvuru gönderiyorlar.

Bazıları için yanıt asla gelmiyor: Temmuz 2026’da 100.000 öğrenci üniversite eğitimlerine başlamak için yer bulamamıştı. Yerler açıldıkça bu rakam daha sonra düşse de, bu gençler ve ebeveynleri için stres çok büyük: Her türlü programa başvuruyorlar, bazen istediklerinden ve yaşadıkları yerden çok uzak programlara başvuruyorlar ve yeni akademik yıla hazırlanmada büyük zorluklar yaşıyorlar. . Umutsuzluğa kapılan bazıları, bir sonraki yıla kadar bekleyip tekrar başvururlar.

Fransa'da  Öğrenci İsyan Ediyor

Öğrencilerin Bakalorya Sınavı ve Bütçe Üzerine Mücadelelerinin Tarihi

Savaşlar, iklim değişikliği, aşırı sağın yükselişi, kötü durumda olan ekonomi gibi pek çok faktörün bir araya gelmesi ve özellikle kaygı verici bir atmosfer, gençler arasında ruh sağlığının son derece kötü bir duruma gelmesine yol açmıştır. Örneğin, Santé publique France’a (ulusal halk sağlığı kurumu) göre, lise öğrencilerinin %20’si yıl içinde intihar düşünceleri yaşamıştır. Ergenlik, insan hayatında her zaman zor bir dönem olmuştur; ancak bu düzeyler daha önce görülmemiş ve özellikle endişe vericidir.

Bu nedenle, lise öğrencilerini bir toplumsal hareket başlatmaya itmek çok da zor olmadı; bu hareket aynı zamanda bazılarına gelecek için umut ve ekranların egemenliği altında mahrum kaldıkları kolektif bir coşku kazandırdı.

 

Elbette, her gençlik hareketi gibi, şu anki okul ablukaları dalgası da kaotik bir hal alıyor; talepleri bazen karışık ve yöntemleri her zaman fikir birliği sağlamıyor. Tabii ki, ablukalara katılmak istemeyen ve sınavlarını geçmeyi daha çok önemseyen gençler de var. Milli Eğitim Bakanlığı, önümüzdeki günlerde abluka altındaki 400 ila 500 lise için video konferans yoluyla dersler düzenlemeyi planlıyor.

Çağın bir işareti olarak, teknolojik araçlar artık hem hareketi zayıflatmak hem de Snapchat videoları ve Instagram paylaşımlarıyla onu beslemek açısından merkezi bir rol oynuyor. Ancak bu yenilik ve boğucu sıcaklıklarda insanların bayılma korkusu bir yana, 2026 lise hareketi diğer tarihsel olaylarla pek çok ortak noktaya sahip.

Son kırk yılda, yaklaşık her on yılda bir büyük bir gençlik hareketi yaşandı ve bu hareketler her zaman eğitime ayrılan kaynaklar konusunu gündeme getirdi. 2018’de, Parcoursup sistemine karşı ve üniversitelerde daha fazla kontenjan talep etmek amacıyla — kuşkusuz bugünkünden daha küçük çaplı olsa da — bir lise ve öğrenci hareketi başlatılmıştı.

2005 yılında, lise öğrencilerini sokağa döken nedenler arasında Fillon’un bakalorya reformu ve bütçe kesintileri yer alıyordu. O dönemki hükümet geri adım atmasa da, ertesi yıl CPE’ye (genç işsizliğini azaltmak amacıyla kabul edilen ve şirketlerin ilk iki yıl boyunca genç işçileri gerekçe göstermeden işten çıkarabilmelerini sağlayan “ilk iş sözleşmesi”) yönelik öfke karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.

Daha eskiye gidersek, 2026’daki eylemleri anımsatan başka hareketler de vardır. Ekim 1998’de lise öğrencileri, daha fazla öğretmen ve daha küçük sınıflar için ve geleceğin kendilerine kapalı olduğu yönündeki genel duyguya karşı zaten protesto ediyorlardı. Hareket, 15 Ekim’de Fransa genelinde 500.000 protestocuyla zirveye ulaştı ve 4 milyar frank değerinde (bugünkü değeriyle yaklaşık 1 milyar avro) kazanım elde etti.

1990 yılında da hareket, Saint-Ouen’deki bir lisede genç bir kızın tecavüze uğramasının ardından Paris banliyölerinde başladı. Gençler, daha güvenli okullar için verilen mücadelenin yanı sıra, daha fazla öğretmen ve bakımsız okullarının yenilenmesini talep ettiler. Hareket, 4,5 milyar franklık (bugünkü değeriyle yaklaşık 1,2 milyar avro) bir paketin kabul edilmesine ve seçilmiş öğrenci temsilcilerinin okullarındaki belirli kararlara katılmalarını sağlayan “conseils de la vie lycéenne”lerin (lise yaşam konseyleri) kurulmasına yol açtı.

Ablukalar Üniversitelere de Yayılacak mı?

2026’daki okul ablukaları dalgası bu zaferleri tekrarlayabilir mi? Bunu söylemek için henüz çok erken olsa da, cevap bu hareketin ittifakını genişletme yeteneğine bağlı olacaktır. Liselerin ardından bir sonraki adım üniversiteler olabilir; bunlardan bazıları şimdiden abluka altına alınmaya başlanmıştır. Üniversite öğrencileri de, harap binalar ve uygun koşullarda ders çalışmalarını engelleyen yer sıkıntısı gibi konularda lise öğrencileriyle ortak şikâyetlere sahiptir. Öğrenci başına ortalama harcama 2010’dan bu yana istikrarlı bir şekilde düşüyor ve bu yıl tüm Fransız üniversiteleri bütçe açığı verdi.

Eşitsizlik ve özelleştirme mantığı, yükseköğretimi de etkiliyor. Devlet üniversitelerindeki kontenjan yetersizliği karşısında, 2022’de öğrencilerin %26’sı özel yükseköğretimi tercih etti ve bu oran her yıl artıyor. 2012 ile 2022 yılları arasında özel yükseköğretim kurumlarındaki öğrenci sayısı %63 artarken, kamu sektöründeki artış sadece %3 olarak gerçekleşti. Mükemmellikten en kötü dolandırıcılıklara kadar uzanan özel üniversite piyasasının en azından bir ortak noktası var: genellikle oldukça yükseköğrenim ücretleri.

Oysa öğrenci yaşamı giderek daha pahalı hale geliyor ve son yıllarda öğrencilerin geçim sıkıntısı büyük bir artış gösterdi; örneğin, öğrencilerin %23’ü maddi nedenlerle şimdiki durumda bir öğünü atlamış durumda.

2027 bütçesinin durumu iyileştirmesi pek olası görünmüyor; çünkü bu bütçe, APL’yi (aide personnalisée au logement, kira ödemesine yardımcı olan ve gelir durumuna göre verilen konut yardımı) dondurmayı öngörüyor. Her zaman daha fazla tasarruf arayışında olan hükümet, ayrıca ihtiyaç temelli burs almayan öğrencilerin (non-boursiers) BTS (brevet de technicien supérieur, iki yıllık mesleki yükseköğretim programı) veya classes préparatoires (grandes écoles için son derece seçici olan iki yıllık hazırlık kursları) programlarına katılmaları için ücret getirmeyi planlamıştı. Hükümet, lise öğrencilerinin öfkesi karşısında kısa süre önce bu düşünceden geri adım attı.

Öğrencilerin yanı sıra, lise öğrencilerine öğretmenleri de katılabilir; öğretmenlerin bir kısmı, yıllardır süren maaş dondurma uygulamasını protesto etmek için 29 Eylül’de greve gitmişti. İstemleri genellikle ortak olduğundan, bu yakınlaşma oldukça açık.

Bu birleşme, çeşitli sendikalar ve Union étudiante (öğrenci birliği) ile Union syndicale lycéenne (lise öğrencileri birliği) gibi gençlik örgütlerinin, liselerde ve üniversitelerde geniş çaplı ablukalar düzenlemek ve Fransa genelinde yürüyüşler yapmak üzere belirledikleri tarih olan 6 Ekim Salı günü gerçekleşebilir. Bu gün, hareketin geleceği açısından şüphesiz belirleyici olacaktır.

