Varto Nöbette
Muş’un Varto ilçesinde, bereketli toprakların bağrına hançer saplanmak isteniyor. Amerikalı IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş.’nin jeotermal santrali için hazırlıklara başlayan şirkete karşı Xwarik köyü halkı, kararlı bir direniş başlattı. Sondaj alanına kurdukları çadırlarda 7/24 nöbet tutuyorlar. Yağmurda, çamurda, soğukta… Topraklarını, sularını ve geleceklerini korumak için nöbetleşe bekliyorlar. Bu, sıradan bir karşı çıkış değil; yaşanabilir bir coğrafyaya sahip çıkma mücadelesidir.
Varto, verimli meraları, gürül gürül akan suları ve kadim tarım kültürüyle bilinen bir yerdir. İşte bu bereket, şimdi yabancı bir şirketin jeotermal projesiyle tehdit altında. En az 16 köyü doğrudan etkileyecek tesis, yeraltı sularını zehirleme, toprağı kurutma, tarımı ve hayvancılığı bitirme riski taşıyor. Uzmanların uyarıları nettir: Deprem riskini artıracak, ekosistemi bozacak ve bölgenin binlerce yıllık yaşam düzenini yok edecek. Köylüler için mesele sadece ekmek parası değil; atalarından miras kalan yuvalarını, kimliklerini ve yarınlarını savunmaktır. “Toprağımızı vermeyiz!” diye haykıran Vartolular, çadırlarında dimdik duruyor.

Benden Sonra Tufan mı?
Bu direniş, Türkiye’nin dört bir yanında tekrarlanan acıklı bir hikâyenin yeni bir sayfasıdır. Ülke adeta parsel parsel satılıyor. Madenler, HES’ler, JES’ler ve betonlaşma furyası altında doğa adım adım katlediliyor. Kapitalizmin doymak bilmez büyüme kar hırsı ile iktidarın “her yere santral” zihniyeti birleşince ortaya korkunç bir tablo çıkıyor: Ormanlar yok oluyor, sular kirleniyor, hava zehirleniyor, tarım alanları sanayi çöplüğüne dönüşüyor. Kısa vadeli rant uğruna uzun vadeli yaşanabilirlik feda ediliyor. Sanki “benden sonrası tufan” denilerek, gelecek nesillere yaşanmaz bir ülke miras bırakılıyor.
Varto’da yaşananlar, ekolojik krizin insan hayatıyla en çıplak şekilde kesiştiği noktadır. Halk sadece kendi bahçesini değil, hepimizin ortak geleceğini savunuyor. Çünkü doğa tahribatı sınır tanımaz; bir bölgedeki zehir, zincirleme şekilde tüm ekosistemi vurur. Yıllardır bilim insanları, meslek odaları ve çevre örgütleri uyarıyor: Plansız, denetimsiz ve halkın iradesini hiçe sayan bu projeler telafisi imkânsız yıkımlara yol açıyor. Buna rağmen hukuki itirazlar, bilimsel raporlar ve yerel sesler çoğu zaman duymazdan geliniyor.
Ancak Varto’nun çadır nöbeti umudun da fotoğrafıdır. Bu kararlı duruş, yerel direnişlerin nasıl genel bir vicdan hareketine dönüşebileceğini gösteriyor. “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” sloganı artık sadece yerel bir slogan değil; tüm Türkiye’nin ortak çığlığı haline geliyor.
Varto halkına selam olsun. Onlar, yağmur altında ıslanırken, soğukta üşürken aslında hepimizin yarınını koruyor. Bu mücadele, yalnızca bir jeotermal projesini durdurmakla kalmayabilir; doğayla barışık, akılcı ve adil bir planlama anlayışının da önünü açabilir.
Toprak ve su için nöbet tutmak, en temel insanlık görevidir. Varto bugün bu görevi büyük bir cesaretle yerine getiriyor. Onların sesi duyulsun, direnişleri örnek olsun. Çünkü doğayı savunmak, yarını savunmaktır. Varto’nun toprağına, suyuna ve insanına dokunmak, hepimize dokunmaktır.
Yorumlar (0)