Yaka Köyünde Bir Mezar Taşı Kitabesi

Son sözümüzü Meksikalı Ressam Frida Kahlo’nun dizeleri ile söyleyelim: “Ben uçmak isteyip uçamayan bir kuş gibiydim / Hem de bu çaresizliğini kabullenemeyen bir kuş gibi”

Yaka Köyünde Bir Mezar Taşı Kitabesi

20 Yaşında İki Çocuğu ile Dul Kalmış Bir Kadın: Nasibe

Mayıs 2024 evimizin koca çınarını kaybettiğimiz tarih oldu. Onu Yaka köyü mezarlığında, noktasına kadar tarifini yaptığı yere defnettik. Defin günü mezarın insan gücü ile kazıldığını gözlerimle şahit oldum. Bu arada da “Niye burası?” dedim kendi kendime. Yanıtı çok netti: Bir yanda babası Hayri Fidan diğer yanda dedesi Pilavcı Ali, hatta dedesinin babası Pilavcı Hüseyin’in mezarları vardı. Ali Fidan kendi aidiyetini orada görüyordu. Tam atalarının yanı başında…

Bu arada bir kişinin mezarı da dikkatimi çekmişti. O mezar bir kadına aitti ve de mezar taşında Nasibe yazıyordu. Gerçi Pilavcı sülalesindeki bazı ailelerde Nasibe isimleri vardı ve bu isim boşuna konmuyordu. “Demek ki bu mezarda adı geçen kişi önemli biri ve adı da yeni kuşaklara aktarılıyor.” diye düşündüm o anda. Mezar taşının çok düzgün işlenmiş olması iyi bir taş ustasının elinden çıktığını gösteriyordu. Taşa yazılan ifadeler de çok anlamlı, biraz da onun hayat yorgunluğunu yansıtıyor gibi geldi bana. Önce şunu belirtmeliyim ki, Nasibe o yokluk yıllarında bir kadın için uzun sayılabilecek bir ömür yaşamış. Doğum tarihi 1878, ölüm tarihi 1955. Sekiz çocuk dünyaya getiriyor hayatı boyunca. Cumalı köyünde doğan Nasibe’nin son durağı Yaka köyündeki mezarlık oluyordu, Ali Fidan’ın gömüldüğü noktanın dibine defnedilmişti. Daha sonraki günlerde Nasibe’nin Ali Fidan’ın dedesinin ikinci eşi olduğunu ve Pilavcı ailesine altı erkek çocuk dünyaya getirdiğini emekli öğretmen M. Akın Pilavcı ile yaptığım sohbetlerde öğrendim.

 

Pilavcı Nine Olarak Bilinen Nasibe Aslında Kimdir?

Yaka köyünde yaşları 70’leri çoktan geçmiş insanlarla konuştuğumda, bilinçaltları hemen harekete geçip kimileri annemle Yazı köye ziyarete giderdik, Yazı köydekiler akraba olurlarmış, kimileri de ailecek bayramlarda akraba ziyaretlerine giderdik gibi sözleri bolca duyuyorum. Demek ki babalarının ve annelerinin “halam, teyzem” dedikleri insanlar artık yavaş yavaş beyinlerimizden silinip gidiyor. Özellikle bu bölgede duyarlı büyüklerimiz sayesinde pek çok bilinmezi açığa çıkarıyoruz. Örneğin emekli öğretmen Temel Özcan; çocukluğunda babasının halası olan Ayşe halaya ziyarete gittiklerini, birlikte tütün kırdıklarını anlattı. Nasibe’nin kız kardeşi Ayşe hala dışında bir de Nasibe’nin bir erkek kardeşinden söz ediliyor. Başka bir örnek verecek olursak Saim Ermiş’in (Emin Ermiş torunu) hem amcası hem de kayın babası olan Hafız Osman bir gün, “Ben kızımın adını iyi ki Nergis koymuşum, kızımın huyu anneme çok benzedi” demiş. Buradan da Nasibe’nin annesinin adının Nergis olduğunu öğreniyoruz. Bunun gibi geçmişe dair anılar sayesinde Nasibe hakkında birçok bilgi edindik.