Fransa'da  Öğrenci İsyan Ediyor

Militan Eylemler ve Düşmanca Bir Basın

Sendikalar ve gençlik örgütlerinin yanı sıra, lise öğrencilerini ve üniversite öğrencilerini kitlesel olarak harekete geçmeye çağıran bir başka aktör daha var: Boyun Eğmeyen Fransa (LFI).

Jean-Luc Mélenchon liderliğindeki radikal sol parti, çok kısa sürede lise öğrencilerinin taleplerinin siyasi sesi haline geldi. Partinin en önde gelen isimlerinden bazıları, özellikle de eski bir lise öğrenci birliği aktivisti olan milletvekili Louis Boyard gibi isimler, abluka eylemlerindeki gençler tarafından oldukça iyi karşılandı.

LFI'nin seçilmiş birçok yetkilisi, hareketin başından itibaren lise öğrencileriyle bir araya gelerek onları okullarını bloke etmeye teşvik etti, aynı zamanda kolluk kuvvetleriyle yaşanan gergin durumları yatıştırmaya çalıştı. Bu varlık, televizyon programlarında ağır eleştirilere yol açtı; LFI, kaos çıkarmakla ve çeşitli şehirlerdeki hasardan sorumlu tutulmakla suçlandı.  Örneğin, Saint-Denis Belediye Başkanı Bally Bagayoko, aslında söndürmeye çalıştığı bir çöp kutusunu ateşe vermekle suçlandı.

Her toplumsal harekette olduğu gibi, şiddet sorunu hızla medya haberlerinin ana konusu haline geldi.  Fransa 2'nin (France 2 büyük bir kamu hizmeti televizyon kanalıdır) dört günlük akşam haber yayınlarının analizine göre, lise gösterilerine ayrılan yayın süresinin %75'i şiddete, %12'si LFI'ye yönelik suçlamalara odaklanırken, hareketin istemlerine yalnızca %8'i ayrıldı. Bu şiddetin çoğu çöp kutularının yakılması ve havai fişeklerin patlatılmasıyla sınırlı olsa da, Nantes'te bir lise girişinin yakılması gibi bazı sahneler çarpıcıydı.

Her toplumsal hareketlenmede olduğu gibi, katılımcıların ezici çoğunluğu elbette barışçıldır ve hareketi destekleyen sendikalar ve siyasi örgütler de itidal çağrısında bulunmuştur.

Ancak televizyon programlarında LFI, çok hızlı bir şekilde şiddet ve huzursuzluğun sorumlusu olarak gösteriliyor. Başbakan Sébastien Lecornu,  medyaya hemen gönderilen bir istihbarat servisi notuna dayanarak, hareketin arkasında "LFI ve aşırı solcu vekillerinin" olduğunu bile iddia etti.

Boyun Eğmeyen Fransa, bu tezi lise öğrencilerini “çocuk muamelesi” yapan bir “komplo” olarak reddetti ve bunu “işleri çürümeye bırakma ve kışkırtma stratejisi”nin bir parçası olarak gördü. Hükümetin stratejisi kısmen işe yarıyor gibi görünüyor: Yakın zamanda yapılan bir ankette, ankete katılan Fransızların %55’i hareketin LFI tarafından manipüle edildiğine inanıyor. Ancak başka bir anket, Fransızların %62’sinin lise hareketini haklı bulduğunu gösteriyor.

Bir yandan büyük ölçüde gençleri destekleyen bir kamuoyuyla, diğer yandan da bütçe kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalan hükümet, baskıcı bir politika izlemeye karar verdi.

Çiftçiler hariç, Emmanuel Macron her toplumsal harekete hep aynı taktiği uyguluyor: katılımcıları terörize etmek için protestoculara sert müdahalede bulunuyor ve hareketi gözden düşürmek için şiddeti istismar ediyor.

Tek bir hafta içinde 5.000'den fazla lise öğrencisi gözaltına alındı; bu, eşi benzeri görülmemiş bir rakam. Polis şiddeti de ciddi boyutlara ulaştı; örneğin Val-d'Oise'de (Paris'in kuzeyindeki bir bölge) 14 yaşındaki bir gencin yüzüne çok yakın bir mesafeden göz yaşartıcı bomba fırlattı. Bu strateji risklidir: Bir trajedi yaşanması durumunda — örneğin bir polis operasyonu sonrasında bir gencin ölümü gibi — öfke polise ve hükümete yönelebilir. 1986'da Malik Oussekine olayında da aynen böyle olmuştu. Bu olay, üniversiteye giriş için seçme sistemini öngören Devaquet reformuna karşı yapılan protestolar sırasında polis tarafından öldürülen 22 yaşındaki öğrencinin adını almıştır. Onun ölümünden iki gün sonra reform geri çekildi.Fransa'da  Öğrenci İsyan Ediyor

 

Boyun Eğmeyen Fransa ve Ulusal Birlik, Toplumsal Hareketle Karşı Karşıya

Lise öğrencilerinin harekete geçmesi, her durumda tüm siyasi sınıfı şaşırttı ve şimdiye kadar bu konuda pek bir şey söylememiş olan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasının gündemine gençlerin yaşadığı tedirginliği yeniden taşıdı.

Sunacak gerçek bir yanıt bulamayan Ulusal Birlik  (RN, Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı parti),  geleneksel sağ ve Macroncu blok, hareketin ivmesini kaybedeceğine ve hızla başka bir konuya geçeceğine inanıyor.  Marine Le Pen ayrıca, kırsal kesimdeki "unutulmuş Fransa" ile karşılaştırıldığında, banliyölere ve dolayısıyla orada yaşayan göçmen kökenli insanlara ayrılan aşırı kaynakları eleştirme fırsatını da kullandı.

LFI için bu toplumsal hareketin ortaya çıkışı, Parcoursup'un kaldırılması ve ulusal eğitime ayrılan kaynakların artırılması gibi programının bazı noktalarını sergilemek için bir olanaktır.

Ancak rakamlar bu iddiayı çürütüyor; Seine-Saint-Denis'te öğrenci başına ortalama %30 oranında düşük yatırım yapıldığını gösteriyor, üstelik devlet kırsal kesimi de ihmal ediliyor.

Eğer hareket yayılır ve tavizler kazanırsa, Jean-Luc Mélenchon bunu bir kampanya argümanına dönüştürerek savunduğu topyekûn seferberlik stratejisinin sonuç verdiğini iddia edebilecek. Başkan adayı ayrıca bu desteğin gençleri kendisine oy vermeye ikna edeceğini umuyor. Özellikle gençler arasında popüler olan Mélenchon, bu yaş grubunun seçimlere düşük katılımının bedelini ödüyor.

Öte yandan, hareket yozlaşır ve şiddetin egemenliğine girerse, LFI sorumlu tutulma riskiyle karşı karşıya kalır.

Bu toplumsal hareket, muhtemelen 17 Ekim'de artan fiyatları protesto etmek için sarı yelekliler hareketinin yeniden canlandırılması çağrısıyla da birleşecek olsa da, her durumda Fransa'da belirleyici bir seçimin arifesinde genel atmosferin bir göstergesidir. Gerilim her yerde ve Macronculuk, olayların gölgesinde kalmakta ve vatandaşlar tarafından giderek daha fazla reddedilmektedir.

Toplumsal mücadeleler üzerine inşa etmeyi amaçlayan Boyun Eğmeyen Fransa’nın egemen olduğu sol kanat ile ülkeye "düzen" getirmek için askeri önerileri çoğaltan ancak öfkenin toplumsal kökenlerine gerçek bir çözüm sunmayan Ulusal Birlik’in egemen olduğu radikal sağ blok arasında çok güçlü bir kutuplaşma yaşanıyor.

 

https://www.rosalux.de/en/news/id/55298/frances-students-in-revolt

 

 

 

Çeviri nezih kazankaya

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış