İki Can Dostun Hikayesi

Bin yıllar ötesinden seslenen İzmirli ozan Homeros, dile getirdiği iki muhteşem eseri “İlyada” ile “Odysseia”sından bizlere hâlâ sesleniyor. Şimdi sizlere tarihin bu derin tozlu sayfalarından ibretlik bir olayı aktarayım. Büyük ozan tarafından dile getirilen olay, bir köpek ile sahibi arasındaki sadakat ilişkisinin evrensel boyutlara ulaşmasıdır. Homeros, eserinde Troya savaşlarına katılan gencecik Ulysses’in yirmi yıl sonra vatanına dönüşünü ve bu arada köpeği Argos’un da onu sabırla beklediğini anlatır. O, yıllar sürecek olan savaşa giderken güçlü ve atılgan biri iken, döndüğünde ise yorgun, argın ve de bitkin düşmüş, artık iyice yaşlanmış tanınmaz hale gelmiştir. Ülkesine döndüğünde artık kimse onu tanımamıştır, hatta eşi bile. O kentin sokaklarında dolaşırken yalnız başınadır ve perişan haldedir. Aç, susuz kalmış bir dilencidir artık. İlginçtir, yıllar önce bırakıp gittiği köpeği Argos da iyice yaşlanmış ve gözleri de görmez haldedir ama onu kokusundan tanımıştır. Tam yanına geldiğinde kuyruk sallayarak onu tanıdığını işaret ettikten sonra son nefesini vermiştir. Gerçek bir sevgiyi anlatan bu hikâye, antik dünyada Ege Uygarlığı’nın bize anlatmak istediği en dokunaklı sadakat örneklerindendir.

İki  Can Dostun Hikayesi

Önce Tarihin Derinliklerinden Gelen Argos’un Kısacık Hikâyesi

Bin yıllar ötesinden seslenen İzmirli ozan Homeros, dile getirdiği iki muhteşem eseri “İlyada” ile “Odysseia”sından bizlere hâlâ sesleniyor. Şimdi sizlere tarihin bu derin tozlu sayfalarından ibretlik bir olayı aktarayım. Büyük ozan tarafından dile getirilen olay, bir köpek ile sahibi arasındaki sadakat ilişkisinin evrensel boyutlara ulaşmasıdır. Homeros, eserinde Troya savaşlarına katılan gencecik Ulysses’in yirmi yıl sonra vatanına dönüşünü ve bu arada köpeği Argos’un da onu sabırla beklediğini anlatır. O, yıllar sürecek olan savaşa giderken güçlü ve atılgan biri iken, döndüğünde ise yorgun, argın ve de bitkin düşmüş, artık iyice yaşlanmış tanınmaz hale gelmiştir. Ülkesine döndüğünde artık kimse onu tanımamıştır, hatta eşi bile. O kentin sokaklarında dolaşırken yalnız başınadır ve perişan haldedir. Aç, susuz kalmış bir dilencidir artık. İlginçtir, yıllar önce bırakıp gittiği köpeği Argos da iyice yaşlanmış ve gözleri de görmez haldedir ama onu kokusundan tanımıştır. Tam yanına geldiğinde kuyruk sallayarak onu tanıdığını işaret ettikten sonra son nefesini vermiştir. Gerçek bir sevgiyi anlatan bu hikâye, antik dünyada Ege Uygarlığı’nın bize anlatmak istediği en dokunaklı sadakat örneklerindendir.