Nasibe öncelikle bugün Yaka köyde Pilavcılar diye bilinen büyük ailenin temel harcı olan kadındır. Pilavcı Ali’ye eş olan kadının ölmesi üzerine 46 yaşındaki Pilavcı Ali’ye ikinci eşliğe kabul eder Nasibe. Savaşlarda beş erkek çocuğundan dördünü kaybeden Pilavcı Ali, soyunun yok olmasından korktuğu için çareyi ikinci bir evlilik yapmakta bulmuştur. Bunun sonucu neredeyse kökü kazınan bu soy ailenin, gencecik bir kadınla evlilik kararı alması ve aileye altı erkek çocuk doğurması ile Pilavcı sülalesi toparlanmış ve Yaka köyün deyim yerinde ise yarısını teşkil etmiştir.

O halde kimdir bu Nasibe?

Nasibe şu anda hayatta olan ve Yaka köyden Yeşil Osman lakaplı Osman Aydeniz’in kız kardeşinin kızı olan Sabriye Ermiş’in halasıdır. Sabriye Ermiş’in babası da Hafız Osman Türkmen’dir ve Cumalı köyündendir. Bu durumda Nasibe, Hafız Osman Türkmen’in kardeşi oluyor. Hafız Osman Türkmen’in, Emin Ermiş ve Ömer Türkmen diye iki erkek kardeşi daha olduğunu ve bu erkek kardeşlerin en büyüğü Emin Ermiş, en küçüğü de Hafız Osman Türkmen olduğunu şu anda Sabriye Ermiş’in kocası Saim Ermiş’ten öğreniyorum. Hafız Osman Türkmen’in abisi Ömer Türkmen de Yaka köyün Goca ağalarından merhum Hüseyin Özcan’ın eşi Nergis’in annesi olan Naime’nin babası olduğu söyleniyor. Şimdi gelin Nasibe’nin kız kardeşlerine, Cemil Alisi lakaplı ve Nasibe’nin ilk torunlarından sayılan Ali Turgut, Nasibe ninesinin, bir kız kardeşinin daha varlığından söz ediyor ve adının da Ayşe olduğunu söylüyor. Ayşe aslında Yazı köyden Hacı Kâhyalar sülalesinden olan Kel Mustafa ile evlendirilir. Ama bu evlilikten ailenin çocukları olmamış ve Yazı köyden annelerini çocuk yaşlarda kaybetmiş üç kız kardeşten birisi olan Aliye’yi evlatlık olarak almış ve büyütmüştür. Sonra bu kız Fethi Akbaş ile evlendirilmiş. Nasibe’nin üçüncü kız kardeşi Şoför Asım olarak bildiğimiz ve yakın zamanda kaybettiğimiz şoför Asım amcanın babaannesi yani babası Goca Mehmet’in annesi imiş. Bu kardeşin adının Fatma olduğunu Hafız Osman Türkmen kızı Sabriye Ermiş’ten öğreniyoruz. Sonuçta Muğla Ula’dan cami imamı olarak gelen Ali Hoca’nın Yazı köyden Akbaşlar sülalesinden Nergis adlı kadınla evliliğinden doğan bu altı çocuktan birisi de Nasibe.

Şimdi de gelin bir ada gibi davranan bu bölgede bir kadının henüz 20 yaşına bile girmeden iki çocuk doğurması ile başlayan olaylar dizisinde Yarımada’nın haline bakalım. Yarımada, o yıllarda kendi kaderi ile baş başa kalmış geçmişte olduğu gibi. Anadolu ile hiç ilişkisi olmayan ve çevre adalara giden gelen postalarla temel ihtiyaçlarını karşılayan bir bölgeymiş burası. Sağlık anlamında hiç bir hizmetin olmadığı, bir ağrı kesicinin dahi bulunamadığı bir yerden söz ediyorum. O zaman Nasibe nasıl bu doğumları yapıyor derseniz eğer, yanıtı çok basit. O yıllarda her köyde bu konuları bilenlerden bu işleri öğrenmiş kişiler vardır. Kırıkçı gibi çıkıkçı gibi... Doğum yaptıran bayanlar da vardır ancak kanama gibi durumlar ortaya çıktığında artık Allah’a emanetsin. Nasibe böyle bir ortamda bu doğumları yaparken üstelik kocası da genç yaşta askerden dönmemiş.

