Akademinin Özerkliğine İndirilen Son Darbe
Bilgi Üniversitesi’nin uzun yıllardır sürdürdüğü yükseköğretim faaliyetlerinin tek bir kişinin birkaç kelimelik bir kararıyla durdurulması, yalnızca bir kurumun kapısına kilit vurulması demek değildir. Bu karar, üniversitelerin toplumun hafızası, bilgisi, eleştirel düşüncesi ve geleceğini üreten alanlar olduğu gerçeğini hiçe sayan, derin bir darbedir. Üniversiteler; sadece binalardan, tabelalardan veya dersliklerden ibaret değildir. Onlar, birlikte düşünen, üreten, tartışan ve dayanışan insanların toplamıdır. Bu yüzden bilgi üretimini, öğrencilerin hayallerini, emekçilerin yıllarını ve bir kampüsün belleğini tek bir imzayla ortadan kaldırabileceğini sananlar, büyük bir yanılgı içindedir.
Üniversiteler tarih boyunca toplumların en kritik düşünce merkezleri olmuştur. Kampüslerde yalnızca ders verilmez; öğrenciler yaşam kurar, akademisyenler bilgi üretir, idari çalışanlar görünmeyen emeği omuzlar, işçiler hayatı döndürür ve kampüs hayvanları bile o yaşamın sessiz parçası olur. Bütün bunlar birkaç satırlık bir kararla yok sayılınca, üniversiteyi yaşayan bir kamusal alan değil, masa başında açılıp kapatılan bir şirket gibi görmekten başka bir şey yapılmamış olur. Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması, tam da bu zihniyetin ürünüdür.
Akademik özerklik, çağdaş üniversitelerin temel taşıdır. Bu özerklik, iktidarların günübirlik siyasi hesaplarından bağımsız olarak bilim yapılabilmesinin, eleştirel düşüncenin korunmasının güvencesidir. Ne yazık ki Türkiye’de son yıllarda üniversitelerin özerkliği adım adım aşındırılmıştır. Atamalarda liyakat yerine sadakat ön plana çıkarılmış, rektörlük seçimleri fiilen ortadan kaldırılmış, eleştirel sesler üniversitelerden uzaklaştırılmıştır. Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması ise bu sürecin doruk noktalarından biridir. Artık tek bir kararnameyle, onlarca yıllık emek, binlerce mezun ve yüzlerce akademisyenin birikimi hiçe sayılabilmektedir.
Bu tür müdahalelerin en vahim sonucu, gençlerin geleceğine indirilen darbedir. Üniversite, sadece diploma alınan yer değil; eleştirel akıl, özgüven ve toplumsal sorumluluk bilincinin geliştiği yerdir. Bir kampüsün yok edilmesi, o kampüste umut besleyen, gece gündüz çalışan, tartışan, üreten gençlere “Burada sizin yeriniz yok” mesajı vermektedir. Bu mesajın yarattığı güvensizlik ve umutsuzluk, toplumun uzun vadeli entelektüel kapasitesini zayıflatır.
Üniversiteler kamusal alandır. Devletin gözetimi altında olsa bile, mülkiyet ilişkileriyle sınırlanamayacak bir kamusallıkları vardır. Bir üniversiteyi sıradan bir ticari işletme gibi kapatmak, o üniversitenin paydaşlarının —öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların, çalışanların— haklarını yok saymaktır.
Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması, aynı zamanda bir hafıza katliamıdır. O kampüste okuyan, çalışan, aşık olan, tartışan, başarısızlıkla yüzleşen ve yeniden ayağa kalkan binlerce insanın anıları, o binaların içinde kalmıştır. Kampüsler, yalnızca eğitim yapılan yerler değil; aynı zamanda aidiyet duygusunun, dostlukların ve kolektif hafızanın mekânlarıdır. Bir kampüsü kapatmak, bu hafızayı da yok etme girişimidir.
Bugün akademi, ciddi bir varoluş mücadelesi vermektedir. Akademisyenler güvencesiz çalışma koşulları, mobbing ve siyasi baskı altında çalışmaktadır. Öğrenciler ise geleceksizlik korkusuyla boğuşmaktadır. Bu koşullarda Bilgi Üniversitesi gibi kurumların kapatılması, “Artık hiçbir şey güvenli değil” mesajını pekiştirmektedir.
Oysa üniversiteler, bir toplumun geleceğidir. Onları korumak, yalnızca akademisyenlerin veya öğrencilerin değil, tüm toplumun görevidir. Akademik özerklik, demokrasinin ve özgür düşüncenin temel koşullarından biridir. Bu özerkliği savunan her ses, yarınlarımızın daha aydınlık olması için atılmış bir adımdır.
Sonuç olarak, Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması sadece bir üniversite meselesi değildir. Bu, Türkiye’de düşünce özgürlüğünün, bilimsel üretimin ve akademik onurun geleceğine yönelik açık bir tehdittir. Akademik özerklik için mücadele etmek, yalnızca üniversiteleri değil, ülkenin yarınlarını savunmak demektir. Bu mücadele, susanların değil, konuşanların, sorgulayanların ve direnenlerin omuzlarındadır.
Yorumlar (0)