OVP'de Büyüme Aşağı Çekildi: “Fatura Yine Emekçiye Çıktı”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ı açıklıyor. Yılmaz, Orta Vadeli Program'a (OVP) ilişkin sunumunda küresel ekonomide artan belirsizliklere, savaşların ve jeopolitik gerilimlerin ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Yılmaz, küresel büyüme tahmininin yüzde 3,1'den yüzde 3'e, Avro Bölgesi büyüme tahmininin yüzde 1,2'den yüzde 0,9'a, MENA Bölgesi büyüme tahmininin ise yüzde 3,5'ten yüzde -0,5'e çekildiğini açıkladı. Türkiye'nin 2026 büyüme tahmini de yüzde 3,8'den yüzde 3,3'e indirildi.
Yılmaz, 2027'de ise büyümede toparlanma beklendiğini belirtti.
Enflasyon Düşüyor, Fiyatlar Hâlâ Yüksek
Yılmaz, 2024 Mayıs'ında yüzde 75,5 olan enflasyonun uygulanan politikalarla gerilediğini, Ağustos 2026'da yüzde 31,5 seviyesinde bulunan enflasyonun yıl sonunda yüzde 28,4'e düşmesinin beklendiğini söyledi. Savaşın enflasyona etkisinin ise yaklaşık 7 puan olduğu ifade edildi.
Ancak emekçiler açısından enflasyonun gerilemesinden çok alım gücünün ne durumda olduğu önem taşıyor. Enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi anlamına gelmezken, yüksek kira, gıda, enerji ve ulaşım maliyetleri ücretlilerin bütçesindeki baskıyı sürdürüyor.
İşçi Ücretleri Hayat Pahalılığı Karşısında Sürekli Eriyor
Yılmaz, KKM'den çıkış sürecinin tamamlandığını, rezervlerdeki artışın ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığını güçlendirdiğini ve Türkiye'nin risk priminin 700'lü seviyelerden 217'ye gerilediğini belirtti.
Ekonomik göstergelerdeki iyileşmeye karşın emekçiler açısından temel soru değişmedi: Ücretler hayat pahalılığı karşısında ne kadar korunacak?
İşçi sınıfı açısından OVP'nin başarısı yalnızca büyüme, rezerv ve risk primi rakamlarıyla değil; ücretlerin satın alma gücü, istihdam ve gelir dağılımındaki adaletle ölçülecek.
“Ekonomik istikrar” söyleminin emekçilerin yaşamına yansıyabilmesi için, küresel krizlerin ve savaşların maliyetinin ücretlilerin üzerine bırakılmaması gerekiyor.
Orta Vadeli Program, yalnızca büyüme, enflasyon, rezerv veya risk primi rakamlarından ibaret değildir. Bir ekonomi programının başarısı, o ülkede yaşayan milyonlarca insanın hayatına nasıl yansıdığıyla ölçülmelidir.
Bugün burada açıklanan rakamların arkasında milyonlarca emekçinin ücretleri, satın alma gücü, kira yükü, gıda harcamaları ve geleceğe ilişkin kaygıları bulunmaktadır.
Ekonomik krizlerin ve küresel belirsizliklerin maliyetini sürekli olarak ücretlilerin, emeklilerin ve dar gelirli yurttaşların taşıması kabul edilemez.
Enflasyonun Gerçek Yüzü
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2024 yılı Mayıs ayında yüzde 75,5 seviyesine ulaşan enflasyonun bugün belirgin biçimde gerilediğini ifade etmektedir.
2026 Ağustos ayında enflasyonun yüzde 31,5 olduğu ve yıl sonunda yüzde 28,4'e gerilemesinin beklendiği belirtilmektedir.
Ancak burada da yalnızca yıllık enflasyon oranına bakmak yeterli değildir.
Çünkü işçi açısından mesele şudur:
Markette fiyatlar ne kadar arttı? Kiralar ne kadar arttı? Elektrik, doğalgaz, ulaşım ve eğitim giderleri ne kadar arttı?
Bir emekçinin maaşı yüzde 14 artarken temel tüketim harcamaları çok daha hızlı yükseliyorsa, kâğıt üzerinde ücret artışı gerçekleşmiş olabilir; fakat gerçek hayatta işçinin satın alma gücü düşmektedir.
Üstelik yüksek enflasyon döneminde geçmişte yaşanan fiyat artışlarının yarattığı kayıplar da ortadan kalkmamaktadır.
Dolayısıyla enflasyonun yüzde 75'ten yüzde 30'lara gerilemesi, fiyatların artış hızının düşmesi, fiyatların geri gelmesi anlamına gelmemektedir.
İşçinin cebinden çıkan para hâlâ çok yüksektir.
Savaşın Faturası Emekçiye Çıkmamalı
Savaşın enflasyon üzerindeki etkisinin yaklaşık 7 puan olduğu ifade edilmektedir.
Jeopolitik risklerin enerji, gıda ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğu açıktır.
Ancak savaşın maliyeti varsa, bunun bedelini kim ödeyecek?
Ücretinden başka geliri olmayan işçi mi?
Emekli mi?
Asgari ücretli mi?
Yoksa ekonomik kriz dönemlerinde dahi servetini artırabilen kesimler mi?
Bizim itirazımız tam da buradadır.
Savaşın ve küresel ekonomik krizin faturası emekçilere çıkarılamaz.
Büyüme Kimin İçin?
Finansal büyüme; yalnızca sermayenin, finansal piyasaların veya belirli sektörlerin büyümesi olarak görülüyor.
İstihdam yaratan, ücretleri artıran, işçinin milli gelirden aldığı payı yükselten, sosyal devlet mekanizmalarını güçlendiren ve gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltan bir büyüme göremiyoruz.
Çünkü ekonomi büyürken işsizlik artıyorsa,
ekonomi büyürken çalışanların borçluluğu yükseliyorsa,
ekonomi büyürken emeklinin alım gücü düşüyorsa,
ekonomi büyürken asgari ücret toplumun genel ücret seviyesine dönüşüyorsa,
o zaman bu büyümenin kim için gerçekleştiğini sormak gerekir.
Yorumlar (0)