Nasibe Cumalı köyde yaşıyor ve yaşadığı köy bu yarımadanın ucunda… Üstelik o yıllarda, kendin eker kendin diker, kendin biçersen ancak karnını doyurursun. Hatta giyeceğin her şey için pamuğunu ekersin ve dokuma tezgâhında kendin dokursun. Eğer varsa bir kaç ağaç zeytinini toplayıp, mengene sıktırırsın, koyarsın cerelere. Ekmeğin için de arpanı ekecek yerin olacak. O yıllar Yarımadada yol yok, kaza zaten yok daha doğrusu paranın geçer akçe olduğu bir ortam yok. Para ticari ilişkilerde kullanılan bir meta olduğuna göre, buralarda ticari ilişkiler henüz oluşmamış. Bu durumda Nasibe, üç tane nüfusunun yaşaması için bir erkeğin yapabileceği işleri de becermesi gerekiyor. Kaldı ki torun Cemil Alisi lakabı ile çevrede bilinen Ali Turgut ( Doğumu:1938) ısrarla “Ninem o yıllarda dul kalamazdı” diyor ve ekliyor, “Dul kadını o yıllarda iyi gözle bakmazlarmış, bu yüzden ninem çareyi evlenmekte bulmuş.” Nasibe bunca zorluklar içinde kendisini de aşan problemleri görmüş, yaşamış ve en sonunda kararını vermiş herhalde… Karar, komşu köyde hali vakti yerinde varlıklı Pilavcı Ali ile yeni bir yuva kurmak.

Başlangıçta iki çocuğunu alıp komşu köye gelin olarak gitmeye karar verir. Her ne kadar ölen kocasının ailesinin bütün karşı koymalarına karşın Nasibe bu kararından dönmez. Oğlunu bırakmak zorunda kalır, kızı Seza ile yeni yolculuğa çıkar. O artık 21 yaşında Pilavcı Ali’nin eşidir. Nitekim bir yıl sonra ilk çocuğu Cemil’i doğurur (İlk çocuk Cemil’in doğumu: 1902) İki yıl sonra da Sabri dünyaya gelir. Bu doğumlar sürer gider en son 1924 yılında Muzaffer’i doğuruncaya kadar. Aynı yıl Muzaffer henüz altı aylık iken bu kez Pilavcı Ali erken yaşta hayata veda eder. (Pilavcı Ali öldüğünde 66 yaşındadır)

Nasibe kocası Pilavcı Ali’den sonra tam tamına 31 yıl tek başına yedi çocuğu ile birlikte olacak ve zamanları geldiğinde onların hepsini evlendirecektir. Bugün hem Cumalı köyde hem de Yaka köyde önemli şahsiyetlerin tarih sahnesinde boy göstermesine vesile olmuş önemli bir kişidir Nasibe. Son yıllarını Yaka köyü Kapız mevkiindeki tek gözlü evinde sakin bir hayat yaşarken, buralarda da meşhur olan bir özdeyişi sizlerle paylaşmak isterim. Bu deyim “Keçileri kaçırmak” olarak bilinir ve söylenir. Nitekim Pilavcı nine son yıllarında Sındı köyü mezarlığına kadar kaybolan koyunlarını aramaya gidince çok sevdiği oğulları onu tek göz odasına kilitlemek zorunda kalmışlar.

Her şeye rağmen Pilavcı Ninenin dolu dolu yaşadığı o çileli yılları ile beraber, bendeniz de bir numaralı çocuğu olan Mehmet Tokcan ve onun kızı Mukadder’in istikbal yolculuğundan söz edeceğim. Alt tarafı diye başlayan sözcüklerle başlarız bazen konuşmalara ama gördüğünüz gibi bir mezar taşı neler çıkardı ortaya. Son yıllarda bu taşların yerlerinden sökülüp başka yerlere başka amaçlar için taşındıklarını duyduğumda, buraya bu notları düşmek geldi aklıma. Hadi gelin bir de bu sürece biraz daha geniş açıdan bakmaya çalışalım.

Yaka Köyünde Bir Mezar Taşı Kitabesi

                       Nasibe’nin ilk eşinden olma ilk çocuğu Torin lakaplı Mehmet Tokcan

Nasibe’nin Doğduğu ve Osmanlı Rus Savaşının Başladığı Yıllarda Yarımada

Osmanlı, 19. Yüzyıl son çeyreğine 2. Abdülhamit’in iktidarı ile giriyor ve girer girmez de Rusya’ya savaş açar. Tam bu tarihlerde Cumalı köyde bir kız çocuğu dünyaya gelir. Adını da Nasibe koyarlar. Nasibe ile başlayan bir hayat hikâyesi yazımızın ana teması. Bu arada Nasibe büyürken, Padişah 2. Abdülhamit de artık iktidarı yönetemez hale gelmiş ve ülke bir yandan Yemen çölleri dâhil Kuzey Afrika, bir yandan da Balkanlarda patlak veren iç isyanlar ile boğuşmaktadır. Nasibe 1890 yılında henüz 12 yaşında bir çocuk iken daha sonra 1900 yılına gelindiğinde evlenip barklanmış ve iki çocuk sahibi olmuş hatta eşini askerde bırakmıştır. On yıl içinde çocukluktan genç kızlığa evrilmiş sonra da evlenip ve iki çocuk sahibi olmuştur. Üstelik evin temel direğini de askerde kaybetmiş. Bir genç kız hayali ile yuva kurup sonra da hayatı kararan bir insanın talihinin yönünü ters yüz etmekteki cesareti şaşmamak elde değil. Sonra yeni bir karar vererek ikinci kocasıyla evlenir. Bu yıllarda yarımadada ağalık düzeni hüküm sürerken 1912 yılına gelindiğinde idari bir örgütlenmeye gidilir. Bu sayede de Cumalı köyü, Süleymaniye Nahiyesi adı altında yeni bir örgüt yapısına kavuşur. Nahiye müdürlüğüne de yerlilerin Ömer İhsan Ağa dedikleri saray kökenli bir kişi atanır. Aslında bu idari yapılanmanın vatandaşa hiç bir katkısı olmaz. Tam aksine daha düzenli veri toplamak ve de askerliği gelenlere askere göndermektir amaç. Bunun dışında burada devlet adına yapılan hiç bir yatırım söz konusu değildir. Aynı anda Dadya bölgesi de Reşadiye adıyla bir nahiye örgütlenmesine geçer. Orada da Mirat Bey Nahiye Müdürlüğü’nü üstlenir. Ağalık düzenine karşın böyle bir yapılanma, herhalde Osmanlı’nın yeni dünya düzenine ayak uydurma çabası olsa gerek.

