Birileri Servet, İşçi Çocukları Keder Biriktiriyor
Patronlar sermayesini büyüterek servetlerine servet katıyor.
Maden işçileri ise evlerine ekmek götürebilmek için yerin yüzlerce metre altında ölüyor.
Sermayenin çarkları dönmeye devam ediyor; ama o çarkların arasında işçinin alın teri, yaşamı ve çocuklarının geleceği eziliyor.
Sonra adına “iş kazası” deniliyor.
Oysa bazı ölümler bize yalnızca bir ihmali değil, emeğin ve insan hayatının nasıl değersizleştirildiğini de gösteriyor.
Bu fotoğraf yalnızca bir iş cinayetinin değil, sınıfsal eşitsizliğin fotoğrafıdır.
Bir tarafta servetine servet katanlar…
Bir tarafta rant, ayrıcalık ve büyük kazançlar…
Öte tarafta ekmeğini kazanabilmek için yaşamını ortaya koymak zorunda kalan işçiler.
Ve bütün bu düzenin ortasında 13 yaşındaki Yaşar…
Ah çocuk!
Buna yaşamak denilebilirse…
Babası bir tabutun içinde.
O ise babasının yanı başında, küçücük ellerini kederle kavuşturmuş, boşluğa bakıyor.
Bir çocuğun yüzüne bu kadar büyük bir acıyı kim sığdırabilir?
Hangi büyüme rakamı açıklayabilir bunu?
Hangi kâr bilançosu karşılayabilir bir babanın yaşamını?
Hangi para geri verebilir Yaşar'a babasını?

Kapitalizmin en çıplak çelişkilerinden biri tam da burada duruyor:
Serveti üretenlerle servete sahip olanlar aynı insanlar değil.
İşçi üretiyor, işçi çalışıyor, işçi yerin altına iniyor, işçi yaşamını tehlikeye atıyor.
Ama zenginleşen başkaları oluyor.
Bedeli ise bazen bir tabutla işçinin evine geliyor.
Bazıları çocuklarına servet, şirket, mülk ve banka hesapları bırakıyor.
İşçi çocuklarının payına ise kimi zaman babasızlık düşüyor.
İşte sınıfsal adaletsizliğin en acı fotoğrafı budur.
13 yaşındaki Yaşar'ın babasının tabutu başındaki sessizliği, uzun nutuklardan daha çok şey anlatıyor.
O fotoğrafa iyi bakın.
Orada yalnızca babasını kaybetmiş bir çocuk yok.
Orada emeğin değersizleştirilmesinin sonucu var.
Orada yoksulluğun çaresizliği var.
Orada işçinin yaşamıyla sermayenin kârı arasındaki büyük uçurum var.
Ve orada hepimize yöneltilmiş ağır bir soru var:
Birileri servet biriktirirken işçi çocuklarının payına neden keder düşüyor?
İnsan hayatını maliyet kalemine indirgeyenlerden, iş güvenliğini gider olarak gören anlayıştan, emeği ucuzlatanlardan ve iş cinayetlerini sıradanlaştıranlardan hesap sorulmadıkça bu soru önümüzde durmaya devam edecek.
Çünkü mesele yalnızca ölen işçilerin ardından “başımız sağ olsun” demek değildir.
Mesele, işçilerin ölmediği bir çalışma yaşamını kurabilmektir.
Mesele, hiçbir çocuğun babasının tabutu başında böyle oturmak zorunda kalmamasıdır.
Birileri servet, işçi çocukları keder biriktirmesin diye…
Yorumlar (0)