Ümit ile Yetinmeyen Şair
A.Kadir, asıl adıyla İbrahim Abdülkadir Meriçboyu, 16 Temmuz 1917’de İstanbul’un Eyüp ilçesinde doğdu ve 1 Mart 1985’te yine İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. 1940 Kuşağı’nın önde gelen toplumcu gerçekçi şairlerinden biri olarak Türk edebiyatına damga vuran Kadir, Nâzım Hikmet’in izinden yürüyerek şiirlerinde yoksul halkın acılarını, savaş karşıtlığını, sürgün çilesini, özgürlük özlemini ve umudu işledi. Askeri lise ve harp okulu eğitimi görmesine rağmen sol görüşleri nedeniyle 1938’de Nâzım Hikmet’le birlikte tutuklandı, on ay hapis yattı. Serbest kaldıktan sonra er olarak askerliğini tamamladı, 1941’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. İlk şiir kitabı Tebliğ (1943) savaş karşıtlığı ve halk gerçekçiliği nedeniyle yasaklandı, kitap toplatıldı. Kadir de Muğla, Balıkesir, Konya, Kırşehir ve Adana’ya sürgüne gönderildi. Bu zor yıllar onun şiir dünyasını derinden etkiledi. 1947’de İstanbul’a döndü, bisküvi fabrikasında işçilik, yayınevlerinde düzeltmenlik ve çevirmenlik yaptı. 1965’ten sonra kitaplarını kendi yayımladı. Çeviri alanındaki başarıları da dikkat çekicidir; Abdülbaki Gölpınarlı ile Bugünün Diliyle Mevlâna (1955), Azra Erhat’la İlyada (1958) ve Odysseia (1970) çevirileriyle tanındı. Bugünün Diliyle Hayyam (1964) ve Bugünün Diliyle Tevfik Fikret (1967) gibi sadeleştirmeleri, Brecht ve Paul Eluard çevirileriyle dünya şiirini Türkçeye kazandırdı. Şiikitapları arasında Hoş Geldin Halil İbrahim (1959), Dört Pencere (1962) ve toplu şiirleri Mutlu Olmak Varken (1968) öne çıkar.
Kadir’in şiiri, toplumsal gerçekliği yalın, içten ve devrimci bir dille anlatır. Sürgün yılları, hapis acısı ve halkla iç içe yaşadığı günler, şiirlerinde hasret, çile ve umut temalarını besler. Özellikle “Seni Arıyorum” şiiri, sürgün döneminin otobiyografik bir yansımasıdır:
Seni ArıyorumHasretim sanaTam üç koca kış geçti aradan,koskocaman üç asır.Önce Aydın, Muğla, Balıkesir.Önce bizim yiyemediğimiz bal gibi üzüm, incir.Önce bizim yemeğimize girmeyen bal gibi zeytinyağı.Sonra gene bir sıra dağ.Sonra Konya ovası, Adana.Sonra hiçbir vakit gülmemiş olan Orta Anadolu toprağı.Bilmem, tanır mısın yanında olsam,Taş gibi sertleşti yüzüm,Bıyıklarım uzadı.Hasretim sana.Ilık bir su,Bir demet gülVe bir lambanın ışığını arar gibi arıyorum seni.Bazen yüreğim kabarıyor,Sanki yüzünü bir daha hiç görmeyecekmişim.Bir anda dünyadan çekilip,Bir anda yoksun kalmak düşünmekten,Geldiği yollardan insanınBir daha geçememesi.Elim hiç dokunamaması eline.Taze yaprak kokusu dolar genzime birdenbire.Bakarım birdenbire karşımda başaklar insan boyu.Ayağımın altında toprak boyanır çağla rengine.Birdenbire çıkıyorum yalnızlıktan,Giriyorum birdenbire beraberliğe.
Bu şiirde sürgün yerlerinin (Aydın, Muğla, Balıkesir, Konya, Adana) tek tek sayılması, hasretin somutlaşmasıdır. Şair, sevgiliye (veya özgürlüğe, hayata) duyduğu özlemi “ılık bir su, bir demet gül” gibi gündelik imgelerle anlatır. Sürgün, onu “taş gibi sertleştirmiş” olsa da, umutla biten bir “beraberliğe” kavuşma hayaliyle sona erer. Kadir’in toplumcu gerçekçiliği burada belirgindir: Bireysel acı, kolektif bir direnişe dönüşür.
Şarkı Dinlemek Değil, Şarkı Söylemek İstiyorum
Şairin umut ve mücadele dolu yanı, “Çiçekleri Umudumuzun”da doruğa çıkar. Çocukları “umudun çiçekleri” olarak gören bu şiir, devrimci bir çağrıdır:
Çiçekleri UmudumuzunÇok olun, çocuklar, çok olun,yüzlerce olun, binlerce olun, on binlerce.Daha çok olun, daha çok olun,yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.Bu dünya ne tek tek yaşamakta,bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,bu dünya ne parada, ne pulda,ne kalleşlikte, ne zulümde.Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.Çok olun, çocuklar, çok olun,el ele verin, çocuklar, el ele,yaşayın dünyayı doya doya,açın kapıları, camları güneşe,ne yeise kapılın, ne korkuya,çok olun, çocuklar, çok olun,el ele verin, çocuklar, el ele.Mutlu olmak varken bu dünyada,geceler geldi dayandı kapımıza,olduk acımızla sarmaş dolaş,bekledik düşümüzle koyun koyuna.Çok olun, çocuklar, çok olun,yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,el ele verin, çocuklar, el ele,bütün gündüzler sizin olsun,yaşayın dünyayı doya doya.Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.
Burada Kadir, bireysel mutluluğu reddeder; dünya “aşkın içinde, alın terinde”dir. Çocuklara “el ele” çağrısı, toplumsal dayanışmayı simgeler. Sürgün ve çile dolu hayatı, onu karamsarlığa değil, geleceğe umutla bakmaya iter.
Aşk ve özgürlük temalarını ise “Açılır Kapılar”da ustaca birleştirir:
Açılır KapılarAlır seni korum damla damlasuyuma, ekmeğime, aşıma,kaygıma, sevincime, acıma,umuduma, sabrıma, gücümeAlır seni bölerim parça parça,dağıtırım topraklara, denizlere, geceye,Açılır her sabah kapılar gözlerinde,girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye
Bu kısa ama yoğun şiir, sevgiliyi varoluşun her zerresine katar; kapılar her sabah “gözlerinde” açılır. Toplumcu şair, kişisel sevgiyi doğayla, umutla bütünleştirir.
A.Kadir, sadece şiir yazmadı; 1938 Harb Okulu Olayı ve Nâzım Hikmet (1966) gibi tanıklık kitaplarıyla da dönemin karanlığını aydınlattı. Çevirileriyle dünya edebiyatını Türkçeye taşıdı, ödüller aldı (TDK Çeviri Ödülü, 1961; Yazko Çeviri Ödülü, 1983). Şiirleri yalın dili, imgeleri ve devrimci ruhuyla hâlâ okunuyor.
O, “mutlu olmak varken” bu dünyada çileyi göğüsleyen, umudu çoğaltan bir şairdi. Şiirleri bugün de kapıları açıyor: Özgürlüğe, sevgiye, yarına…
Metin Özülkü'nün 1983 yılında yayınladığı "Şarkılarla A.Kadir" albümünü dinlemek için TIKLAYINIZ!..
Yorumlar (0)