 Yaka Köyünde Bir Mezar Taşı Kitabesi

                              Nasibe’nin ikinci kocası Pilavcı Ali’den olma ilk çocuğu Cemil Turgut ve eşi

Nasibe’nin Nasibi Nerelerde? Cumalı Köyünü Terk Yılları

Yarımadada yeniden yapılanma hareketi başlamak üzere iken Cumalı Nahiyesi’nde Nasibe adında bir kadın savaşta kocasını kaybedince iki çocuğu ile ortada kalmıştır. Henüz daha sene 1900 iken Nasibe iki çocuğu ile kendi geleceğini kuramayacağı için Yaka köyün köklü ailelerinden Pilavcı Ali ile ikinci evliliğini gerçekleştirir. Üstelik ilk kocasından olan kızı Seza’yı da yanında götürmüştür. Oğul Mehmet Tokcan, dede tarafından Cumalı köyde alıkonulmuştur. Nasibe’nin aslında ölen ilk kocası, Cumalı köyün eski ve köklü ailelerinden Hacıoğlu’nun kardeşidir. Nasibe ise Cumalı köyüne hoca olarak atanmış Muğla Ula’dan gelme Ali Hoca’nın bu topraklara yerleşip bir kadınla evlenmesi sonucu doğmuş dört kardeşten biridir. Diğer üç kardeş erkek olup biri Hafız Osman Türkmen diğeri de Belen köye yerleşmiş olan Emin Ermiş’tir. Biri de Yaka köyün önemli ailelerinden Hüseyin Özcan’ın annesinin babasıdır. Nasibe çok genç yaştadır ve geleceği için yuva kurma düşüncesindedir. Bu yüzden de çocuklarını alıp Yaka köyde eşini kaybetmiş Pilavcı Ali ile yuva kurar. Bu arada Pilavcı Ali torunlarından Cemil Alisi lakaplı Ali Turgut, ninesi Nasibe’nin bu tercihine karşı çıkmış. Hatta arkalarından takip edip ninesini ikna edemeyince onu tokatlamış. O yıllarda Nasibe niye bu kararı verdi bilemeyiz elbette. Bu ikna çalışmalarından oğlan etkilenmiş ki Torin, dedenin yanında kalmış ve dede tarafından büyütülmüş.

Sözünü ettiğimiz yıllar Yarımada için çok zor yıllardır. Bir yandan savaşlar bir yandan yokluklar ve de dışarıdan hiç bir yardımın gelmemesi Yarımadayı kendi başının çaresine yapayalnız bir halde bırakmıştır. Yine o yıllar Osmanlı merkezi otoritesinin iyice zayıfladığı yıllardır. Buna rağmen bu bölge Rodos Adası merkez olmak üzere özellikle de Rodos Belediye Başkanlığı, Datça’nın Mehmet Ali Ağaları tarafından yönetilir. Ayrıca Rodos Adası önemli ailelerinden Giraylarla kız alıp vermeler olmuş. Sonuçta da bu yöre insanının Rodos Adası ile sıkı ilişkilerinin olduğu söylenebilir. Bunun en güzel örneği de Cumalı köyde Tüccar Gülbezer’in Rodos adası ile ticari ilişkileridir. Ayrıca yöremizden Hüseyin Çavuş, Sami Ermiş, Halit Aydın gibi daha birçok bakkaliye malzemesi satan kişiler, adalardan ihtiyaç maddelerini getirmekle yöre halkına hizmet etmişlerdir. Yine bu arada bu yöreden sınırlı sayıda da olsa çocuklar okuma fırsatı bulmuşlar ve köye döndüklerinde de imamlık yapmışlardır. O yıllarda medrese eğitimi çok geniş donanımlı insan yetiştirmeyi hedeflediğinden dolayı bu az sayıda insan memleketlerine döndüklerinde bulundukları bölgelerdeki toplumun her türlü ihtiyacına çare olmaya çalışmışlar ayrıca çocukları da eğitmişlerdir. Torin ve Saffet Hoca’yı bu duruma örnek gösterebiliriz. Nasibe işte böyle bir durumda Yaka köyünden Pilavcı Ali ile ikinci evliliğini yapar. Oğlu Mehmet, annesi ve kız kardeşi Yaka köye taşınınca Yaka köye gidip gelmeler başlamış. Bu gidip gelmelerde, Mehmet Tokcan Saffet hocayı tanımış ve ondan dersler almaya başlamış. Bölgede o yıllarda bir eğitim kurumunun olmaması sonucu iş ya ailelerin kişisel gayretine ya da çocuklara kalmış durumdadır. Mehmet Tokcan her ne kadar dedesi yanında büyüse de zamanının çoğunu Yaka köyde geçirmiş ve de Saffet hocanın takdirini kazanmıştır. Saffet hoca da Mehmet Tokcan’ın Cumalı köyü cami imamlığına onay vermiştir. Mehmet Tokcan Cumalı köyün camisinin bakımı ve minaresinin yapımına kadar her türlü fedakârlığı göstermiştir.

 Yaka Köyünde Bir Mezar Taşı Kitabesi

                                   Nasibe’nin Pilavcı Ali’den olma altıncı çocuğu Muzaffer Pilavcı oğlu M. Akın Pilavcı

Nasibe’nin Kısaca Hayat Hikâyesi

Nasibe’nin mezar taşında doğum tarihi 1878 yazıyor. Doğum yeri ise belirtilmemiş. Emekli öğretmen M. Akın Pilavcı, Nasibe’nin Cumalı köyünde doğduğunu ve yine aynı köyden evlilik yaptığı kocasından iki çocuk sahibi olduktan sonra askere gittiğini ama dönmediğini söyledi. Aslında M. Akın Pilavcı, Nasibe’nin öz torunudur. Bu öz torunun ifadesine göre; kocası askerden dönmeyince de o yokluk yıllarında Nasibe çareyi komşu köyden Pilavcı Ali’ye eş olmakta bulmuş. Pilavcı Ali ile Nasibe arasında 23 yıllık yaş farkına rağmen bu evlilik gerçekleşmiş. Nasibe’nin Pilavcı Ali ile evliliğinden doğan ilk çocuk Cemil 1902 doğumludur. Son çocuğu Muzaffer ise 1924 doğumludur. Yine Nasibe son çocuğu olan Muzaffer’i doğurduğunda 46 yaşındadır. Arada dört erkek çocuk vardır. Bu arada Pilavcı Ali’nin de ilk eşinden altı çocuğu olmuş ve bunların dördü savaşlardan dönmemiş. Bir tek Hayri savaştan sağ olarak dönmüş. Bu altı çocuktan bir tanesi kız olup onu aynı köyden Süllü ailesine gelin vermişler. İşte Pilavcı Ali de savaşın kendi ailesinde sebep olduğu tahribattan sonra, komşu köyden iki çocuklu Nasibe ile evlenmiş. Oğul Mehmet Tokcan’ı ise Cumalı köyde dede Hacıoğlu büyütmüştür. Ancak dedenin aksanındaki problemden dolayı “torun” diyemez, onun yerine Torin dermiş. Bizim sözünü ettiğimiz torun Mehmet Tokcan artık Torin olarak bilinir. Sonraları Çeşme köydeki cami imamlığını yürüttüğü içinde Torin hoca olarak çevrede sevilir ve değer görür. Torin’in kız kardeşi Seza annesi Nasibe ile birlikte gitmiştir. Pilavcı Ali, hali vakti yerinde babası Pilavcı Hüseyin’in hatırı sayılır mal varlığı ile geçimini sürdürür. Bu arada Seza bir süre sonra Pilavcı Ali oğlu Fehmi ile evlendirilir. Ne yazık ki Pilavcı ailesinin dördüncü erkek bireyi Fehmi’de savaşa gidecek ve dönmeyecektir. Böylece toplam dört erkek çocuk savaşlarda şehit olmuş geriye tek Hayri, Kurtuluş Savaşı’ndan sağ salim dönebilmiş. Pilavcı Ali erkek çocuklarının tamamından mahrum kalmış bir de eşini kaybedince çareyi ikinci bir eşte aramıştır.

 Yaka Köyünde Bir Mezar Taşı Kitabesi

          Nasibe’nin ilk eşinden olma Torin Hoca lakaplı Mehmet Tokca’ın ortanca kızı Mührüzat Yeşilgökçen ve kızı Türkan Küçük(Yeşilgökçen)

Nasibe’nin İlk Çocuğu Torin Hoca

Nasibe’nin ilk kocasında olma olan Mehmet Tokcan (Torin Hoca) 1890’lı yılların sonlarında doğduğunu tahmin ediyorum. Nasibe’nin ilk kocası için söylenen genel kanı Cumalı köyde yaşayan Hacıoğlu sülalesinden ve Hacıoğlu’nun kardeşi olduğudur. Torin Hoca, kardeşi Seza ile küçük yaşta yetim kalmışlar. Sonraki yıllarda Mehmet Tokcan baba sülalesinde yani amcasının yanında büyür. Torin hoca lakabı ile bilinen ve tanınan bu değerli din adamı yine aynı köyün çok büyük sülalesi olan Goca kapılardan Naile ile evlenir. Naile’nin iki kız kardeşi daha vardır: Fevziye ve Şefika. Şefika, Cumalı köyü muhtarlarından Hakkı Efendi ile evlidir ve çocukları olmamıştır. Şefika, bu arada kız kardeşi Fevziye’nin oğlu Hikmet Özmen’i evlatlık olarak alır. Fevziye ise Yaka köyün önemli ailelerinden Recep oğlu Mehmet’in eşidir. Aynı zamanda Köy Enstitüsü mezunu olan öğretmen Refik Selçuk’un annesidir. Torin hoca Çeşme köyün batı yakasında ve köyden oldukça uzak noktaya bir kule ev yaptırır. Bugün hâlâ ayakta olan bu iki katlı kule yapısı olan evde yeni bir hayat kurar. Evin bulunduğu bölge sarnıç olarak bilinir. Sarnıç deyince akla ilk olarak su geldiğine göre bu bölge sulak ve yaşanabilir bir yerdir. Gerçekten doğu batı doğrultusunda uzanan bir vadi içerisinde bol sulak bir bölge olan sarnıç, yıllarca Torin hoca eşi ve üç çocuğuna ev sahipliği yapmıştır. O yılları hatırlayan torunlar özellikle bu bölgede her türlü meyvenin bol yetiştiğini söylüyorlar. Bugün bile eğer uğrarsanız derede Sandama incirlerinin hâlâ varlığını sürdürdüğünü görürsünüz. Armut ve kayısı ağaçları ile her türlü narenciye ağaçlarının bolca bulunduğu bu vadi, o yıllarda cennet gibi tanımına uygun bir yer olarak anılmaktadır.

Torin hoca belirli aralıklarla üç kız çocuğu sahibi olur. En büyüğü 1926 doğumlu Mukadder, sonra 1930 doğumlu Mührüzat (Mirzat olarak bilinir) hâlâ hayattadır. En küçüğü de Şükran 1934 doğumludur.

 

Nasibe Oğlu Torin Hoca’nın İlk Çocuğu Mukadder’in Tarihi Yolculuğu

Yakın zamanda Yarımada’da yaşlı nüfus ziyaretlerime devam ederken yine Palamut Bükü’nde yaşayan Saim Ermiş ve eşi Sabriye Ermiş ailesine uğradım. Söz döndü dolaştı okudukları Çeşme köy ilkokuluna ve öğretmenlerine geldi. Sabriye Ermiş, Mukadder Tokcan deyiverdi. Hiç beklemediğim bir yanıt oldu bu. Aslında 1933 yılında doğmuş Sabriye, 1940 yılında okula başlasa 1945 yılında ilkokul son sınıfta oluyor. Demek ki bu ara Mukadder, okulu bitirmiş ve öğretmenliğe başlamış. Mukadder de henüz 19 yaşlarında gencecik bir fidan.