Şimdi de Atılgan’ın Hikâyesi

Ayşe, Reşadiye yarımadasının batı yakasında ve Goca Dağ’ın eteklerindeki Sındı köyün mahallesi olan Zeytincik’te doğmuştur. Doğum yılı 1956. O yıllarda henüz daha Datça’ya dolmuş seferleri başlamamıştır. Ayşe, Adem Güçlü ile Akile’nin beş çocuğundan ilkidir. Ayşe’nin ailesi çobanlık yapmaktadır ve keçileri vardır. Ayşe de küçük yaşta annesi ile keçilerin arkasından Goca Dağ’a çıkmakta, akşamüzeri dönmektedir. Ayşe, toplam 250 keçi ile gününün tamamını dağda geçirirken bir yavru köpek de edinir. Yavru köpek çok hareketlidir, o yüzden de Ayşe onun adını Atılgan koyar. Onun bakımı apayrı bir iştir. Atılgan küçük yaşta iken annesi ölmüş, Ayşe de onu eve getirip özel olarak ilgilenmiştir. Her akşam döndüğünde onu kucağına alıp sever. Bu yavru köpek bir gün süt bidonunun içine düşer, kimse de bunun farkına varmaz. Tam boğulacakken Ayşe onu görür ve sütün içinden alır. Derken Atılgan, Ayşe ile beraber büyür. Bu arada Ayşe’nin ailesine bir teklif gelir. Yarımada arkasındaki Mersincik Çiftliği el değiştirmiş ve Amerika’da öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Nur Yalman’ın olmuş, o da ısrarla bir çobanı olsun istemiştir. Çobanlık için Adem Güçlü’ye teklif götürülür. Adem Güçlü bu teklifi kabul eder ve 250 keçisine ilaveten bir 200 keçi de çiftlikten gelir. Anne Akile çiftlikte işleri çekip çevirirken onca keçi, Ayşe ve köpeği Atılgan’a kalır. Ayşe, on yaşına bile gelmeden büyük bir görev üstlenir. Ayşe, bu sayede Goca Dağ’da basmadık yer bırakmaz. Bu yoğun iş gücü, bu yaştaki Ayşe’yi bitkin düşürür. Nitekim Ayşe bir gün keçileri döndüğü halde kendisi dönememiş, bir çalının dibinde yorgunluktan yığılıp kalmıştır. Evine dönemeyen Ayşe için ailesi başta olmak üzere ve çiftlikteki herkes seferber olur. Goca Dağ’da Ayşe’yi bulmak, bir çuval pirincin içindeki taşı bulmaya benzer. Bu arada, çiftliğin sahibi bilim adamıdır ve “Çıkar yol olarak köpeği arayalım.” der. Ortalıkta köpek de olmadığına göre, Atılgan’ın Ayşe’nin başında olabileceği varsayılır. Bu kez Atılgan aranmaya başlanır. Bu sırada Atılgan’ın havlama sesi duyulur ve sesin geldiği yöne gittiklerinde Atılgan’ın baygın yatan Ayşe’yi terk etmediğini, aksine onu koruma altına aldığı ve başında nöbet tutmakta olduğu görülür. Zira Goca Dağ’da o yıllarda her türlü yaban hayvanı mevcuttur. Ayşe acilen bir tekne yardımı ile Bodrum’a götürülür ve yoğun bakıma alınır. Günlerce yoğun bakımda kalan Ayşe’nin ciğerleri iflas etmiştir. Uzun süren bir tedaviden sonra Ayşe sağlığına kavuşur ve tekrar yuvasına döner. Gördüğünüz gibi, kendini süt güğümünde boğulmaktan son anda kurtaran Ayşe’ye vefa borcunu Atılgan nasıl ödemiş. Aynen sahibinin dibinde son nefesini veren Argos gibi.

Sonuç Olarak Diyelim Ki…

Savaşlar ve savaşların korkunç komutanlarının maskelerini bile delip geçen bir sevgidir, kalpten gelen sevgi. 3000 yıl önce o sevgi ve sadakat ne idi ise günümüzde de aynı ama kadirbilirlik ve ahdevefa artık günümüz tüketim toplumunun değerleri olmaktan çıktı. Bugün değer verilen şey sadece metal para. Paranın dışında ne varsa, insanlığa ait gündem olmaktan çıktı. Bütün bunlara rağmen, günümüzde hayvanların da hakları var deyip elini taşın altına koyan bir avuç kardeşime selam olsun. Onların mücadelesi karşısında saygıyla eğiliyorum. “Hayvan değil mi bu?” deyip geçen insan kardeşlerim, yukarıda örneklerde gördüğünüz gibi onların da sevgi, sadakat, dostluk gibi duyguları var. Yarı aç, yarı tok yaşamaya çalışıyorlar. Yaklaşık 3000 yıl önce Argos ne ise Atılgan da aynı sadakati, dostluğu, vefayı ve sevgiyi gösteriyor bizlere. Onların ikisi de artık yok. Ancak bıraktıkları bir şeyler var evrene; aradan onlarca, yüzlerce yıl geçse de unutulmuyor. Sizlere bir son sözüm de şu olsun: Milyonlarca Argos ve Atılgan, sizlerden sadece sevgi ve ilgi bekliyor.

Yazar hasan doğan

Yorumlar (2)

Abdullah Cebeci

2 gün önce / 27.04.2026

Teşekkür ederiz hocam.Yine müthiş bir yazı.Kalemine yüreğine sağlık.

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Aliş Tokoğlu

3 gün önce / 26.04.2026

Çok güzel emeğine kalemine sağlık Hasan hoca

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla