DOKTORU UĞURLADIK; BADEMLER, ÇAĞLALAR ÖKSÜZ KALDILAR
Oğlu emekli öğretmen Özcan Karayurt ile ayaküstü sohbet ettiğimizde öğrenmiştim; "Abi, babam rahatsız," demişti. Palamutbükü Yalı Kafe'ye gelen tüm büyükler bu sene sıraya girdiler, birer birer aramızdan ayrılma sürecine girdiler. Özcan’ın bu sözü karşısında ürpermiştim. Acı sonuç kısa zamanda geldi: Doktor Ayhan amcamızı kaybettik.

Doktorun eşi oğlu Özcan kızı Yasemin ve torunu ile birlikte
O, 1930'lu yılların başında doğdu. Yarımada'nın, üstelik batı yakasının henüz parayı tanımadığı yıllardı. İmece, yarıcılık, "bugün sana yarın bana" anlayışı ve karşılıklı yardımlaşma geçerliydi. Az sayıda insanın yaşadığı, herkesin kendi ürettiğini tükettiği yıllardı. Ayhan amca işte böyle bir dünyada doğdu ve büyüdü. Askerliğini yapıp vatanına (köyüne) döndüğünde, Betçe’nin "doktoru" oldu. Yıllar boyu evden eve, hiç usanmadan kapıları çaldı. İnsanlar onu güler yüzle karşıladı ve bir kurtarıcı gibi gördü.
Datça ilçesinin Betçe tarafı yıllarca mahrumiyet bölgesi olmuştu. İnsanlar bir doktor ya da hemşire yüzü görmeden yaşamlarını sürdürürlerdi. Ayhan Kayayurt, askerliği sırasında sağlık alanında görev yapınca, iğne yapmak dahil her türlü tıbbi müdahaleyi uygulamalı olarak öğrenmişti. Memleketine dönünce de bu öğrendiklerini uygulamaya koyuldu. Yokluk yıllarında halkımız Ayhan amcayı öylesine benimsedi ki onu gerçek bir doktor gibi gördü.
Kendisi Cumalı köyü Çeşme mahallesindendi. Yazıköy, Belen, Yakaköy ve Sındı köylerinde yaşayanlar Ayhan amcayı hep bir kurtarıcı bildiler. Yıllar önce eşimin evinde o her zaman gündem olurdu. Annemiz, babamız rahatsızlandığında "Ayhan’a haber vereyim de gelip iğne yapsın," derdi. Ben de eve geldiğinde onun sıcak ve samimi tavırlarına şahit olurdum.
Ayhan amca sahildeki kafeye gelir, babamızla oturup bol bol sohbet ederlerdi. Bu arada yanlarına uygun iki kişi daha bulurlarsa "konken" oynarlardı. Konkende ikili taşına "Emecikli" derlerdi de nedenini anlamazdım. Meğer yıllar sonra öğrendiğime göre; Emecik köyünde yaşayan, zaman zaman Yakaköy'e atıyla misafirliğe gelen ve "İkili Dede" olarak bilinen bir zattan söz ediliyormuş. İkili Dede, Yakaköy'deki asker arkadaşı Bostancı Dede'yi ziyarete gelirmiş. Köyde kaldığı sürece beraberce yiyip içerlermiş. İkili Dede, ayrıca yıllar önce Muğla yolculuğuna yayan çıkan insanları evinde konaklatırmış. Bütün Betçe halkı bu çileli yolculukta ilk gecesini onun evinde geçirirmiş. Demek ki bu yardımsever zat, Betçe halkının belleğine kazınmış. Bir de yedi numaralı taşı atarken "çapacı" derlerdi ama bunun hikayesini hiç duymadım.
Aslında yaşları oldukça ilerlemiş bu insanların konken oyunlarını izlemek çok keyifliydi; seyircileri de bol olurdu. Şakaları, tatlı sert çıkışları, her şeyleri sevilirdi. Yenilgiye karşı ise oldukça tahammülsüz olurlardı. Betçe onları böyle bildi, böyle sevdi.
"Hayri Alisi" olarak bilinen Ali Fidan ile Ayhan amca, yaşları doksana vardığı halde badem tarımından asla vazgeçmediler. Ellerinde kocaman bir sırıkla onları badem silkerken görürdük. Ayhan amca, doksanını geçtiği halde bir delikanlı gibi yürürdü; yolda arkasından baktığınızda bir gencin gittiği izlenimine kapılırdınız. Boyu ile kilosu arasındaki o müthiş uyumu yıllarca gözlemledim. Bana göre o hiç yaşlanmadı. Hastalandığına hiç şahit olmadık; aksine hep fidan dikti, ağaç büyüttü. Onu hep bahçede çalışırken gördük. Merdivene çıkar çağla toplar, sırıkla badem düşürürdü; tıpkı babamız Ali Fidan gibi. Bu insanlar yataklara düşmediler, ayakta veda ettiler hayata.

Doktor Ayhan Karayurt ve eşi bir TV programında Badem Festivalinde aldığı ödül ile...
Badem çiçeği festivallerinde hep onlar vardır. En iyi bahçeyi yapma, en hızlı badem kırma ya da en kaliteli bademi üretme mücadelesinde hep onların izi vardır. Yaşamları boyunca çalışan, çabalayan ve emeklilik nedir bilmeyen o kuşak, birer birer aramızdan ayrılıyor. En son sen de gittin Ayhan amca. Goca Mehmet’i, Mustafa Şahin amcayı, sonra da Ali Fidan’ı uğurladık. Bugünlerde Kemal amcamız da aramızdan ayrıldı. Yüz yaşını çoktan aşan Kemal amca küçük bir kazaya kurban gitti. Uzun yaşamına rağmen biz ona doyamadık; gidişine gerçekten çok üzüldük. Sana da rahmet diliyorum Kemal amca. Goca Mehmet’in ifadesiyle; onlar artık "alargaya" açıldılar.
Onlar özel bir kuşaktı. Babaları savaşlara katılmış, çoğu geri dönmemişti. O zorlu yıllardan sonra ülkenin kuruluşunda görev aldılar. Bizler bugün bu sayede rahatça hayat sürüyoruz. Onların ruhlarına kazınmış savaş hikâyelerini bol bol dinledik. Şehit ya da gazi çocuklarıydılar; kendileri de ülkenin imar mimarları oldular. Gün yüzü görmeden çalışıp evlatlarına iyi bir gelecek hazırladılar.
Ayhan amca, sana yukarıdaki başlığı uygun gördüm. Çünkü bugün "Datça Bademi" adıyla tüm ülkede ünlenen o ürünün yetişmesinde, turfanda çağlaların var olmasında senin de emeğin büyüktü. Ülke, sizlerin sayesinde mevsimin ilk meyvesini tanıdı; baharın habercisi çağla sizlerin ellerinde vücut buldu.
Datça şimdilerde turizm denilen yeni bir olguyla tanışıyor. Bu yeni düzen, sizlerin çabasıyla kurulan o eski dokuyu sarsıp yok edeceğe benziyor. Sizler bu yeni dünyanın düzenini tam olarak görmediniz. Yeni kuşaklar bu sahadan pay almak istiyorlar. Sizin dünyanızda emek yoğun ilişkiler başroldeydi; yeni dünyada ise insanlar artık daha rahat bir yaşamdan yanalar. Vücudunu yormayan bu rahat kuşak, dünyayı da erkenden terk ediyor. Oysa Ayhan amca son yaşına kadar ayaktaydı.
Burada küçük bir ayrıntıyı dile getirerek sözlerime nokta koyayım: Biz onu asla "dede" diye çağırmadık. O bizim nezdimizde hiç "dede" olmadı; daha doğrusu biz ona dedeliği yakıştırmadık. 93 yaşına rağmen ceketinin ve pantolonunun içinde gencecik bir delikanlıydı. Bir torununun dışında kimsenin ona "dede" dediğini duymadım. Bu kuşaklar için söze "eski toprak" diye başlarız; gerçekten de öyleydiler.
Işıklar içinde uyu Ayhan amca.
Yorumlar (1)
Aliş
2 gün önce / 14.04.2026Cabana emeğine kalemine sağlık
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla