Orta Çağda Karmatiler ve Ortakçı Düzen

Karmatilerin mülkiyet ilişkilerine, sınıfsal ayrıcalıklara ve yerleşik siyasal hiyerarşiye meydan okuyan bu düzeni, Abbasi yönetimi ve dönemin egemen dinî çevreleri büyük bir tehdit olarak gördü. Bu yüzden Karmatiler yalnızca siyasal bir düşman olarak değil, “zındık” ve din dışı bir topluluk olarak da gösterildi. Kadınların üretimde, toplumsal yaşamda ve karar mekanizmalarında etkin olması; karşıtlarının onları “şeriatı ortadan kaldırmak”, “kadınları ortak kullanmak” ve “ana-bacı tanımamak” gibi ağır ve aşağılayıcı suçlamalarla karalamasına zemin hazırladı

  Orta Çağda Karmatiler ve Ortakçı Düzen

  Paydaş Toplum ve Dayanışma

Karmatiler, yaşadıkları çağın sert siyasal ve toplumsal düzenine cesurca meydan okuyarak eşitlik, adalet ve her türlü tahakkümün reddi üzerine kurulu dikkat çekici bir ortak yaşam modeli geliştirmişlerdir. Kaynaklarda aktarılan bu düzen; servetin toplumsallaştırılması, sınıfsal ayrıcalıkların sınırlandırılması ve kadınların toplumsal hayata etkin biçimde katılması gibi, dönemi açısından son derece ileri ve cesur uygulamalarla anılmaktadır. Onlar yalnızca bir dinî-siyasal muhalefet hareketi değildi. Aynı zamanda egemen mülkiyet ilişkilerine, geleneksel iktidar hiyerarşisine ve toplumsal eşitsizliğe karşı radikal bir deneyim ortaya koydular. Bu yönleriyle Karmati hareketi, Orta Çağ İslam dünyasında eşine az rastlanır bir toplumsal alternatif olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

Bu yapının temelinde “ülfet”  adı verilen dayanışmacı sistem yatıyordu. Bireysel servet biriktirmek yerine, üretimin ve elde edilen gelirin bütün toplumun yararına kullanılması esastı. Karmati topluluğuna katılan ve onların yönetimindeki yerleşimlere giren herkesten, mülklerinden, iktidar ayrıcalıklarından ve toplumsal unvanlarından vazgeçmeleri beklenirdi. Soy, servet ve makam farklılıklarının belirleyici olmadığı yeni bir toplumsal düzen kurulmaya çalışılıyordu. Erkeklerin kişisel mülkiyetinde kalabilen başlıca eşyalar, dönemin güvenlik ve ulaşım şartlarıyla bağlantılı olarak kılıçları ve atlarıydı. Bunun dışında özel servet birikimine izin verilmiyordu.

  Orta Çağda Karmatiler ve Ortakçı Düzen

 Yeni Bir Toplum Tahayyülü

Kadınlar, erkekler ve çalışma yaşındaki bütün topluluk üyeleri üretime katılıyor; elde edilen gelir, dâîlerin  ( yeni yaşam çağrıcıları) yönetimindeki ortak hazineye aktarılıyordu. Ortaklaşa üretilen ve bir araya getirilen değerlerden herkes ihtiyacı ölçüsünde yararlanıyordu. Toplanan servet özellikle yoksulların ve ihtiyaç sahiplerinin gereksinimlerinin karşılanmasında kullanılıyor, herkesin barınma ve beslenme ihtiyacının güvence altına alındığı bir toplumda özel servet biriktirmenin gereksiz olduğu düşüncesi kararlılıkla savunuluyordu. Üretim ve tüketimin ortaklaşa örgütlendiği bu düzende ağa, efendi veya benzeri sınıfsal üstünlüklere yer yoktu. Bu yönleriyle Karmati hareketi, yalnızca dinî ve siyasal bir muhalefet değil; aynı zamanda servet eşitsizliğine ve geleneksel iktidar ilişkilerine karşı geliştirilmiş cesur bir toplumsal deneyimdi.

  Orta Çağda Karmatiler ve Ortakçı Düzen

 Cinsiyet Eşitlikçi Bir Toplumun Mümkün

Kadınların konumu bu eşitlikçi anlayışın en çarpıcı ve ileri yanlarından birini oluşturuyordu. Karmati toplumunda kadınlarla erkekler toplumsal hayatın farklı alanlarına birlikte katılıyordu. Özellikle 11. yüzyıl düşünür ve seyyahı Nâsır-ı Hüsrev’in gözlemleri, kadınların bu toplumdaki konumunun çağdaşlarına göre çok daha güçlü ve görünür olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kadınlar yalnızca üretimin ve gündelik hayatın bir parçası değildi; siyasal ve toplumsal karar süreçlerinde de aktif biçimde yer alıyorlardı. Topluluğun önemli meselelerini görüşen, deneyimli kişilerden oluşan İhtiyarlar Meclisi’nde kadın üyelerin de bulunduğu aktarılmaktadır. Bu, dönemin egemen toplumlarında neredeyse imkânsız sayılabilecek bir uygulamaydı.

Ortaklaşmacı anlayış çocuk bakımına da yansımıştı. Çocukların sorumluluğu yalnızca biyolojik anneye bırakılmıyor; topluluktaki kadınlar bakım ve yetiştirme işini ortaklaşa üstleniyordu. Bu uygulama, aile hayatının ortadan kaldırılmasından ziyade, bakım emeğinin toplumsallaştırılması ve çocukların bütün topluluğun ortak sorumluluğu kabul edilmesi anlamına geliyordu. Böylece kadınlar, hem üretimde hem de toplumsal karar alma süreçlerinde daha özgür ve etkin bir konum elde edebiliyordu.

 İnsanca Yaşama Mücadelesi Veren Zındıklar ya da Hep Aynı Nakarat

Karmatilerin mülkiyet ilişkilerine, sınıfsal ayrıcalıklara ve yerleşik siyasal hiyerarşiye meydan okuyan bu düzeni, Abbasi yönetimi ve dönemin egemen dinî çevreleri büyük bir tehdit olarak gördü. Bu yüzden Karmatiler yalnızca siyasal bir düşman olarak değil, “zındık” ve din dışı bir topluluk olarak da gösterildi. Kadınların üretimde, toplumsal yaşamda ve karar mekanizmalarında etkin olması; karşıtlarının onları “şeriatı ortadan kaldırmak”, “kadınları ortak kullanmak” ve “ana-bacı tanımamak” gibi ağır ve aşağılayıcı suçlamalarla karalamasına zemin hazırladı. Oysa bu tür polemik amaçlı anlatılar, bağımsız tarihsel kanıtlar gibi kabul edilemez. Orta Çağ’da egemen düzene karşı çıkan birçok eşitlikçi veya heterodoks topluluk benzer ahlaksızlık iftiralarıyla itibarsızlaştırılmıştır. “Kadınların ortaklığı” iddiası ile çocuk bakımının ve toplumsal sorumlulukların ortaklaştırılması birbirinden titizlikle ayrılmalıdır. Birincisi büyük ölçüde hasım kaynakların ürettiği bir suçlama niteliğindeyken, ikincisi Karmati toplumunun dayanışmacı örgütlenmesine ilişkin tarihsel aktarımlarla doğrudan bağlantılıdır.

Sonuç olarak Karmatiler, Orta Çağ İslam dünyasında yalnızca merkezî iktidara başkaldıran bir hareket değildir. Onlar servetin toplumsallaştırıldığı, ihtiyaçların ortak hazineden karşılandığı, sınıfsal ayrıcalıkların sınırlandırıldığı ve kadınların kamusal hayata etkin biçimde katıldığı farklı bir toplum düzeni kurma girişiminde bulunmuşlardır. Bununla birlikte haklarındaki bilgilerin önemli bir bölümünün düşmanları tarafından kaleme alınmış metinlerden geldiği unutulmamalıdır. Tarihsel önemi, çağının egemen mülkiyet, iktidar ve toplumsal hiyerarşi anlayışına karşı radikal, cesur ve insanî bir alternatif ortaya koymuş olmasında yatmaktadır.

 

Ülfet, Arapça kökenli bir kelime olup kaynaşma, alışma, dostluk, arkadaşlık ve iyi geçinme anlamlarına gelir. İnsanların birbiriyle sevgi, uyum ve yakınlık içinde yaşama eğilimini ifade eder.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış