Depremin Sarılmayan Yaraları
6 Şubat 2023 depreminin üzerinden üç yılı aşkın süre geçti. Hatay, hâlâ ayakta durmaya çalışıyor; ancak son günlerde etkili olan şiddetli yağışlar, şehrin aslında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha acı bir şekilde ortaya koydu. Yetkililere göre, aşırı yağışlar nedeniyle en az 5 kişi hayatını kaybetti. Sel suları, enkaz artıklarıyla dolu sokakları bastı, zayıf altyapıyı çökertti ve yıllardır süren “yeniden inşa” masalının altında yatan gerçeği su yüzüne çıkardı.
Depremden hemen sonra aceleyle yapılan beton yığınları, plansız ve denetimsiz altyapı çalışmaları, Hatay’ı doğal olaylar karşısında adeta savunmasız bıraktı. Yağmur yağdığında sokaklar bir anda nehre dönüşüyor. Kanalizasyon sistemleri yetersiz, drenaj hatları ya hiç yapılmamış ya da eksik bırakılmış. Depremin hemen ardından “hızlı çözüm” adına ortaya konan uyduruk yapılar, bugün şehrin en büyük yükü haline gelmiş durumda. Birçok mahallede hâlâ deprem enkazı kısmen kaldırılmış ya da olduğu gibi bırakılmış vaziyette. İnsanlar, moloz yığınlarının gölgesinde, yarı harabe binaların arasında yaşam mücadelesi veriyor.
Şehrin görüntüsü içler acısı. Yer yer yeni yapılmış konutlar gözükse de, büyük bölümü hâlâ hasarlı yapılarla dolu. Sokak aralarında biriken sular, yaz aylarına yaklaştığımız bu günlerde ciddi bir salgın hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Atık suyun birikmesi, haşere üremesi ve içme suyu kaynaklarının kirlenmesiyle birlikte kolera, dizanteri, hepatit gibi hastalıkların yayılma ihtimali uzmanlar tarafından sıkça dile getiriliyor. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda bağışıklık sisteminin zayıf olduğu bölgelerde bu risk daha da kritik hale geliyor.
Hataylılar, üç yıldır aynı hikâyeyi yaşıyor: Sözler, vaatler, fotoğraflı açılışlar… Ama gerçek hayatta ne sağlam bir altyapı var ne de sağlıklı bir yaşam alanı. Depremzedeler, “devlet baba” diye diye beklerken, yağmur her yağdığında yeniden enkaz altında kalma korkusuyla uyanıyor. Bir taraftan geçici barınma merkezlerinde ya da çürük binalarda yaşamaya devam ederken, diğer taraftan “yeniden doğuş” nutuklarını dinlemek zorunda kalıyorlar.
Bu tablo, sadece Hatay’ın değil, deprem bölgesinin genel sorununu da gözler önüne seriyor. Acelecilik, rant odaklı yaklaşım ve denetimsiz inşaat anlayışı, felaketi ikiye katlıyor. Doğal bir yağış, bir şehrin neden bu kadar kolay çökmesine yol açabiliyor? Çünkü temel altyapı yatırımları yerine, göstermelik konut projeleri ön plana çıkarıldı. Kaliteli drenaj sistemi, sağlam kanalizasyon, bilimsel planlamaya dayalı kentleşme yerine “sayıyı yetiştirelim” mantığı hâkim oldu.
Hatay bugün bir uyarı levhasıdır. Üzerinde hâlâ enkaz duran, her yağmurda sele teslim olan, salgın tehdidiyle boğuşan bir kent… İnsanları umutlarını yitirmemek için çabalarken, aynı zamanda devletten daha ciddi, daha planlı ve daha bilimsel bir yaklaşım bekliyor. Çünkü bir şehir, sadece binalardan ibaret değildir. Altyapısı çökmüş, geleceği güvence altında olmayan bir kent, aslında ayakta değil, ayakta duruyormuş gibi yapan bir harabedir.
Yağmurlar dinse de Hatay’ın acısı dinmiyor. 5 can daha gitti. Daha kaç can gitmesin diye bekleniyor.
Yorumlar (0)