Ya Halkların Dayanışması, Ya Emperyalizmin Keskin Kılıcı

HTŞ’nin iktidara gelişinden hemen sonra, vahşet dolu bir süreç başladı. Önce Dürzilere, ardından Alevi bölgelerine yönelik saldırılar, katliam senaryolarını devreye soktu. Bu saldırılar, HTŞ’nin selefi ideolojisinin bir yansıması: Farklı mezheplere karşı hoşgörüsüzlük ve şiddet. 2024 sonlarında Aleppo’yu ele geçirdikten sonra, bu saldırılar yoğunlaştı; raporlara göre, azınlık gruplarına yönelik baskılar artarak devam etti. Aynı süreçte, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çeşitli anlaşmalar yapılmaya çalışıldı. Mart ayında imzalanan anlaşma, dış müdahalelerle engellendi; sonraki palyatif anlaşmalar ise suya yazılmış yazılar gibi silinip gitti. Bu anlaşma görünümlü oyalama döneminde, SDG’nin bileşeni Arap aşiretleri saf değiştirmeye ikna edildi. Zayıflayan SDG’nin kontrol ettiği coğrafyaya saldırılar başladı. Özellikle Kobani gibi stratejik şehirler kuşatma altına alındı.

Ya Halkların Dayanışması, Ya Emperyalizmin Keskin Kılıcı

Suriye Savaşında En Çok Çocuklar Ölüyor 

Ortadoğu’nun karmaşık coğrafyasında, emperyalist güçlerin gölgesi altında şekillenen olaylar, halkların kaderini belirleyen bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Suriye, bu oyunun en kanlı sahnelerinden biri. Esad rejiminin ani çöküşü sonrası, bir oldu bittiyle iktidara taşınan Hay’at Tahrir al-Sham (HTŞ), bölgenin yeni aktörü olarak sahneye çıktı. İlk günden itibaren, suni cihatçı olmayan unsurları ve halk inisiyatiflerini devre dışı bırakarak geçici hükümet ilan eden bu yapı, Suriye’nin geleceğini belirsiz bir karanlığa sürüklüyor. Peki, HTŞ kimdir? Bu sorunun cevabı, bölgenin emperyalist müdahalelerle dolu tarihine uzanıyor.

HTŞ’nin ana gövdesi, Suriye El Kaidesi olarak bilinen El-Nusra Cephesi’nden oluşuyor. 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı sırasında, El-Kaide’nin Suriye kolu olarak ortaya çıkan El-Nusra, radikal İslamcı ideolojisiyle dikkat çekti. Zamanla, IŞİD’den (Irak Şam İslam Devleti) Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) uzanan geniş bir çeteci yelpazeyi bünyesine kattı. Bu yelpaze, ideolojik olarak heterojen olsa da, ortak paydası şiddet ve güç odaklı bir hakimiyet arayışı. HTŞ, 2017’de resmi olarak kurulduğunda, El-Nusra’nın yeniden markalanmış haliydi; El-Kaide bağlarını resmi olarak kopardığını iddia etse de, kökleri aynı radikalizmde yatıyor.  Uluslararası koalisyonun bir dönem mücadele ettiği IŞİD zihniyetiyle paralel, hatta zaman zaman işbirliği yapan bu yapı, şimdi emperyalist güçlerin onayıyla iktidar koltuğuna oturdu. ABD, Türkiye ve diğer aktörlerin sessiz onayı, HTŞ’nin Idlib’den başlayarak kuzeybatı Suriye’yi kontrol etmesini sağladı.

Ortadoğu’da emperyalist güçlerin cihatçı yapıları desteklemesi, yeni bir fenomen değil. Soğuk Savaş döneminden beri, komünizmle mücadele stratejisinin parçası olarak geliştirilen “yeşil kuşak” politikası, bu tür örgütleri doğurdu. El Kaide, Taliban ve FETÖ gibi yapılar, bu stratejinin meyveleri. ABD’nin Afganistan’da mücahitleri Sovyetlere karşı silahlandırması, ardından bu grupların küresel tehdit haline gelmesi, tarihin ironik bir tekrarı. Suriye’de HTŞ’nin yükselişi, bu oyunun yeni bir perdesi. Küresel emperyalist güçler, Esad sonrası dönemde istikrarsızlığı sürdürmek için HTŞ’yi araç haline getirdi. Bu, sadece bir iktidar değişikliği değil; bölgenin etnik ve mezhepsel fay hatlarını derinleştiren bir manevra.

HTŞ’nin iktidara gelişinden hemen sonra, vahşet dolu bir süreç başladı. Önce Dürzilere, ardından Alevi bölgelerine yönelik saldırılar, katliam senaryolarını devreye soktu. Bu saldırılar, HTŞ’nin selefi ideolojisinin bir yansıması: Farklı mezheplere karşı hoşgörüsüzlük ve şiddet. 2024 sonlarında Aleppo’yu ele geçirdikten sonra, bu saldırılar yoğunlaştı; raporlara göre, azınlık gruplarına yönelik baskılar artarak devam etti.  Aynı süreçte, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çeşitli anlaşmalar yapılmaya çalışıldı. Mart ayında imzalanan anlaşma, dış müdahalelerle engellendi; sonraki palyatif anlaşmalar ise suya yazılmış yazılar gibi silinip gitti. Bu anlaşma görünümlü oyalama döneminde, SDG’nin bileşeni Arap aşiretleri saf değiştirmeye ikna edildi. Zayıflayan SDG’nin kontrol ettiği coğrafyaya saldırılar başladı. Özellikle Kobani gibi stratejik şehirler kuşatma altına alındı.

Dün Gazze, Bugün Kobani’de Çocuklar Katlediliyor

Kobani kuşatması, Suriye’nin yeni distopyasının simgesi. Kısa vadede çocuklar ve dezavantajlı gruplar, uzun vadede tüm sivil halk katliam riskiyle karşı karşıya. Emperyalist saldırılar sonucu Gazze’de ölen çocuklar için ayağa kalkan halklar, şimdi Suriye’de benzer bir trajediye tanık oluyor. Kobani’den gelen haberler yürek burkucu: İnsani beslenme ve yaşama koşulları ortadan kalktığı için, çocuk ölümleri peş peşe geliyor. Bu, sadece bir askeri çatışma değil; emperyalizmin keskin kılıcının halkların boğazına dayandığı bir an.

Peki, bu karanlık tablo karşısında ne yapılmalı? Cevap, halkların dayanışmasında yatıyor. Emperyalizmin oyunlarını bozmak için, Suriye’nin farklı etnik ve mezhepsel grupları – Kürtler, Araplar, Dürziler, Aleviler – Gayri Müslümanlar  bir araya gelerek demokratik Suriye’nin gerçek çoğulculuğunu oluşturmalıdır. HTŞ’nin radikalizmine karşı bir alternatif sunmalıdır. Uluslararası toplumun sessizliği, bu dayanışmayı zorunlu kılıyor. Tarih, halkların birleştiği anlarda emperyalizmin yenildiğini gösteriyor: Vietnam’dan Küba’ya, direniş hikayeleri ilham verici.

Emperyalizmin keskin kılıcı, halkları bölerek güçlenir. HTŞ gibi yapılar, bu kılıcın ucu olur. Ancak, halkların dayanışması bu kılıcı körletebilir. Suriye’de yeni bir sayfa açmak için, cihatçı ideolojilere karşı seküler, demokratik bir cephe şart. Gazze’nin yaraları hala kanarken, Kobani’nin çığlığı duyulmalı. Ya halkların kardeşliğiyle aydınlık bir gelecek, ya emperyalizmin karanlığında sonsuz bir döngü. Seçim, halkların kendi elindedir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış