Geçenlerde sosyal medyada gezinirken bir video düştü önüme. Amerikalı bir yorumcu/komedyen şöyle diyordu -Venezuela’ya yönelik ABD saldırısının hemen ardından-, ‘ağız tadıyla bir komplo teorisi de üretemeyeceğiz artık…’ Öyle ya bir süre öncesine kadar bu tür saldırılar çeşitli insani(!)gerekçelerle izah edilirdi. Niyetin halisane olduğu, amacın insanlığın başındaki bir kötülüğü defetmek olduğu, yani özgürlük, insan hakları temelinde davranıldığı …vb söylenirdi. Sömürgeciler bile ‘medeniyet’ götürmek’ten söz ederdi arsızca. Hemen ardından da yorumcular asıl nedenler üzerine fikirler geliştirirler, komplo teorisyenleri de spekülatif fikirler derinliğinde gerçek(!) nedenleri furya halinde ifşa ederlerdi. Göründüğü kadarıyla ‘gerçek neden’ kazıcıları işsiz kalacak, Trump’ın açık sözlülüğünden sonra.
Siz aylar öncesinden egemen bir ülkenin karasularına savaş gemileri yığacaksınız, sonra o ülkenin stratejik merkezlerini bombalayıp devlet başkanını ve karısını kaçıracaksınız ve sözde bir mahkemede yargılayacaksınız. Başlangıçta bütün aksi bilgi ve iddialara rağmen ‘uyuşturucu’ kaçakçılığına karşı mücadeleden dem vuracaksınız. Evrensel hukuk normlarına ve BM sözleşmelerine tamamen aykırı darbe girişiminizi bu gerekçeyle kamufle etmeye çalışacaksınız. Neyse ki gösterilen uydurma gerekçe daha başlangıçta çöktü. Komplo teorisyenlerinin de hevesleri kursaklarında kaldı… Trump sahne aldı; ‘petrolümüzü çaldılar, bundan sonra ABD petrol şirketleri yönetecek Venezuela petrollerini’ deyiverdi. Yeni yönetimi de uyarmayı ihmal etmeden, ‘uyumlu olmazsanız başınıza daha kötü şeyler gelecek’ tehditlerini fütursuzca savurarak. Bir gazetecinin safiyane ‘peki Venezuela’daki insan hakları ihlalleri, hapishanelerdeki düşünce suçlularını konu ettiniz mi, bu konular gündeminizde mi?’ şeklindeki sorusuna ne cevap verdi dersiniz; ‘daha oralara gelmedik’. 15 bin asker, onlarca irili ufaklı savaş gemileri eşliğinde düzenlenen operasyon(!)dan sonra İran, Kolombiya, Küba gibi ülkeleri de açıkça tehdit etmekten geri kalmadı. Hasılı ABD emperyalizmi eşik atladı.

O kadar net bir açık sözlülük ki gözleriniz faltaşı gibi açık, kulaklarınıza inanamadan dinlemek durumundasınız. Yetinmiyor Trump, ‘Avrupalı dostlarımızı uyarıyoruz Grönland’ın madenleri stratejik konumu bizim için çok önemli. İtiraz etmeniz faydasız, öyle ya da böyle orası bizim denetimimizde olacak.’ Bir Nato ülkesinin topraklarında hak iddia ederek diğer Nato üyesi Avrupalı ülkeleri de tehdit ederek zorbalık diline eşik atlatıyor. Kanada’yı ABD eyaleti yapma arzusunu dile getirdiği konuşmalarını da henüz unutmadık.
Aslında bu dünyanın iyi insanları olarak Trump’a şükran borçluyuz. Emperyalist saldırganlığa dayanan dünyanın verili sisteminin önündeki incir yaprağını çekip aldı. Kör gözlere, sağır kulaklara nazire yaparcasına. ‘Biz aslında buyuz’ deyiverdi. Bir kısmımızın zaten bildiği, gördüğü gerçekliği alenen ifşa ederek. Göçmenlere karşı tutumu son derece net. Göçmenlere karşı kurduğu polis birlikleri Amerikalıları öldürmekten çekinmiyor, Trump tarafından açıkça onaylanarak.
Trump aslında emperyalist bir süper makinenin başındaki bir emlakçı olarak bölgesini ‘işaretliyor’, savana’daki vahşi denilen yırtıcılar gibi. ‘Amerika’yı büyük/harika yapmak’ mottosu çerçevesinde. Dünyanın batı yarım küresi üzerinde sınırsız bir hak iddiası çerçevesinde, rakibi Çin’in sessiz yayılımı karşısında. Çin’in Şanghay İşbirliği Örgütü yanında ‘Küresel Yönetişim Dostları Grubu’-küçük ve orta ölçekli az gelişmiş, geri kalmış ülkelerle ülkelerle yaptığı anlaşmalar- örgütü oluşturma çabaları karşısında.
Yorumcular da farklı görüşlerle bölünmüş durumdalar. Bazı yorumcular ‘artık operasyonlar çağına’ geçtik Trump’ın açtığı yoldan diyor. ‘Aslında Trump yaptığı yapacağı küçüklü/büyüklü operasyonlarla rakiplerine de örnek oluyor. Onlara kendi yöntemini dayatarak.’ ‘Büyük savaşa gerek yok, hegemonya alanlarındaki rekabeti, kendimiz için işaretlediğimiz bölgelerdeki operasyonlarla yapalım’ der gibidir. Halen devam eden bölgesel savaşların yanına, kimi devletlere açık operasyonlar da eklenebilir mi, ne dersiniz? Hadi atış serbest; Çin de Tayvan cumhur başkanını yatağından kaldırıp Çin'e kaçıramaz mı? O kolay değil mi, diyorsunuz. Haklı olabilirsiniz.
Kimi yorumcular da Venezuela’ya yönelik darbenin 3. Dünya savaşı ihtimalini artırdığını bu pervasızlığın büyük savaşa dönük süreci hızlandırdığını vurguluyor. Yaşayıp göreceğiz.
Sonuçta belli ki hakimiyet mücadelesi çerçevesindeki gelişmeler büyük bir hız kazanmış durumda. Aynı zamanda yeni bir yönteme bürünerek. Bir çeşit ‘ben yaptım oldu’ çağı. ‘Yapabiliyorsanız ne duruyorsunuz, ben yapıyorum oluyor bakın’. ‘Gücüm var, yapıyorum, haklıyım’ dönemi başladı. Belirsizlik ve kaos yakın geleceğin belirleyeni olacak gibi.
Eskiden bazı devletleri örnek gösterip ‘şirket gibi’ yönetiliyor denirdi. Şimdi ise ABD’ye bakıp mafyatik bir çete gibi yönetiliyor, diyebiliriz.
Umut mu dediniz; umut ezilen, sömürülen dünya halklarının ayağa kalkıp, kaderlerini ellerine almaları. Ve enternasyonal dayanışma.
Yorumlar (0)