Şimdi de gelelim Mukadder’in hikâyesine. Bir din adamı, bir cami imamı ve onun hamurunu yoğuran en başta Yaka köyden Rodos’ta Medresede eğitimini tamamlamış olan Saffet hoca olmak üzere, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin temeline bir taş ta ben koyayım sorumluluğu ile Torin hoca ilk çocuğunun Yarımadada uzun bir yolculuğuna onay verecektir. Hem de ne yolculuk, tahtadan bavulu sırtında yaşı henüz 12 ya da 13 olan bir kız çocuğunu yüzlerce kilometrelik bir yoldan hem de patika yoldan İzmir’deki Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne göndermeye karar vermiştir. Geceleri konaklayacak bir mekânı olmayan ve en az beş gün sürecek olan bir yolculuktur bu. Bu örnek başka yerlerde de vardır elbette. Günümüzde bu yaşta çocuğun üzerinde titreyen anneleri gördükçe hemen aklıma nedense bu küçücük kızın günler süren çileli yolculuğu geliyor. Yanında babaannesinin ikinci kocasından olma Muzaffer Pilavcı’ya teslim edilen Mukadder, yine aynı köyden Asım Bozalan, Yaka köyden Nizamettin Tokcan ve onun amcaoğlu Cahit Tokcan bu çileli yolculuğa çıkmışlardır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin o zor yolculuğuna katılıp ona sanki bir teşekkür misali, ülkenin en ücra köşesinden el sallamakla üzerlerine düşen bu tarihi sorumluluğu yerine getirmişlerdir. Bu arada değerli büyüğüm emekli öğretmen M. Akın Pilavcı bu tarihi uzun yürüyüşler için bir açıklama getirdi. Onu aynen aktarıyorum, “Pilavcı ailesinden bir büyük bu beş gence rehberlik yapmış. Bir ata bu çocukların tüm bavulları asılıp sadece kız çocuk atın semerine bindirilmiş. Diğer çocuklar ve at sahibi Muğla’ya kadar yayan olarak gitmişler. Çocukların dönüşünde de yine aynı kişi, bu atı ile Muğla Yağcılar Hanı’na önceden gelip yerleşirmiş. Dönüşte de aynı işlem yapılırmış. Bu arada Muzaffer, çocuk hali ile Niye “Mukadder hep bindiriliyor?” diye kızarmış. Yaklaşık 270 km olan bu yolun en az 200 km’lik kısmı yayan alınır ve bir şekilde Aydın Tren İstasyonu’na ulaşılırmış. Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne gidiş gelişler böyle olmuş. Bu çocuklar gösterdikleri üstün yetenekleri sayesinde dört yıl sonra köylerine öğretmen olarak dönmüşler. Bu kör ve sağır kalmış Anadolu’nun en ücra köşelerine Işık vermeye başlamışlar.

Onlar çocuk yaşta önce Aydın’a sonra İzmir’e hatta istikbale ulaştılar. Yine onlar birer örnek oldular çocuklara ve gençlere. Gelecek kuşaklara da ne İzmir ne Ankara ne de İstanbul yetmedi. Onlar iyi birer örnek olma bilinci ile güneşe yolculuğa çıktılar. Bu işin başlangıcında Nasibe kararını verdi ve perdeyi biraz da olsa araladı. Nasibe’nin ilk oğlu bir cami imamı idi. İlk kızına da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin temeline bir taş koyma adına “Yürü!” dedi, “Korkmadan yürü!”. Tarih, Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin önce kurtuluş sonra kuruluş derken yeniden yapılanma mücadelesinde Mukadderler ve Muzafferlerin o müthiş akıl almaz hikâyeleri ile dolu. Tekrar tekrar bakmakta fayda var kanısındayım.

 

Son sözümüzü Meksikalı Ressam Frida Kahlo’nun dizeleri ile söyleyelim: “Ben uçmak isteyip uçamayan bir kuş gibiydim / Hem de bu çaresizliğini kabullenemeyen bir kuş gibi”

 

Kaynaklar:

1 - M. Akın Pilavcı, Emekli Öğretmen, Nasibe Torunu.

2 - Saim Ermiş, 1933 Doğumlu, Sami Ermiş Oğlu,

3 - Sabriye Ermiş, 1933 Doğumlu, Hafız Osman Türkmen Kızı.

4 - Ali Turgut, Nasibe Torunu, 1938 Yaka Köy Doğumlu.

5 - Cansever Güzel, Sabriye-Saim Ermiş Kızı, Mustafa Güzel Eşi.

6 - Temel Özcan, Ömer Türkmen Torunu, Hüseyin Özcan’ın Oğlu, Emekli Öğretmen.

7 - Mehmet Özcan, Ömer Türkmen Torunu, Hüseyin Özcan Oğlu, Emekli Banka Müdürü.

Yazar hasan doğan

Yorumlar (1)

Aliş

14 saat önce / 05.09.2026

Emeğine kalemine yüreğine sağlık Hasan hoca

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla