Almanya’da Irkçı Partinin Yükselişi Ve Sol- Sosyalistler
Saksonya-Anhalt’ta sandıktan yükselen sonuç, yalnızca bir eyalet seçiminin özeti değildir. Yaklaşık yüzde kırk beşlik oy oranıyla seçimi göğüsleyen ırkçı AFD Partisi, neredeyse seçmenin yarısının rızasını alarak sahneye çıkması, sistemin derin bir kırılma noktasında olduğunu haykırıyor. Yoksul, işsiz, emekçilerin yoğun yaşadığı topraklarda, umudunu yitirmiş kitlelerin yöneldiği bu radikal söylemli güç, faşizmin seçim sandığı üzerinden meşruiyet arayışının en somut ifadesidir.
Bu tablo tesadüf değildir. Yıllardır merkez ve merkez-yanı siyasetin vaat ettiği “düzeltme”, “reform” ve “yönetilebilir kriz” söylemi, emekçilerin ve göçmenlerin gündelik gerçekliğini değiştirememiştir. İşsizlik, güvencesizlik, konut krizi, ücretlerin erimesi ve toplumsal dışlanma birikerek bir öfkeye dönüşmüştür. Kapitalist sistemin kendi iç çelişkileri, “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” gerçeğini bir kez daha acımasızca hatırlatmaktadır. Sınıfsal uçurum derinleştikçe, düzenin sunduğu sahte alternatifler tükenmekte, boşalan alan ise yalanlarla süslenmiş radikal görünümlü güçler tarafından doldurulmaktadır.

Reel Politiğin İflası mı?
Sol ve sosyalist partilerin bu süreçteki sorumluluğu büyüktür. Reformcu bile sayılamayacak merkezi söylemleri, sistemin sınırları içinde kalmayı “gerçekçilik” diye pazarlamaları, emekçilerin ve göçmenlerin güvenini eritmiştir. Kapitalizmin “restore edilebileceği” yanılsaması, sistemin kokuşmuşluğunu gizlemeye yetmemektedir. “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir” sözü, bugün her zamankinden daha yakıcı bir çağrı olarak duruyor. Yorumlamakla yetinen, düzenin içinde kalmayı tercih eden bir siyaset, dönüşüm iddiasını çoktan yitirmiştir.
Emekçiler ve göçmenler, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmadığını derinden hissettikleri bir anda, sahici bir çıkış aramaktadır. Bu arayış, sahte radikalliklere yöneldiğinde sonuç felakettir. Çünkü sistem, kendi mezar kazıcılarını yaratırken aynı zamanda onları kendi yıkımına alet edebilecek yanılsamalar da üretir. Gerçek bir alternatif, yalnızca daha radikal bir özgürlük ve eşitlik talebiyle, buna uygun pratiklerle mümkün olur. Toplumsal adalet terazisinin emekten ve eşitlikten yana bu denli bozulduğu bir çağda, ılımlı söylemler yetmez. Sistemin temellerini sorgulamayan, onu “daha insani” hale getirme iddiasıyla yetinen her yaklaşım, nihayetinde faşizmin yükselişine zemin hazırlar.
Saksonya-Anhalt’taki sonuç bir uyarıdır. Uyarı, yalnızca sağın yükselişine değil, solun ve sosyalist hareketin kendi yetersizliğine de yöneliktir. Toplumu dönüştürmek için sahici, devrimci bir strateji geliştirmekten başka yol yoktur. Çünkü kapitalist sistem, restore edilemeyecek kadar çürümüştür. Bu çürümenin karşısına, ancak emeğin, eşitliğin ve özgürlüğün radikalliğiyle çıkılabilir. Aksi halde, sandıkta üretilen rıza, faşizmin şafağını daha da aydınlatacaktır.
Yorumlar (0)