Muğla'da özelleştirilerek özel sermayeye devredilen termik santraller ve maden şirketleri, devlet tarafından sürekli olarak korunup, kollanıyor. Bu termik santraller, daha 1990'lı yılların ilk yarısında halk sağlığına verdiği zararlar nedeniyle mahkemeler tarafından kapatılmasına rağmen, Devlet bu santrallerin kapatılması yerine özelleştirerek işletmelerine ve zararın büyümesinden yana tercihini kullandı. Devlet, sermayedarı kollayarak tercihini yaptı. Geri teknolojileri ve halk sağlığına verdiği zararlara rağmen bu santralleri kapatmıyor. Sermaye sahiplerinin kazançlarına kazanç katması için Muğla ve çevresindeki yerel halkın zarar görmesine engel olmuyor.
Muğla'da 1980'li yıllardan bu yana üç kömürlü termik santral verdiği zararlara rağmen işletmeye devam ediliyor. Şu anda biri Yatağan'da ve ikisi Milas'ta olmak üzere üç kömürlü termik santral tüm ülke için üretilen enerjinin % 2'sini bile karşılamıyor. Üstelik teknolojileri çok geri ve sürekli olarak devlet teşvikleri ile telafi ediliyor. Kömürlü termik santrallerin doğal yaşama, canlılara verdiği zararlar başta Birleşmiş Milletler ve sağlık konusunda uzmanlaşmış sağlık kuruluşlarının raporlarıyla defalarca tescillenmiş durumda. Birleşmiş Milletler gezegendeki canlı yaşama belki de birkaç yıl içinde geri dönülmez zararlar vereceği için aşırı karbon salan kömürlü termik santrallerin acilen kapatılmasına dönük birçok uluslararası antlaşma-konvansiyona sahip.
Ülkedeki elektrik ve makina mühendislerinin, bu santrallerin ülke ekonomisine katkılarının az olduğu, zararlarının ise çok olduğuna dair raporları var. Bu santrallerin ülkedeki elektrik üretimine katkısı % 2 bile değil. Türkiye'nin toplamda ciddi bir enerji fazlası var ve bu santrallerin verimleri de çok düşük, maliyetleri çok yüksek. Bu santraller sürekli olarak devlet tarafından teşviklerle besleniyor. Santrallerin özelleştirilmesinden sonra bu santralleri işleten sermaye şirketlerinin haksız kazanç sağladığına ilişkin iddialar, tespitler var.
Bu termik santrallere kömür sağlamak amacıyla Muğla'nın genç ormanlarının altındaki kömür yataklarına erişmek üzere sürekli olarak orman varlığı ve verimli toprakları bu termik santrallere kurban edilmekte. Bu güne kadar bu santraller ve kömür sahaları yüzünden ona yakın köy tümden boşaltıldı. Sırada daha onlarca köy daha var. Cumhurbaşkanına verilen yetki ile acele kamulaştırma kararlarıyla santrallere kömür sağlamak için enerji şirketlerine verilmek üzere köylünün topraklarına da devlet tarafından el konuluyor. Zaten işlediği topraklarda bu termik santrallerin saldığı zehir yüzünden verimini kaybeden topraklarından da ediliyor. Köylü geçimini ve sağlığını kaybetmemek ve yerel ahali de erken ölmemek, su varlıklarına, topraklarına ve havasına, sağlığına zarar verilmemesi için bu santral ve madenlerin kapatılmasını... Bu alanda çalışanların da zarar görmemesi için devlet tarafından adil geçiş yöntemleriyle yeni iş sahalarının açılmasını talep ediyor. Devletin zaten bu topraklara maden ruhsatı verilirken maden sahalarının yeniden rehabilite edileceği sözü, köylüler ve halk tarafından devlete hatırlatılıyor. Aslında yerel halk, kendileri gibi işçilerin de sağlıklarından olmaması için bu santrallerin kapatılması, ormanların ve toprakların madenlere peşkeş çekilmemesini, sağlıklarıyla oynanmamasını istiyor.
Bugün Ankara'da Danıştay'da Akbelen ve çevresinde topraklarına el konulan köylülerin Danıştaydaki itirazları 6. Daire'de görüşüldü. Danıştayın son kararı bekleniyor.
Acele kamulaştırılan 200 parsele ilişkin açılan 96 davada Danıştay 6. Dairesi, önceden maden üretiminin sürdürülmesiyle enerji arzı ve ekonomik gerekçelerin olağan kamulaştırma ihtiyacını açıklayabileceğini ancak istisnai bir yöntem olan acele kamulaştırma için gerekli “acelelik halini” ortaya koymadığını belirterek yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu kararla, Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi de Temmuz ayında, taşınmazlara el konması ve bedel tespitine ilişkin dosyalarda Danıştay’daki iptal davaları kesinleşinceye kadar yargılamaların durdurulması kararı da çıkmıştı. Şimdi Danıştaydan sonuç kararı bekleniyor. Bu itirazları yapan Milas köylüleri Ankara'ya gitti. Ankara'da geniş halk yığınları tarafından karşılandı. Köylüler Meclis önündeki Cemal Süreya Parkında ve Danıştay önünde kararın açıklanması için bekliyor.

Ankara'nın Danıştayda görülen bu dava ile ilgili ziyaretçileri, sadece santral ve madenlerin kapatılmasını isteyen yerel halk ve köylüler değil. Milas'ta iktidara yakın duran kimi muhtarlar ve bu santrallerde çalışan işçileri temsil eden sarı sendika Tes-İş de Ankara'ya takım elbiseler içinde ziyaretçilerini gönderdi. Köylüler, Meclis önüne ve Danıştay'a giderken; Muhtarlar ve Tes-İş temsilcileri ise takım elbiselerini giyerek Enerji Bakanlığıyla görüşmeye gitti (bkz:https://www.aksam.com.tr/guncel/danistay-karari-oncesi-muhtarlar-ve-enerji-iscilerinden-ankarada-ortak-cagri/haber-1698595).

İşçi ve muhtarların, Muğla'ya ve tüm gezegene zararı tescillenmiş kömürlü termik santrallerin devamı için şirket sahipleri ile birlikte Bakanlığı ziyareti, hakikatleri eğip büken işçi ve köylüyü karşı karşıya getiren gerçekleri çarpıtan açıklamaları çok tehlikeli bulunuyor. Oysa köylüler ve yerel halk temsilcileri, santral ve madenlerde çalışan işçilere yeni iş alanları sağlamanın devletin görevi olduğunu ve Adil Geçiş şartları sağlanarak termik santrallerin kapatılmasını savunuyor. Aslında devletin de termik santrallerin kapatılması ile hem santral sahalarının ve hem de maden sahalarının rehabilite edilmesini şartıyla özel şirketlere işletme hakkı verdiği, bu maden ve santralleri işleten şirket tarafından unutturulmaya çalışılıyor...
Yorumlar (0)